Antalya Devlet Opera ve Balesi 10. yılında
AYTAÇ MANİZADE
26.09.2009
Yazı Boyutu :
10. yılını kutlayan Antalya Devlet Opera ve Balesi bu yıl perdelerini çok özel ve oldukça renkli bir sezon için açıyor. 29 Eylül’de Oz Büyücüsü ile 2009-2010 sezonuna başlayacak olan ANTDOB , farklı beğenilere hitap edecek oldukça geniş bir repertuvar ve renkli eserlerle izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.Bu yıl opera sahnelerinde göreceğimiz 3 yeni Türk eserinden ikisinin Türkiye prömiyerini yapacak olan Antalya’da ilk defa bir Türk operası da dünya prömiyeri olarak sunulacak. Yeni eserlerin yanı sıra ANTDOB bu yıl temsil öncesi eser tanıtımlarının yapılacağı fuaye söyleşileri gibi bir çok yeniliği de hayata geçiriyor. ANTDOB’un 10. yılına yakışır bir program hazırladıklarını ve bunun heyecanını yaşadıklarını söyleyen Antalya Devlet Opera ve Bale Genel Müdürü Aytaç Manizade ise herkesi bu özel yılın heyecanını paylaşmaya davet ediyor
*Antalya Devlet Opera Balesi’nin ilk kadın müdürü olarak bir yıla yakın bir süredir burada önemli çalışmalara imza atıyorsunuz. Kısaca sizden ve Antalya’daki görevinizden bahsedebilir miyiz?
Ben aslında İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin rejisörüyüm. Geçtiğimiz yıl Antalya Devlet Opera ve Bale’ye şef müdür olarak atandım. Bugüne kadar Türk operalarında rejisör olarak 40’dan fazla eser sahneye koydum. Ve bu sene benim için çok özel olan bir durum yaşıyorum. 10 sene önce Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB) sahnesinin ilk eseri olan Emmerich Kalman'ın 'Çardaş Prensesi' operetinin rejisörlüğünü ben yapmıştım. Ve bundan tam on sene sonra ilk kadın müdür olarak buradayım. Bu benim için oldukça güzel bir rastlantı oldu. Her ne kadar İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin rejisörü olsam da Antalya, Ankara ve Mersin operaları da bana hiç yabancı değil. Tüm bu kurumlarla belirli dönemlerde çok güzel çalışmalar yaptık. Antalya’ya biraz daha farklı bir misyonla geldim.Burada çok iyi bir ekip kurduk ve tüm arkadaşlarım inanılmaz bir özveriyle çok yoğun bir şekilde çalışıyorlar.Hepimizin en büyük isteği kurumu farklı bir noktaya getirebilmek.
*ANTDOB bu sene 10. yılını kutluyor. Yeni sezondaki yenilikler neler?
Bu sene Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin programında gerçekten çok önemli ve ilginç yenilikler var. Her kesimi yakalayabileceğimizi düşündüğümüz renkli bir program oluşturduk. Güçlü operalardan daha hafif operalara kadar geniş bir yelpaze oluşturmaya dikkat ettik. Çok hareketli bir program yapmaya çalıştık bu sene. Sanatçı arkadaşlarıma duyduğum güvenle yola çıkmaya cesaret ettiğimiz ve ilkleri yaşadığımız bir program oldu diyebilirim. Yoksa böyle yoğun bir program oluşturmaya çok da cesaret edemeyebilirsiniz. Doğuya ve çevre illere olmak üzere birçok turne planlıyoruz bu yıl. Bunun yanı sıra Türkiye’de bir ilke de imza atıyoruz. Her operanın prömiyerinden önce fuaye söyleşileri yapacağız. Fuayede rejisör ve dramaturg eşliğinde arzu eden seyircilerimize eseri anlatıyoruz. Bu sayede seyirci içeriye eserle ilgili her detayı bilerek giriyor. Eser tanıtımı tüm dünyada uygulanan bir süreçtir ama Türkiye’de bir ilk olacak. Bunu da ANTDOB başlatıyor.
