• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 2 °C

Çok şey yazıldı ve…

Adnan SOYASLAN

Sevgili dostlar,

Uzun zamandır hiçbir mecrada yazmadım, hiçbir dergi ya da basın organına demeç vermedim. Dostlarım bana yazmam ve değerlendirme yapmam konusunda telkinde bulundukça, ben olayın kısmen dışında olduğumu belirterek, tabiri caiz ise “Hariçten gazel okumamak” adına suskunluğumu korudum. Süreç beni sonunda bir şeyler söylemek adına bu noktaya getirdi.

İsterseniz konuya 2014 yılı haziran ayından başlayalım. Yıl, 2014 Haziran ayı. Turizm ve özellikle konaklama sektörü her geçen yıl daha zorlu bir sürece giriyor, yatak sayısı kontrolsüzce artıyor, konaklama sektörünün üzerindeki yükler artıyor, verimli ovadan su çekmek artık çok doğal, nasılsa su sürekli olarak geliyor ve bu suyun asla kesilmeyeceği yönünde görüşler sabit. İstihdam sağlayan, gayri safi milli hasıladaki payı sürekli artan, vergisini ödeyen, düzenli döviz getiren bu sektörün dinamikleri artık yerleşmiş ve sarsılmaz şekilde her kesimin iştahını kabartıyor. Tehlikelerin kimse farkında değil, zira duraklama şöyle dursun, resmi kurumlar ve STK’lar tarafından büyüme planları sürekli yukarı doğru revize ediliyor. Rus pazarı nerdeyse yıllar boyu ana pazarımız olan Almanya’nın üzerine çıkmış, Orta doğu ve Doğu Avrupa pazarları büyümüş, Merkez Avrupa, İskandinav ve İngiltere pazarları sürekli bir katma değer oluşturmuş, iç turizme neredeyse hiç ihtiyaç kalmamış.

İşte ne olduysa bu dönemde bir şeyler ters gitmeye başladı. Sanki bütün gerilimler bir anda boşaldı ve fay hattı hareketlendi. Ancak biz krizlere şerbetliyiz ve yıllardır söylediğimiz gibi bizler kriz yönetiminde çok başarılı bir sektörüz, nasılsa her 3 ila 4 yılda bir krizler oluyor ancak kısa sürede çözüme kavuşuyor. Bu defa gelen kriz ana damardan geliyordu ve sadece genel durumu iyi okuyabilen birkaç kişi, analizi gerçekçi olarak yapabiliyordu.

Uçak düşürme ve terör faaliyetleri olmasaydı da sektör bir krize girecekti.

Bunu söylememin asıl nedeni, yazımın ikinci paragrafında bahsettiğim Lale devrinin sonlarına gelinmesiydi. Rüzgâr her zaman arkanızdan esmez ve arkanızdan esen rüzgârın keyfine kapılırsanız varmak istediğiniz gerçekçi hedeflerden çok uzaklara gidebilirsiniz. Bizler gideceğimiz yerden çok uzaklara gittik. Sağlıksız, plansız büyüme ve arkadan esen rüzgârlar, bizi hayallerimizin ötesinde yerlere taşıdı ya da hayallerimiz masallara dönüştü. Şimdi geldiğimiz yerden geriye dönüş yok. Yatırımlar yapıldı, altyapımız milyonları ağırlayabilecek düzeyde gelişti, yatırımcılarımız ve tedarikçilerimiz büyük bünyelere dönüştü. Eskiden on binlerle ifade ettiğimiz büyüklük rakamları bugün milyonlarla telaffuz edilmeye başlandı.

Kriz tartışmalarını ibretle izlerken, şu cümleye çok güldüm demek isterdim, ne var ki kocaman akil adamların bu denli gerçek algısından uzak beyanatları beni gülümsetmedi bile. “Yeni pazarlar bulmalıyız.” Bu gün ana problemimiz olan BDT (Birleşik Devletler Topluluğu) ülkelerinden gelen turist sayısının 1990’lardan bu yana gelişimini bilmeyen! Ya da hatırlamayan kişilerin söyleyebileceği bu söz, bu işin gerçeğini bilenler tarafından söylenemez, söylenmemelidir. İlk gelen BDT profiline ve sayılarına bakmak için, her hangi bir turizm istatistik sitesine girmek yeterlidir. Ama yine de bilmeyenler için isterseniz kaynağını da söyleyerek ben ilgili rakamları vereyim.

