• BIST 97.454
  • Altın 222,502
  • Dolar 5,6250
  • Euro 6,4525
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 10 °C

Kültür Turizmi... Olmazsa Olmazımız

N.Sevgi BOZ

Ülkemizin coğrafik konumu gerçekten eşsiz… dünyanın merkezinde, kıtaları birleştiren bir köprü. Bu konumu nedeniyle de çağlar boyunca pek çok uygarlığın yaşam, kavimlerin geçiş alanı olmuş. Bu uygarlıkların, kavimlerin izlerini taşıyan tarihi kalıntıları, anıtları, kültürel değerleri, yaşam alışkanlıkları… hepsi birer hazine değerinde.

İstanbul, sadece giderek büyüyen, gelişen, dünya markalarını bulabileceğiniz bir mega kent değil, iki kıta üzerine kurulu, 3 büyük imparatorluğa başkent olmuş, her köşesi doğal ve tarihi değerlerle dolu, benzeri olmayan bir kent. Kapadokya, milyonlarca yılın şekillendirdiği büyülü kaya oluşumları değil, ilk Hırıstiyanlara hizmet etmiş kiliseleri, yeraltı şehirleri, geleneksel el sanatları, mutfak kültürü ile binlerce yıl öncesinin yaşam birikimini günümüze de taşıyan eşsiz  bir bölge. Efes,  Antik çağın en önemli politik ve ticaret merkezi ve limanı olmasının yanı sıra, Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nın yurdu, UNESCO Dünya Kültür mirası. Antalya, Akdeniz çanağının en yeni, en modern turizm tesislerine, en temiz sahillerine sahip, deniz-kum-güneş tatillerinin gözdesi olmasının ötesinde, ilk çağlara uzanan tarihi kalıntıları, kentin her tarafına yayılan antik kentleri, müzeleri ile bir kültür kenti. Mardin, bozulmamış yapı dokusuyla, farklı din, etnik grup ve kültürlerin binlerce yıldır, barış içerisinde birlikte yaşam deneyimlerine tanık olabileceğiniz bir açık hava müzesi. Kars, kar kalitesi ve pistlerinin uygunluğu nedeniyle kayakçıların gözdesi olan Sarıkamış’ı ile değil, İpek Yolu’nun Anadolu ile kesiştiği noktada, tarihi geçmişini de sergileyen etkileyici mimarisi ile de çok özel…ve daha binlercesi…

Dolayısıyla ülkemiz, kültür turizmi bakımından çok iddialı, güçlü bir konumda. Ancak bu konum yeterince değerlendirilebiliyor mu? Örneğin Antalya’ya her yıl artarak gelen 10 milyonu aşan turistin ne kadarı, dünya’nın en önemlileri arasında sayılan Antalya Müzesi’nin farkında? Ya da Evliya Çelebi’nin, yüzyıllar önce “methinde diller kısır, kalem kırıktır” diye tanımladığı, Sivas-Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nı bilerek geliyor? Doğa harikası Pamukkale’yi, yanıbaşındaki Hierapolis Antik kenti’ni tanıyor? Gaziantep ve Hatay’ın, gastronomi dalında, UNESCO’nun yaratıcı kentler arasında yer aldığından haberdar?

Türkiye uzun yıllardır, 3-5 aya sıkışmış deniz turizmine hizmet eden bir tatil ülkesi olarak ön planda. Kıyılarımız tabii ki çok özellikli, tesislerimiz çok gelişmiş…turkuaz koylarımız, deniz-kum-güneşe sevdalı herkesi cezbediyor. Ancak benzerleri, rakip komşu ülkelerde ve dünyanın her köşesinde bulunabiliyor. Bir kriz anında da talep doğrudan bu ülkelere kayıveriyor. Oysa ki, Kapadokya’nın, Troya’nın, Mevlevi-Sema törenlerinin, Ebru sanatımızın, yerel tadlarımızın… daha nice kültürel değerimizin, yaşam alışkanlıklarımızın benzeri yok. Kabul edilmelidir ki, Türkiye turizm markasının özgünlüğü, üstünlüğü kültürel birikimindedir... milyonlarca yıldan, yüzlerce uygarlıktan geri kalanlardır… eşsiz coğrafyanın, doğal değerlerin  yarattığı yaşam deneyimleridir.

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün, 2015 tarihli araştırmasında, kültür gezginlerinin, toplam uluslararası seyahatler içerisindeki % 40'lık payının, istikrarlı bir  şekilde arttığına ve seyahatlerinde yerel insanlarla beraber, farklı bir kültürel deneyim yaşamak istediklerine dikkat çekiliyor. 2017 sonunda yayınlanan  Muscat Deklarasyonu’nda da, Sürdürülebilir Kalkınma hedefinde, turizm ve kültür arasındaki sinerjinin güçlendirilmesi, özel politika ve stratejiler geliştirilmesi gereği vurgulanıyor.

Bu şu demek; artık, sadece turistleri memnun etmek için, özel hazırlanan ürünlere ilgi azalıyor, yöre insanının yaşamına kısa süreli de olsa katılmak, lüks bir restorana gitmektense, onun yediklerini paylaşmak, onun yaptıklarını yapmak, birlikte eğlenmek, yani “gerçek yaşam deneyimleri” daha çok talep görüyor…

Dolayısıyla  ülkemizin marka tanıtımında da, tarihi, kültürel değerlerin ön planda tutulması gerekiyor. Böyle olması, eşsiz doğal ve kültürel değerlerimizin daha bilinçli ve özenli korunması bakımından önemli olduğu gibi, her platformda savunulan, turizmin mekansal ve mevsimsel dağılımını sağlamak bakımından da zorunludur.

29.03.2018
N. Sevgi BOZ

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 3595 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Tourism Today | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 242 324 79 77 Faks : +90 242 324 79 37