*Opera perdelerini çocuk oyunu olan Oz Büyücüsü ile açıyor ve çocuk izleyiciler için bu sene oldukça renkli bir program var. Bundan bahsedebilir miyiz biraz?
Bu sene çocuk operalarına ayrı bir önem gösteriyoruz. Çünkü çocuklarımız geleceğin opera seyircileri…Biz de onları operayla tanıştırmak ve aynı zamanda onları operaya hazırlamak istiyoruz.Dört çocuk oyunu ile çok güzel bir başlangıç yapıyoruz. Bunlardan biri geçen seneden olmak üzere, üç de yeni çocuk oyunumuz var. Çocuk oyunları konusunda bir seferberlik ilan ettik diyebilirim.Ve ayda bir kere uzak bölgelerdeki çocuklarımız için ücretsiz temsil yapacağız. İl Eğitim Müdürlüğümüz de bu konuda bize çok destek veriyor. Ben 3-4 farklı şey düşünüyorum açıkçası. Çocuklarımızı seyirci yapmak, üniversitelerimizle daha çok iletişim sağlayarak opera kulüpleri kurmak… Belediyelerle anlaşarak öğrencilerimize servis imkanı da sağlamak… Biliyorsunuz opera sahnemiz çok merkezde değil ve bu da ulaşım konusunda bazı sıkıntılar yaratabiliyor tabiî ki. Belediye ile anlaşarak operaya öğrenci getirmeye çalışıyoruz.
*ANTDOB bu sene bir dünya prömiyeri , iki de Türkiye prömiyeri yapacağı önemli eserlerle sahne alacak. Bu eserler hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bu sene 3 yeni Türk eserimiz var. Bunlardan biri geçtiğimiz senede sergilemiş olduğumuz ‘Türkiyem’.. Bunun yanı sıra Turgay Erdener’in bestelediği iki perdelik bir operet olan ‘İstanbulname’ var. Bir de Yalçın Tura’nın ‘Karacaoğlan Operası’’nın dünya prömiyerini gerçekleştireceğiz. Antalya’da ilk defa bir Türk operasını, bir dünya prömiyeri olarak sunmak hakikaten çok önemli. Ben bununda bir görev olduğuna inanıyorum. Üç Türk eseri, iki de Mozart’ın bestesi olan ama Türkleri konu alan eserimiz var bu sene sahneleyeceğimiz; ‘Saraydan Kız Kaçırma’ ve yine Mozart’ın bitmemiş olan ‘Zaide ‘ operası… Bir diğer eser ise Antalya Opera ve Balesi’nin 10. yılına yakışan bir eser olan Dvorak’ın masalsı ‘Rusalka’ operası…Eserin rejisörlüğünü ben yapıyorum. Fantastik ve farklı bir eser. Tüm bunların yanı sıra konusu ve müziği ile seyircimizin oldukça hoşlanacağını düşündüğüm ‘Tosca’ operamız ve ‘Yarasa’ operetimiz var. Bir de ilk kez bir Rus operası sahneleniyor Antalya’da. Çaykovski’nin ‘Lolanta’ eserini konser şeklinde sanatseverlerle buluşturacağız. Antalya’da çok fazla Rus yaşıyor. Bu yüzden bir ilki gerçekleştirmek istedik aslında. Buradaki Rus seyircilerimizin tepkisini merak ediyoruz. Bundan sonraki Rus operalarını repertuvarımıza almamız için bize de bir fikir verecek.
*Bale’de ne gibi yenilikler var?
İki tane yeni balemiz var. Geçtiğimiz seneden ‘Carmen’ devam ediyor. ‘Harem’ son iki temsilini yapıp bize veda ederek Ankara’ya taşınıyor artık. Bundan başka iki yeni eser var.İlki ``Donkişot Balesi`` ... Çok keyifli bir eserdir ve bundan seyircinin de büyük keyif alacağını düşünüyorum. Bir de ‘Eva Balesi’ var. ‘Carmina Burana’nın da koreografisini yapmış olan Robert North tekrar geliyor. Çarpıcı, modern bir bale eseri…Bu da bir ilk olacak ve 10’ uncu yılı ilklerle kutluyoruz diyebilirim. Genç koreograflarımızla Mayıs ayında eser koreografisi yapacağız. Repertuvarımızda çok yoğun bir programımız var gerçekten. Bunların yanı sıra konserlerimiz de olacak.
