• BIST 93.616
  • Altın 208,990
  • Dolar 5,3413
  • Euro 6,0898
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 4 °C

Canavar Medya 1

Oktay KÖYLÜ

Medyanın keşfi insanlık adına büyük bir adımken, Jim Carry'nin baş rolünü oynadığı Truman Show(1) isimli filmindeki gibi bir dünyayı yaratmasından dolayı, onu (Medyayı) kontrolsüz bir güç ve tehlike olarak dikkate almak gerektiği anlaşılıyordu. Uluslararası medyanın neredeyse tüm dünyayı yönetmeye başladığı bugünlere nasıl geldiğini önce medya tarihine giderek hatırlamakta fayda var...

Çin: Çin'de Tang hanedanı (618-907) döneminde devlet memurları arasında dağıtılmaya başlanan Saray genelgesi "Bao bir tür gazeteydi.

İlk Gazete: "Notizie Scritte" adı altında 16. yüzyılda Venedik'te yayımlandı.

Almanya'da 1615’de "German Frankfurter Journal"  yayımlandı.

İngiltere’de 1622’de "Weekly News" yayına başladı.

 ABD: ABD’de ilk olarak 1600’lü yılların ortalarında sömürge gazeteleri ortaya çıktı.  1700’lü yıllarla birlikte Bağımsızlık Savaşı gazeteleri yayınlanmaya başladı. Bu dönemdeki gazetelerin hepsinin bağımsızlık savaşını çabuklaştırmaya büyük etkisi oldu.

Fransa, Almanya ve İtalya üçlemesi: 1789 Fransız Devrimi ile Fransa’da modern basın doğdu.1789-1792 yıllarında devrimin sınırsız basın özgürlüğünden faydalandı. 

İtalya’daki çoğulcu yaklaşımın aksine Fransa’da yayıncılık sektöründe merkeziyetçi devlet tekeli oluştu. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında hükümetler basın yoluyla siyasal propaganda yaptılar. Fransız yayıncılık sektöründe kamu tekeli 1980’lerde sosyalistlerin iktidara gelmesiyle kaldırıldı. Ancak Fransız basını ile ilgili yasal düzenlemeler hep seçim dönemlerinde yapılmıştır. Bu da iktidarın iletişim sektörüne doğrudan müdahalesinin bulunduğunu göstermektedir.

Medya krallarından en şımarığı olan Berlusconi'nin kendisine ait 3 TV kanalını kullanarak iktidara gelmesi gibi yaşanan gerçekler gizli kalamadı. Ancak Berlusconi'nin 3 TV sine pek bir şey olmadı. (İtalya itibar ve zaman kaybetti.)

Almanya: Dünyada basın hayatının başlangıcı matbaanın 1450 yılında Almanya’da bulunmasıyla olmuştur. Almanya’da klasik anlamda ilk gazete ise 1609 yılında yayınlanmaya başladı.

Bu dönemlerde kilise ve devlet, basın üzerinde baskı yaratıyordu. Kilise (O zamanki gücü sayesinde) basın üzerinde tam bir sansür yetkisine sahipti. Alman basınında Fransız Devrimi ile yaşanan özgürlük dalgası yeni bir anlayışın temelini oluşturmuştur. Okyanus ötesinden gelen akıl hocaları sayesinde Hitler’in 1933 yılında iktidara gelmesi ile basın tam bir propaganda aracı olarak kullanıldı. Basın üzerinde otorite kurmak amacıyla bakanlık oluşturuldu. Özgür basın susturuldu, birçok gazete kapatıldı. Radyo yayıncılığı 1920’li yıllarda başlamıştı. Hitler döneminde uğradığı baskıcı politikaların ardından radyo yayıncılığı 1940’lı yıllarda özgürlük kavramının yasal zeminine oturtulmaya çalışıldı. 

Almanya’da sağcı ve tutuculuğu ile tanınan Leo Kirchen'in Helmut Kohl ve partisi CDU'nun yardımıyla ülkenin en büyük yayın şirketi olan şirketi Springer'i ele geçirip ,yayın şirketine bağlı tüm gazete ve TV lerde Kohl ve partisini desteklemesini emretmesi gibi yaşanan gerçekler İtalya'da olduğu gibi gizli kalamadı. 