Kaynak TÜİK (Türkiye İstatisitik Kurumu)

Yıl           2000      BDT        Gelen Turist Sayısı    1.380.000

                                           Toplam Gelen Turist Sayısı 10.428.000                  

Yıl           2005      BDT        Gelen Turist Sayısı    3.431.000

                                           Toplam Gelen Turist Sayısı 21.125.000

Yıl           2010      BDT        Gelen Turist Sayısı    6.075.000

                                           Toplam Gelen Turist Sayısı 28.632.000

Yıl           2015      BDT        Gelen Turist Sayısı    8.134.000

                                           Toplam Gelen Turist Sayısı 36.245.000

Bu sayıların içerisine özellikle üç komşu ülkeden (Gürcistan, Bulgaristan ve Suriye) gelen toplam 5.000.000 ziyaretçi de dâhildir.

Bu sayıları vermemin nedeni şudur. Özellikle 90’lı yılların istatistikleri de incelendiğinde, bugün çok kısa birkaç satırda ifade edebildiğimiz ve 15 yılda 300% artış gösterdiğimiz genel toplamımız ve 700% artış gösterdiğimiz BDT pazarlarının gelişim süreçleri hiç de kolay olmamıştır. Harcanan onca zaman, emek ve para ile birlikte, kimsenin gitmediği yerlere cesaretle giden girişimcilerimizin atlattığı badireler bizleri bu noktaya taşımıştır.

Şimdi yeni bir süreç işlemektedir. Bu süreçte beklenen, yeni pazarlar ve yeni milyonlar üretilebilmesi ve bunun hemen üretilebilmesi ihtiyacıdır.

Gerçekçi olalım lütfen! Bu sabrı gösterebilecek ne gücümüz ne de kolaylıkla küçültüp uyum sağlayabilecek işletmelerimiz var. Yapılar büyüdü, hantallaştı, ihtiyaçlar arttı, Turizm emekçisinin standartları yükseldi, desteklediğimiz yan sanayilerin sayısı ellileri buldu, bu işten ekmek yiyen kitleler milyonları buldu ve en önemlisi, yıllardır konuştuğumuz Çin pazarı gibi pazarlar asla BDT gibi bir sayısal ivme yakalayamayacak. Yeni bir Pazar yaratma ihtiyacı var ancak yeni bir Pazar ya da pazarların oluşturulması uzun yıllar alacaktır. Öyle ya bir nesil BDT pazarını oluştururken büyüdü. Orada da 25 yıllık emek karşılığı toplam sekiz milyon ve bunun iki milyonu sınır ticareti dolayısıyla ülkemize gelen Gürcü misafirlerimiz.

Peki, uzun süredir konuştuğumuz iç Pazar dinamiklerimize ne oldu? Bakın gerçekçi bir yaklaşım için sayılara ihtiyaç vardır. Bu yıl BDT pazarlarından en iyimser yaklaşımla 3.000.000 turistin azalacağını öngörürsek. Bu misafirlerin ülkemizde ortalama 7,5 gece (bu geçen yıllarda dokuz gecelemeyi buluyordu) konakladığını varsayarsak, yerli misafirlerimizin ise ortalama konaklama sürelerinin 3,5 ile 4 geceleme arası olduğunu düşünürsek, üç milyonluk kaybı telafi etmek için altı milyon yerli misafire ihtiyaç vardır. Buna birde Avrupa Pazarlarından gelen azalmayı da eklersek, ihtiyaç duyulan yerli misafir sayısı sekiz ile on milyon arasında bir rakamdır. Böyle bir potansiyel var ise hemen harekete geçmekte fayda var. Zira böyle bir rakamın olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Eğer olsa idi, geçmiş yıllarda karşılaştığımız her kriz döneminde rahatlıkla bu potansiyeli devreye sokabilirdik.

Şimdi tüm bu olanlar karşısında, neler yapabiliriz buna bir göz atalım. Yeterince sebep saydık ve birkaç çözüm önerisi de getirmek gerekli.

Öncelikle, planlamanın yapılarak yeni yatak arzına bölgesel ve kontrollü şekilde izin verilmesi gerekliliğini görmemiz gerekmektedir. Sürekli artan yatak sayısı beraberinde yeni pazarlar getirmedikçe, geçmişte olduğu gibi mevcut pastadan pay almak şeklinde doldurulmaya çalışılacaktır.