* Bu kadar yoğun bir programda kadro sıkıntısı yaşanıyor mu, bu eser seçimine nasıl yansıyor?
Kadro sıkıntısı var biraz. Buradaki opera çekirdek bir kadro ama çok iyi bir orkestraya, koroya ve solistlere de sahip aynı zamanda. Çok nitelikli, iyi bir kadrosu var. Çok kalabalık değiliz ama yaptığımız işi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Teknik olanaklarımızda gittikçe artıyor, artacak. Tabiî ki ‘AIDA’ gibi sanatçı gereksinimi olan büyük prodüksiyonlu eserler seçemiyoruz. Sonuçta solisti başka bir yerden getirebilirsiniz ama koroyu nereden getireceksiniz? Çok dikkatli seçilmiş bir program hazırlamaya özen gösteriyoruz her zaman. Bu nedenle kadro açısından bizi fazla zorlamayacak, ama oldukça güçlü ve renkli eserler seçtik. Hayal gücünün sınırı yok. Kim bilir günün birinde kadromuz çoğalır ve belki Aspendos’taki korolar buradan gider… Ama şu da bir gerçek ki, iyi bir eserin mutlaka 100 kişilik olması gerekmez. Yapılan işi en iyi şekilde ortaya çıkarmak önemli.Salonumuz dolduğu zaman hissettiğimiz heyecanı anlatmak mümkün değil.
*ANTDOB’un ekonomik, teknik ve bu gibi konularda yaşadığı sıkıntılar var mı? Sizin hedefleriniz neler?
Devletle ilgili bir sıkıntımız yok, Ankara bizlere gereken her şeyi sağlıyor. Ancak bazen tanıtım gibi eksik bulduğum şeyleri tamamlamak için ekonomik zorluklar çekebiliyoruz. Ben kısa zamanda çok şey olsun diye istediğim için bazen biraz sabırsızım. Hayal kurmak çok güzel.Bir hayal kurup gerçekleşeceğine inanmazsan, onu geçekleştirmekte o kadar zor oluyor. O kıvılcım ve heyecan olmazsa hiçbir şey yapamazsınız diye düşünüyorum Maddi destekten daha çok manevi destek olması bizim için birinci derecede önemli. Bence en büyük destek buraya gelişle olur. Seyircinin buraya gelip`` Biz bir dünya kentiyiz ve onun için devlet opera balede bir yerimiz var ve biz onu destekliyoruz ``demesi lazım. Antalyalı çok sahiplenmeli bizim kurumumuzu. En büyük isteğim salonlarımızın dolması ve sahne tekniğimizin son derece ilerleyerek dünya operalarının seviyesine çıkabilmesi…Bu çok önemli. Sahne üstündeki donanımın desteklenip çok çağdaş bir kurum haline gelebilmesini ve ekibimizin ilerleyen zamanda yurtdışına gittiğinde çok başarılı işler yapıp geriye dönebilmesini hedefliyorum. Ama yurtdışı için biraz daha vaktimiz var. Öncelikli hedefimiz şu an burası.Kurumumuzda zaman içinde belirli kadrolarımız oluştuğu zaman daha rahat bir çalışma ortamımız olacak.
*Peki bir sanat kurumunun yöneticisi olarak sahnenin dışındaki süreçte neler yaşıyorsunuz?