Son 50 yıl içinde Gazetecilik siyasi ve mali iktidarın medyaya girmesiyle ortaya çıkan dikey gazeteciliği (bilgiyi, haberi bilgi ve haber sahibinden yani iktidar odaklarından, bilgisi haberi olmayana, yurttaşa tek yanlı iletmek) sorunlarını  aşmak amacıyla, belki de daha doğrusu asal işlevine dönmek amacıyla yatay gazeteciliğe (bilgi ve haber akımının çeşitli odaklar arası ve odaklar ile yurttaşlar arası serbest ve çok yönlü dolaşıma) geçti...

Algı yönetimi ne kadar tehlikeli olabilir?
İkinci dünya savaşını kazanan ABD ve Birleşik Krallık ve de beraberindekiler savaştan  sonra Hitler, Rusya ve Japonya'ya karşı tüm güçlerini ve Medya gibi bir gücü kullanmayı kendinde hak gördü ve  hala hak görüyor. Bunun insan haklarına aykırı olduğunu bilmesine rağmen (2. Dünya Savaşını nerdeyse tüm dünyayı yanlarına almalarına rağmen) zor kazandıklarını bahane ederek görmemezlikten geliyor.

Algılar, değişik uygulamalarla yönlendirilip değiştirilebilir. İnsan doğasının bu değişmez özelliğinden faydalananlar kendi amaç ve çıkarları doğrultusunda, hedef bireyler ya da toplulukların bakış açılarını, ön ve kalıp yargıları ile davranışlarını şekillendiren algılarını etkileyebilir, yönlendirebilir, yönetebilirler. Özellikle 2.Dünya Savaş'ında uygulanan psikopolitik yöntemlerinin ne denli etkili olduğunun görülmesi giderek algı yönetiminin önemini ve  kullanılmasını da arttırmıştır.

Gelinen durum bu iken Algının yönetimi ve yönlendirilmesi, gerçekler yerine yalnızca görmesi gerekenleri veya görmesi istenilenleri görmelerini sağlamak olduğunu farkında ve bilincinde olmazsak hepimiz Truman olacağız... Hatta olanlar bile var. Peki ya sen? diye sorarsanız:

Ben: "In every life we have some trouble / But when you worry you make it double/ Dont worry be happy."

Truman Show isimli filmi görmeyenler veya hatırlamayanlar için kısa bir hatırlatma:
Truman Show’un asıl önemi bugünkü dünyamız ile benzerliği… İnsanların yönlendirilmeye çalışılması, kendi hayatlarını yaşamalarına önem verilmeyişi, hatta onun yerine yönetilmeleri bu filmde çok iyi bir şekilde anlatılmış.  Bir yönetmen tarafından yönetilen, aslında orada olduğunuzu bilmeden bir sette yaşamak… Kontrolün sizde olmadığını bilmemek ve direktiflerle yönlendirilen bir birey olduğunun farkında olmamak… Ne seçim yapacağını önceden bilen insanlarla dolu bir yerde yaşamak… Pes etmek veya etmemek… Günümüz dünyasında biz de aynı şekilde yaşıyoruz. Seçimler yapmamız gerekiyor. Acaba doğru seçimi yapıyor muyuz?

Filmin bir diğer yanı ise zıtlığı çok güzel anlatıyor olması. İzleyici kitlesinde Truman’ın ‘gerçek bir hayatı olsun’ isteyenler de var, ‘bu hayat onun için çok daha iyi, gerçek hayatı zaten bu’ diyenler de var. İçinde dürüstlük dolu bir yaşamın bir yalan üzerine bir setin üzerine kurulu olması var. Truman’ın mutluluğu ve mutsuzluğu, bir insanın gelgitleri var. Zıtlıklarla gerçek hayatın seçimlerini anlatan bir film Truman Show... Eğer bir seçim hakkım olsaydı hayatımı mükemmel bir yaşamda mı yaşamak isterdim yoksa gerçek dünyayı mı seçerdim? Gerçekten hayallerimin peşinden gidecek cesareti bulabilir miydim? Daha da önemlisi ne olduğunu hiç bilmediğim, istediğim bir şeyin peşinden gidebilir miydim? 

Bu yazı toplam 1206 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Tourism Today | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 242 324 79 77 Faks : +90 242 324 79 37