|
|
|
* Biraz kendinden bahseder misin? Müzik hayatına nasıl girdi ve seni nasıl etkiliyor? Gölcük doğumluyum. Dolayısı ile büyük şehirde büyümemiş olmanın güzellikleriyle yaşadım ama gelecek planları açısından da dezavantajları oldu.İlkokuldayken çocuk korolarında korist ve solist olarak görev almaya başladım ki, küçük yerlerde bu çok değerlidir çünkü herkes birbirini tanıır ve siz de önemli biri olursunuz.Daha sonraları ortaokulda da bu devam etti. Lisede ise artık kendi grubumuzu kurup kendi bestelerimizi söylemeye başlamıştık.Artık benimde konservatuar hayallerim iyice güçlenmişti.Lisedeki müzik öğretmenim bana gerçekten çok destek oldu ve hiçbir karşılık beklemeden beni müzik bölümü sınavlarına hazırladı ve bende onunda katkısı ve tabiiki çalışmamla ve yeteneğimle Marmara Üniversitesi Müzik bölümüne girdim ve artık müzik benim hayatımın temel noktası olmuştu.Bu şekilde de hem akademik kariyer yaparak - ki şu anda Doktora tezimi yazıyorum- hem de profesyonel olarak müzisyenliğe adım atarak yolumu çizmeye başladım.Bas gitar çalarak kendi gruplarımızda solistlik yaptım aynı zamanda birçok tanınmış isme müzisyen olarak eşlik ettim.
* Film ve dizi müziklerini yapmaya ne zaman ve nasıl başladın? Ve bu süreç nasıl gelişti? 2003 yılında başrollerini Lale Mansur ve Tarık Akan’ın paylaştığı ``Gece Yürüyüşü`` isimli dizinin müziklerini yaparak bu sektöre giriş yaptım. Ardından çok gündeme gelmeyen birkaç dizi projesinde yer aldım.Bu süreç devam ederken 2005 yılında en iyi film Altın Portakalını kazanan ``Türev`` isimli filmin müziklerini yaptım.2006 yılı sonunda da Yaprak Dökümü dizisi ile müzikal kariyerimin dönüm noktasını yaşadım.O proje hedeflerimi gerçekleştirmem için elime geçen büyük bir fırsattı ve o fırsatı iyi değerlendirdim.Ama arkası daha zordu.Çok başarılı görüldüğünüz bir işten sonra bunun tesadüf olmadığını göstermek gerekiyordu.Özellikle ``Dudaktan Kalbe`` ve ardından ``Menekşe ile Halil`` dizileriyle bu zorluğu aştığıma inanıyorum ki artık dinleyiciler için ``Toygar Işıklı`` ismi bir müzikal tarzı ve kimliği ifade ediyordu.Bu senede Aşk-ı Memnu`` ile bunu devam ettirmeyi hedefliyorum.
* Dünyada ya da Türkiye’de film müzikleri konusunda ilgini çeken isimler var mı? Ve özellikle film müzikleri konusunda Türkiye’deki ve dünyadaki işleyiş nasıl? Dünyada John Williams, Jerry Goldsmith, Danny Elfman, Clint Massell ilk aklıma gelen çok sevdiğim bestecilerden birkaçı…Türkiye’de ise Nail Yurtsever’in müziğini beğeniyorum. Dünyadaki işleyiş sisteminde daha film çekilmeden müzikleri için çalışmalara başlanıyor.Bizde ise genelde film çekildikten sonra montaj aşamasındayken müzisyen ile irtibata geçiliyor.Halbuki yönetmen bir besteciyi seçer ( zaten yönetmenlerin çalıştığı belli bir besteci olur ) ve çalışmalar senaryo aşamasından itibaren başlar.Dizi müziklerinde ben bunu gerçekleştirebiliyorum.Daha dizilerin senaryoları yazılırken ben müzikleri için çalışmaya başlıyorum.