40’ın üzerinde eser sahneledim ama kurumun sanat yönetmeni olmak bambaşka bir şey. Stresli ve farklı konular ön plana geçiyor. Ötekinde diyorsunuz ki ‘ben bunu şu kadar çalışıyorum, ön hazırlığını yapıyorum sahneye oturtuyorum’ ve sonunda alkışını alıyorsunuz. Bunun bir takdir edilebilirliği var. Ortaya çıkardığınız iş beğenilir ya da beğenilmez ama hep bir cevabı oluyor. Ama burada sonsuz hareket halindesiniz ama hiç sonuç yok. Hep yolda gidiyorsunuz. Bir proje bitmeden öteki başlıyor. Hep böyle bir süreç devam ediyor. Çok çalışmanıza rağmen hiçbir şey, hiç bitmemiş gibi geliyor.
*Antalya opera ve bale kurumuna sahip olan bir turizm şehri.Bu durum hem turizm sektörü için hem de sizler için nasıl bir önem taşıyor?
Antalya’nın diğer 5 operadan çok daha büyük bir farkı var. O da Antalya’nın sahip olduğu çok zengin turist potansiyeli. Dünya kenti dediğimiz zaman alt yapısının dışında kültürüyle de ön planda olan bir kentten bahsedebiliriz. Bir turizm ve dünya kenti olmak için deniz ve güneş hiç yeterli değil. Kültürün ve sanatında olması lazım. Geçtiğimiz yıl gerçekten çok fazla yabancı izleyici geldi eserlerimize.Buraya gelen ziyaretçilere opera sanatının da en az onların ülkesindeki kadar iyi yapıldığını da göstermek gerek. Opera burada birkaç görevi birden yükleniyor. Bunlardan biri de Türk sanatını yurtdışına tanıtmak. Ziyaretçiler burada Türk eserlerini de tanıyacaklar. Antalya yurtdışına açılan bir kapı aslında. Ve bu çok iyi bir şekilde değerlendirilebilir. Yurtdışında opera turları düzenleniyor. Bizde maalesef böyle bir şey yok. Belki Aspendos için geçerli olabilir bu durum. Sonuçta opera ve bale gibi güçlü bir kurumun özellikle Antalya’da iyi değerlendirilmesi, turizmciler içinde oldukça faydalı olacaktır. Turist profilinin de değişmesinde ve zenginleşmesinde etkili olabileceğini düşünüyorum. Ama tabiî ki her şey kişilere bağlı aslında Bir insanın dünyaya ve hayata bakış açısı neyse her şey o doğrultuda yürüyor.
*Son olarak …çok eleştirilen konulardan biri de medyanın bakış açısı. Bu noktada siz medyanın ilgisini nasıl buluyorsunuz? Ve medya nasıl bir önem taşıyor?
Medyanın opera ve bale ile yeterince ilgilendiğini düşünmüyorum. Birkaç arkadaşımız var medyada. Seyirciyi heyecanlandırmak için yazılar yazıyorlar ve bizlere destek veriyorlar. Ama onlar bile bazen ilgisizlikten dolayı düş kırıklığına kapılabiliyor. Ben de ‘vazgeçmeyin ki bir şeyler yapabilelim’ diyorum. İnsanlarda merak ve ilgi uyanabilmesi için, medyanın desteği bizler için büyük önem taşıyor. Özellikle insanları operayla tanıştırma ve operaya alıştırma konusunda… Tanımadığınız bir şeyi sevmezsiniz. Önce tanımanız lazım. Biz her zaman daha nitelikli şeyler yapmaya çalışıyoruz. Sanatta mükemmelin sonu yok. Hep daha fazlasını istiyoruz. Bunun içinde verilecek her desteğin elbette ki anlamı var.
Senem Hanım teşekkürler, başarılar. Köşe yazılarınıza ne
zaman başlayacaksınız? İlginç şeyler çıkıyordu.
İnci Giritli 26.09.2009 21:47:51
Tüm sanatçılarımıza yeni dönemde başarılar.İstanbulnameyi
şimdiden çok merak ettim. Senemcim turizm dergisinde bile
kendi özverinle yapmaya çalıştıpın işleri en yakından
gören biri olarak senide gönülden tebrik ederim.
Serkan Altunorak 26.09.2009 13:15:13
Senem Hanım,
Bu güzel röportajı paylaştığınız için çok teşekkürler.