2005 yılı sonlarında yayımlanan "Ayşe Tütüncü Üçlüsü / Trio - Panayır / Carnivalesque" albümü ile hem ülkemizde, hem de yurt dışında büyük başarı kazanan ve dikkatleri üzerine çeken Ayşe Tütüncü ve grubu; yeni albümü "Yedi Yer, Yedi Gök" ile de beğeni topladı. "Bu albümün içindeki parçaları yaparken üzerinde yaşadığımız toprak parçasında ve etrafında ruhen epey dolandım gezindim, etraftaki sesleri dinledim" diyen Tütüncü albüme renk veren bu göçebelik halini ise şöyle anlatıyor; "Haydi biraz gezeyim" diye gezmeye başlamış değilim ama çeşitli müzikleri dinlerken farkına varmaya başladım ki, sevip de müzikten müziğe iz takip edip yolumu bularak dinlediğim şeyler; aynı zamanda da beni Anadolu'danYunanistan'a veya Anadolu'dan Kafkaslar'a, Balkanlar'a, Suriye'ye yolluyordu. Bu uzun dinleme süreci, bir hazine sandığını açıp, merakla içinden her sefer ne çıkacağını beklemeye ve çıkanlar arasındaki ilişkiyi, bağı gördükçe de şaşırıp hayretten hayrete düşmeye benziyor.
*
Biraz kendinizden bahseder misiniz? Müzikle ilk tanışmanızdan ve sonrasında müziğin hayatınızda nasıl bir yol çizdiğinden…
Müzikle ilgili hatırlayabildiğim en erken hatıram, annemin hep bizi uyuturken çaldığı mızıkadır.. sonra 5 yaşında başladığım gitar kursu ve 7 yaşında konservatuarın piyano bölümüne başlamam…oradaki armoni derslerinin benim için çok önemli olması… konservatuarı bitirdikten sonra klasik batı müziğinde ilerleyen bir piyanist olmayı seçmek istemeyişim…Mozaik grubu ve sonrası…
*Yedi Yer Yedi Gökten bahseder misiniz biraz? Albüm nasıl oluştu? Kimlerle çalıştınız bu albümde?
Epeydir 1999’dan bu yana var olan üç uzun bestemin yanına yeteri kadar daha beste ekleyip kayda girmeyi umuyordum. 2007’de bir uzun beste daha yaptım, ancak kısa parçalar da yapmak istiyordum. Derken aklıma bir fikir geldi, kısalar için çalışırken, uzunlardan aldığım melodi ve ritm örneklerinden yola çıkayım dedim. Böylece parçalar arasında alış veriş kurulacaktı ve bu yol bütünlüğe ulaşmanın hoş bir yolu olabilirdi. Albümde Saruhan Erim, Serdar Gönenç, Timuçin Gürer, Yahya Dai, Oğuz Büyükberber, Cengiz Baysal, Gökçe Gürçay ve iki parça için de konuk olarak Emre Karabulut, Özgür Salıcı, Turgut Alp Bekoğlu ve toplu vokallerde de Sibel Gürsoy, Selen Gülün, Sibel Köse ve Talya Balıkçıoğlu ile çalıştım.
*
``Bu albümün içindeki parçaları yaparken üzerinde yaşadığımız toprak parçasında ve etrafında ruhen epey dolandım gezindim, etraftaki sesleri dinledim`` diyorsunuz. Bu nasıl bir duygu ve sizi nasıl etkiledi albüm oluşurken?
``Haydi biraz gezeyim`` diye gezmeye başlamış değilim ama çeşitli müzikleri dinlerken farkına varmaya başladım ki, sevip de müzikten müziğe iz takip edip yolumu bularak dinlediğim şeyler; aynı zamanda da beni Anadolu’danYunanistan’a veya Anadolu’dan Kafkaslar’a, Balkanlar’a, Suriye’ye yolluyordu. Bu uzun dinleme süreci, bir hazine sandığını açıp, merakla içinden her sefer ne çıkacağını beklemeye ve çıkanlar arasındaki ilişkiyi, bağı gördükçe de şaşırıp hayretten hayrete düşmeye benziyor.