* Bugüne kadar olan çalışmalarından bahseder misin biraz? Ve albümlerden…. Bugüne kadar 9 dizi müziği 2 film müziği ve farklı tarzdaki programlara jenerik müziği yaptım. Bunlar sırasıyla sırasıyla Gece Yürüyüşü ( tv dizisi ) Çeşm-i Bülbül ( tv dizisi ) Türev ( Sinema filmi- 42.Altın Portakal fesivali – En iyi film – En iyi Kadın oyuncu ödülleri ) 21 ( Kültür Sanat programı ) Rengahenk ( Kültür Sanat programı ) Yaprak Dökümü ( tv dizisi ) Kırık Kanatlar ( tv dizisi ) Kadınlar ve Erkekler ( show programı) Tutsak ( tv dizisi ) Eksik Etek (tv dizisi ) Dudaktan Kalbe ( tv dizisi ) Menekşe ile Halil ( tv dizisi ) Hoşçakal Güzin (tv filmi ) Aşk-ı Memnu (tv dizisi )
* Büyük ilgi gören prodüksiyonlarda yer almak ve onların müziğini yapmak sanatsal anlamda seni etkiliyor mu? (Olumlu ya da olumsuz yönde…) Bağımsız şekilde çalışmak ve üretmek ya da TV , sinema, vs… için beste yapmak arasında ne gibi farklılıklar var? Eğer ilgi gören prodüksiyonların içindeyseniz ve bu başarıya katkınız ciddi bir yüzdeyse, beklentilerin büyüklüğü ile baş etmek zorunda kalıyorsunuz.Yaptığınız her iş ilgi ve beğeni toplayınca,her yeni projede sizden mükemmellik bekleniyor hatta dizilerin sürelerinin çok uzun olmasından doğan bazı boşlukları da müziğinizle doldurmanız bekleniyor. Psikolojik açıdan bazen olumsuz etkileri olabiliyor.Ama bunu tecrübe ile aşabiliyorsunuz.Dizi veya film müziği yapmak bağımsız olarak müzik üretmekten tabiiki daha zor bir iş.Hem müziğinizi üreteceksiniz hem onu tarzınızdan taviz vermeden yapmaya çalışırken yönetmeni, yapımcıyı, senaristi,memnun edeceksiniz,eğer dizi ise bir de kanal yöneticilerine hitap edeceksiniz....Bu arada kendinizi idare edecek gücü de kaybetmezseniz ne ala:)
* Yaratmak ve üretmek gerçekten çok özel, belki de sancılı bir süreç. Sen bu dönemi nasıl geçiriyorsun? Beste yapmadan öncesi ve sonrası nasıl geçiyor hayatında? Sürekli bahsedilen ilham gelmesi durumu aslında biraz göz boyamadır.Tabiiki birdenbire bir etki ile beste yaptığınız söz yazdığınız olur ve bende de bu olay sıklıkla gerçekleşir,ama profesyonel müzisyenseniz günde minimum 8 saat çalışır ve kendinizi heran hazır tutarsınız, hele ki her hafta yenilenen bir hikayeye müzik yapıyorsanız…Birikimlerinizi,yaşadıklarınızı, gözlemlediklerinizi,hayal gücünüzü, çalışmayla birleştirir ve üretmenizi sağlayacak ortamı kendiniz yaratırsınız. Ben genelde dizilere sözlü veya sözsüz beste yaparken hikayenin içine kendimi dahil ediyorum.Oradaki karakterlerden biri oluyorum ve birkaç gün belki bazen hafta o karakterin duygularını nasıl anlatabilirim diye düşünüyorum.Bu yoğunlaşma en sonunda kendiliğinden bir besteye ve söze dönüşüyor.Bu aşamada biraz tedirgin oluyorum acaba yine iyi bir beste yapabilecekmiyim… diye sonra yerini biraz sakinlik alıyor ve kendiliğinden çözülüyor.
* Bu dönemlerde kaçıp gittiğin yerler oluyor mu? Ya da seni çok etkileyen yerler var mı? Sakin ortam tabiiki en güzeli ama ben birçok bestemi veya sözümü araba kullanırken yazıyorum.Tabiiki yalnız olmalısınız.Gece yarısı en güzelidir.Özel biryere gitme ihtiyacı duymam ama özel bir yerdeysem mutlaka birşeyler çıkar.
* Seyahat ettiğin ya da tatil yaptığın dönemlerde nelere dikkat edersin, nelerden hoşlanırsın? Kaldığım yerlerde konfor çok önemlidir. Otel odamda huzurlu hissetmeliyim hoşuma gitmeyen bir ayrıntıya bazen çok takılırım.Geniş balkonlu otel odalarını severim ki çok geç saatte çıkıp sessizliği dinleyebileyim.Otelin bulunduğu bölge ise çok curcunalı olmamalı, çıkıp kafam şişmeden iyi müzik dinleyerek güzel bir mekanda belki sahil kenarında yemek yiyebilmeliyim.Fethiye bir numaralı tatil yerimdir.Denizi, sakinliği,sıcaklığı bana huzur verir.
* Türk turizmi hakkında ne düşünüyorsun? Özellikle imaj çalışmaları konusunda Türkiye’nin değerlendirebileceği değerler neler? Bence ülkemize turist çekmek için bir standartımız yok. Kaliteli turist yerine o yıl kime paket satabiliriz zihniyeti ile hareket ediliyor.Bu şekilde uzun vadede olumsuz bir sonuç doğabileceğini düşünüyorum.Kültürel birikimlerimizin üzerinden mükemmel tanıtımlar yapabiliriz.İnanılmaz bir geçmiş bu topraklarda yatıyor ve biz bunları sunamıyoruz.Tabiiki yurt dışındaki önyargıları kırmak kolay değil ama sistemli çalışmalarla ülkemize sadece deniz hava güneş ile değil tarih ile de çok sayıda turist çekebiliriz diye düşünüyorum.
* Ve İstanbul… yaşadığın şehir sana ne hissettiriyor, ne yaşatıyor, onu nasıl anlatırsın? İstanbul insanı bazen çıldırtsa da, vazgeçemeyeceğim bir şehir.Aşk gibi yani…Bazen nefret edersiniz ama kopmanız mümkün değildir.Neden diye sorulunca net cevaplar veremezsiniz. Zaten cazibesi de o yüzdendir. Siz evinizde otururken bilirsinizki şehir dolu dolu yaşıyor ve bu düşünce bile size enerji verir. Yaşlanınca aynı şeyleri düşünür müyüm bilmiyorum ama İstanbul’u seviyorum.
|