* Müzik sizin için ne ifade ediyor. Ve hikayeniz nasıl başladı?Şu anda yaşıyorum hikayemi…Hikayem yavaş yavaş geliyor,esas hikayem henüz başlamadı bile çünkü gelecekte yapacaklarım benim hikayem olacak.Diğer kardeşlerimde benim gibi müzikle ilgiliydi. Bir Afrikalı için, iyi ya da kötü şarkı söylemek mesele değildir, esas olan para kazanmak için şarkı söylemek değildir. Herkes ruhuna yardımcı olabilmek için şarkı söyler. Kardeşlerim de benim gibi müzikle iç içe, sadece müzik dünyasına güvenmiyorlar. Ben de müzikle ruhuma yardımcı oluyorum. Kimseden nefret etmek istemiyorum, kimseyi suçlamak istemiyorum. İşte bu yüzden şarkı söylüyorum. Mutlu olduğumda, hüzünlendiğimde, kimseyle konuşamadığımda, ruhumda olan biten her şeyi müzikle anlatıyorum.
* Şarkı söyleyerek ve gitar, piyano, bas gitar ve son olarak cello gibi enstrümanlar çalarak büyümüşsünüz. O dönemlerde sizi etkileyen biri var mıydı?
Komşumuzun son derece zeki bir çocuğu vardı, adı Jacob’tı. Çok güzel piyano çalıyordu ve çok iyi arkadaştık. Ben sorunlu bir çocuktum ,mahallenin küçük şeytanıydım. Jacob ise mahallenin akıllı çocuğuydu ve o zamanlar 8-9 yaşlarındaydı. Ben de henüz 10 yaşındaydım. Benim kardeşim gibiydi,benden küçüktü ama benim öğretmenim gibiydi.Yıllar sonra bana aşık olduğunu öğrendim…
* Çocukluğunuz bir çingene mahallesinde geçmiş. Bunun size bir renklilik kattığını söylüyorsunuz. Bunun renklilik müziğinizi nasıl etkiledi?
Mahallede Çinli bir çocuk vardı, biz de tek siyah aileydik, çocukken tüm bunlar çok tuhaf geliyordu ama çingene aileler çok sıcaklar. 80’li yıllardaydık, aileler gençleri çok kolluyordu. Hatta mahalledeki uyuşturucu satıcıları bile gençlere asla uyuşturucu satmazdı. Çingene kültüründe kimseyi suçlamamayı, kabul etmeyi öğrendim. Şarkılarımı da kabul ederek söylüyorum, şarkılarımdaki sıcaklık bu yüzden…
* Uluslararası ilk çıkışınızı Amerika’da yayınlanan ilk albümünüz ``Mi Nina Lola`` ile gerçekleştirdiniz. Albüm çok başarılı oldu. Bunun arkasındaki sihir neydi?
Bu albüm benim kariyerimdeki çıkış noktasıydı. Basamakları çıkmak, yürümek ve gerektiği yerde durmak… Tüm bunları bu albümle öğrendim diyebilirim. Festivallerde de bana şans getirdiğine inanıyorum. Albümün sihrine gelince; ben her şarkıyı kalbimle söylüyorum. Mi Nina Lola’daki şarkıları da diğerleri gibi içimden gelerek söyledim ama özellikle bu albümün daha başarılı olmasından sanırım kalbim sorumlu…
*Bu albümde sizin için özel olan parçalar var mı? Bu albümdeki bütün parçalar benim için çok özel. Hepsi Chavela Vargas´a ait. O bütün bu şarkıları dünyanın en özel tiyatrolarında söyledi. Carnagie Hall, Olympia Paris... Latin müziği efsanesini yarattığı için ona bu albümle teşekkür etmek istedim. Bu övgüyü hak eden bir diğer isim de Bebo Valdes. Chavela ve Chucho da bugün 90 yaşındalar. Ve hayatlarındaki büyük gururu fazlasıyla hak ettiklerini düşünüyorum.
* Son albümünüz ``Nina de Fuego``’da caz ve flamenkoyu birleştiriyorsunuz ve hatta Meksika’nın geleneksel ranchera’ları da işin içine giriyor. Tüm bunlarla müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Benim müziğim herkesin müziği.Hepimiz müziğin içindeyiz.Şarkılar yaşadıklarımız.Afrikalı küçük bir kızın duasıyla, küçük bir Türk kızının duası aynı..Hepimizin ihtiyaçları aynı, hepimizin umutları var, acıları var. Meksikalı bir küçük kızın ağlayışı ve Alabama’daki küçük bir kızın ağlayışı aynı…
* İspanya’da büyümüş Afrika kökleri olan bir kadın olarak, köklerinizdeki Afrika kadınını ve Avrupa kadınını nasıl kıyaslarsınız?