*
2009’da konserler olacak mı? Ve özellikle konser vermek istediğiniz yerler var mı? ( Yurtiçinde ya da yurtdışında…)
Evet olacak. Özellikle yurtiçinde epey konser vermeyi istiyoruz. Mümkün olsa da şehir şehir dolaşabilsek.Mesela bu Nisan ve Mayıs’ta Mardin, Diyarbakır, Urfa, Antep, Adıyaman gibi şehirler için bir beşli turne planlıyoruz. Marmara bölgesi ve İstanbul’un hiç çalmamış olduğumuz yerleri de planlarımızın içinde… 2009’a yetişemese de Malezya, Hindistan ve Latin Amerika da konsere gitmeyi istediğimiz yerler.
*Sizi etkileyen sanatçılar…?
Bartok, Brahms, Prokofiev, Keith Jarrett, Shirley Horn, Chick Corea, Lennie Tristano, Michael Alperin, Hacı Taşan, Bojan Z., Manos Hacıdakis, Glenn Gould, Nina Simone, …
* Festivalleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de bu anlamda nasıl bir değişim yaşanıyor? Ve sizin katılmaktan keyif aldığınız festivaller var mı?
Festivaller merak ettiğiniz veya sadece dinlemiş olabileceğiniz müzikleri ve müzisyenleri dokunma mesafesine getiriyor. Bu çok önemli. Çalınan kontrbasın teli sahne tabanını, sahne tabanı ayağınızın altındaki tabanı, ayak tabanınız da sizin vücudunuzu titreşime getirir; bir şeyi uzaktan sevmekle yakından sevmenin çok farklı oluşu gibi…sadece duymakla aynı mekanda bulunurken, bir yandan da görmekte olduğunuz şeyi duymak çok farklı yaşantılardır. Festivaller birer cümbüş; hem eğlence hem de görgü yaratıyor. Türkiye’de festivaller hep artıyor, ancak üç büyük şehirden farklı yerlerde de artması çok önemli ve bunun için ciddi şekilde destek gerek; ben artık kurumsal desteklerdense ``şahıs destekli`` çalışmaya yönelmek gerektiğini düşünmeye başladım, niye olmasın..?? Mesela şahıs destekli bir turne yapıp o bölgede bir festivale önayak olmuş olmak bile mümkündür belki de…bütün mesele destek vermeyi isteyebilecek şahıslarla desteklenecek projeleri buluşturabilmekte. (Haberleşebilmek adına web sitemi belirteyim:
www.aysetutuncu.com )
* Gezmekten keyif aldığınız şehirler, ülkeler ya da gitmeyi hayal ettiğiniz yerler var mı? Ve bu yerlerde sizi çeken şeyler neler?
Brezilya, Şili, Arjantin ve Afrika kıtası…Çeken her şeyden önce bu yerler hakkında Avrupa ve K.Amerika kıtalarına nazaran çok daha az şey biliyor, görüyor olmak…diyelim ki oralarla ilgili bir film görseniz, bu bile çoğu zaman birinci ağızdan olmuyor, mesela bir ABD’li yönetmenin gözünün gördüğü Hindistan oluyor. Bir de bizden daha doğu taraflardaki ``zaman duygusu``nu çok merak ediyorum, zamanın geçişi nasıl algılanıyor oralarda acaba?, Latin Amerika’da ise dansları ve binaları ve oradaki ışığı çok merak ediyorum, Afrika’da da yine ışığı, renkleri ve muazzam doğayı…
* Türk turizmi hakkında ne düşünüyorsunuz? Doğaya, tarihe, sanata, kültüre, vs… olan bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk turizmi hakkında pek düşünmediğimi fark ettim şimdi, ama Avrupa’dakiyle karşılaştırabildiğim kadarıyla bizdeki hızlı yemek servisini daha çok seviyorum.Çok gezen biri değilim, aslında doğayı ve çok merak ettiğim şehirleri gidip görenlere özeniyorum, ama müzisyenliğin feci belirsizliklerle dolu bu hayatında gezi planı yapmakta ve başka insanlarla koordine olmakta zorlanıyorum…ve bizdeki kadar doğa ve tarih açısından münbit bir ülkede çok daha renkli ve dikkat çekici turizm olayları tertip edilebilirdi gibi geliyor.