Bölgesel tanıtımların yeniden ön plana çıkarılması gereklidir. Geçmişte doğru şekilde yapılan ve bölge tanıtımı üzerine kurulan pazarlama faaliyetleri, son yıllarda tamamen otellerin marka tanıtımları şekline dönüştü. Otel markalarımız tabii ki önemlidir ancak bölge tanıtımı sürekli ve akılda kalıcı şekilde yapılır ise, sürekli bir destinasyon bilincini aşılar. Önemli olan ülkedir, bölgedir. Çoğunluğun algısı otel markası yerine bölge imajı üzerine çalışır. Bir örnek vermek gerekir ise; Belek bölgesi bu konuda en başarılı projedir. Öyle başarılıdır ki, daha sonra Turizme açılan Kundu, Lara ve Boğazkent gibi bölgelerdeki oteller, ilk açıldıkları yıllarda kataloglarda Belek bölgesi olarak tanıtılmışlardır. Demek ki Bölge, Otelin markasından daha fazla akılda kalıcı ve değerlidir.

Artık uzun vadeli planlar yapmak zamanı gelmiştir. Kısa ve günü kurtaran, hemen sonuç bekleyen anlayıştan sıyrılarak, orta ve uzun vadede başarıyı hedefleyen planlamaları yapabilmeliyiz. Bütçeler yıllık yapılabilir, ancak planlamalar uzun vadeli olmalıdır. Yıllık ödeme planlarımız ve karlılık hedeflerimiz mutlaka ki olacaktır ancak altın yumurtlayan tavuk hikâyesini unutmamalıyız. Tüm yumurtaları almak için tavuğu keser isek, elimizde her gün bir altın yumurta verecek tavuk kalmaz. İstikrarlı büyüme hedefleri koymadan gerçeklikten ayrılmak kısa vadede belli oranda gelir artışı sağlayabilir ancak gelecek yılları taahhüt altına alır ve sürekli aşağı giden bir ivme ile sıradanlaşır ve kayboluruz.

Sadakatli misafirimizi kaybetmemeli, fiyat hizmet kalitemizi düşürmemeliyiz. Akdeniz çanağındaki turizm ülkeleri içerisinde avantajlı ve bir numarada olduğumuz tek segment Fiyat=Hizmet kalitemizdir. Eğer bu segmentteki birinciliğimizi de kaptırırsak, Ülkemizin, diğer rakiplerimizle rekabet etme şansı kalmaz. Her kriz döneminde tek kriz yönetimi olarak gördüğümüz fiyat düşürme kozunu oynayarak ve sonrasında bunu misafirlerimizin hizmet kalitesinden düşürmek şeklinde geri döndürmeye çalışarak bir yere varamayacağımızı artık idrak etmemiz gerekmektedir. Aksine, sadakatli misafirlerimizi ödüllendirmeli ve tabanımızı korumalıyız. Unutmamalıyız ki bizim onlara sadece bu yıl değil, işletmelerimiz yaşadığı sürece daha uzun yıllar ihtiyacımız vardır.

Son olarak belki biraz da zülfüyare dokunmak gerekecek.

Tüm bunları olgunlaştırarak işletmelerimizi uzun vadeli hedeflerine taşıyacak profesyonellerle çalışma ihtiyacını da artık görmemiz gerekmektedir. Ucuz etin yahnisi yavan olur sözünü hiçe sayarcasına, yıllar boyunca profesyonellere verilen değerin sürekli düştüğü ülkemizde, artık gerçek profesyonellere hak ettiği değerin tekrardan kazandırılması işletmelerimizin tek seçeneğidir. Hızlı büyüyen sektörün ihtiyacını karşılamak adına, belli vasıflardan yoksun kişilerin sadece ucuz işgücü olarak kullanıldığı ülkemizde, işletmelerin değerleriyle orantılı, bilgili profesyonelleri yetkilendirerek istihdam etmeleri, gereklilikten de öte bir mecburiyettir. Turizm etiğini bilen, yılların tecrübeleriyle yoğurulmuş, günlük kaygılardan uzak, işine odaklı, istikrarlı, doğruları söylemekten kaçınmayan, eğitimci, takım çalışmasını her şeyin üzerinde tutan, delege etmekten kaçınmayan, vizyoner kişilerin mutlaka farklı değerlendirilmesi, tabiri caiz ise sapla samanın birbirinden ayrılması gereklidir. Zira bu tip profesyonel yöneticilere sahip olanlar, 2016 gibi kriz yıllarını daha az hasarla atlatmakta ve ertesi yılların toparlanmasını da daha güçlü dönüşlerle sağlamaktadırlar.

Turizm sektörünün değerli üyelerine ne içten saygı ve sevgilerimi sunarım.

A.Adnan Soyaslan

Elexus Hotel 

Girne-Kıbrıs

Genel Müdürü

Bu yazı toplam 8856 defa okunmuştur.
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Tourism Today | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 242 324 79 77 Faks : +90 242 324 79 37