Dertlerimiz ortak…``Erkekler anlamıyor``. Ortak düşman diyebilirim. Düşman kelimesiyle şaka yapıyorum, ama kadınların anlaşılmaya ihtiyacı var ve anlayışlı erkeklere…
* Son albümünüzün başlığı Nina de Fuego (Ateşin Kızı) ne anlatıyor?Tüm mücadele eden kadınları, savaşan, hayatla baş etmeye çalışan kadınları. Kadınlar içlerindeki küçük kızı hep dinlemeli, bana göre erkekler içlerindeki yaramaz, çirkin çocuktan kurtulmalı. Kadınlar küçük bir kızken sevmeyi öğreniyor…
* Nina de Fuego (Ateşin Kızı) albümünde sizin kaleminizden çıkmış 2 şarkı bulunuyor, bir sanatçı olarak size neler ilham veriyor?Kendi hayatım, yaşadıklarım bana ilham veriyor. İçimde tutmak istemediklerimi yazıyorum, çünkü canımı yakıyor. Sevdiklerimi ve sevmediklerimi, tüm duygularımı ifade etmiş oluyorum ve bu bana çok iyi geliyor.
* Son albümünüzde yazdığınız şarkılardan hem ``Mienteme Bien`` (Bana güzel yalan söyle) hem Mentirosa (Yalancı) yalandan bahsediyor. Bunun özel bir anlamı var mı?
Yalan hassas bir mesele ama yalancılardan yorulduğum için değil, yalanı bildiğim için. Küçük bir çocukken çok yalan söylerdim,çünkü çok hayal kurardım. Doktor olmak istersen bir okulu var ama yaratıcılığın bir okulu yok ve hayal gücünün de eğitime ihtiyacı var. Bir yazar, şarkı yazarı belki farkında olmadan, çocukken hikayeler uyduruyor ve hayal gücünü kullanıyor. O zamanlar bir gün şarkılar yazacağımı bilmeyerek hikayeler uyduruyordum.
* Klasik romantik İspanyol tarzınızı müziğinizle tekrar yarattığınız konuşuluyor, günlük hayatınızda da bu kadar romantik misiniz?Evet, hem de çok. Her şekilde romantiğim. Benim için aşk tek ilaç, tek güç. Her şey aşktan ibaret, herhangi bir kalem bile…
* Bir kişinin sanatı kimi zaman acısındadır`` diyorsunuz,bu acının sonunda belirli bir yaratıcılıkla ruhumuzu güzelleştirdiğini düşünüyor musunuz?Acı bize iyi geliyor aslında. Mesela yalnız kalmakta istemiyoruz ama kimi zaman küçük bir yalnızlık iyi geliyor. Hem hem şeytan hem meleğiz ve hepimiz hayatın trajik taraflarını da seviyoruz ve kimi zaman acıyla besleniyoruz.
* Flamenkonun Cante tarzını ve copla şarkılarını blues ile karşılaştırıyorsunuz, dinleyicinin de kolaylıkla fark edebileceği benzerlikleri tanımlayabilir misiniz?
Gerçeği söylüyorsunuz…Bu şarkılar sahici şarkılar, olduğu gibi anlatan şarkılar. Hatta bir aşk için bebek gibi ağladığınız şarkılar.. Hepsinde romantizm var, sonunda en iyi olmadığınız kabul ettiğinizde, aynada kendinizi tanıyabildiğiniz ve sahici olduğunuzda söylediğiniz şarkılar…
* Her tür müziği Tanrı’dan bir hediye bir yetenek olarak görüyorsunuz, peki sizce bu hediyeden en çok payını almış isimler kimler? Bir başka deyişle hangi türde olursa olsun idolleriniz kimler?
Tüm müzisyenlere tüm sanatçılara Tanrı’nın böyle bir hediye verdiğini, böyle bir yetenek verdiğini düşünüyorum. Sadece müzisyenler değil, kimi yazarlar, bütün sanatçılar…Billie Holiday gibi Herman Hesse gibi artık yaşamayan ama arkalarında büyük güzellikler bırakan isimler…
*Yeni projelerinizden bahseder misiniz?
Müziğimi tüm dünyayla paylaşmak istiyorum. Yeni albümüm için büyük bir turne hazırlığı içindeyiz. Bu yıl bitmeden İspanya, Fransa ve Güney Afrika’da konserler vereceğim. Önümüzdeki yıl ise Amerika’da ilk kez uzun bir döneme yayılan 35 konserim olacak. Umarım yaz döneminde de İstanbul Jazz Festivalinde olacağım. Ayrıca vakit buldukça yeni albümüm ve şiir kitabım üzerinde çalışıyorum.
*Geçtiğimiz aylarda Türkiye’de de bir konser verdiniz. Bu konser sizin için nasıl geçti? Ve İstanbul size ne hissettirdi?
İstanbul’daki konser benim için muhteşemdi. Konser boyunca çok eğlendim ve oradaki atmosfer çok sıcaktı. İstanbul’u çok sevdim. Umarım en kısa zamanda tekrar gelirim. Ve daha fazla yeri görme imkanım olur. Kültürünüzü merak ediyorum. Bir dahaki gelişimde daha fazla zaman geçirmek istiyorum.