• BIST 96.556
  • Altın 268,681
  • Dolar 5,5864
  • Euro 6,2037
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 22 °C

Otel faresinin İstanbul notları

Emir HEPOĞLU

İstanbul’da doğmuş büyümüş, ilk otelcilik deneyimlerini bu nadide şehirde yaşamış, sonrasında Akdeniz sahillerinin cazibesine dayanamayıp tası tarağı toplayarak Bulutsuzluk Özlemi, Nejat abi ve “güneye giderken” eşliğinde ülkenin aşağılarına doğru kaçan, ancak Bizans ve ahalisi ile hiç bağlarını koparmayan, her fırsatta turist edasıyla ara sokaklarını, müzelerini, barlarını dolaştığım İslambol’da sırt çantam, şişe suyum, spor ayakkabılarım, güneş gözlüğüm ve full şarjlı telefonum eşliğinde yine yollara düştüm. Turist Ömer misali kendimi gezdirir iken notlar aldım, sizle paylaştım. Bakın bakalım doğru gözlemlemiş miyim?

Oteller dolu, keyifler yerinde, çaktırmadan fiyatlar da artırılmış; ince işçilik var çok belli. Taksim, Sultanahmet arasında en revaçta olan dil Arapça iken, şimdilerde İspanyolca, İtalyanca ve İngilizce de duyulmakta. Eski güzel günler geri mi geliyor ne?

Trans Birey, Gay ya da muadili üçüncü cinsten yaklaşımlar daha cüretkar. Harbiye ve civarında travestiler mevcut durumu kurumsala bağlamış. 80’ler de olay çok yerlerdeydi. Nöbet tutan askere bile iş oluyorlardı. 

Fesliler, cübbeliler, şalvarlılar göç eden kuşlar misali grup halinde dolaşmakta.

Önü köklü bir Fransız Lisesi, arkası tarihi kerhane, karşısı yetişkinler için bale okulu, yan sokak başka şubesi olmayan baklavacı, hemen dibi kilise, yan duvarı yer altı camii, al sana İstanbul.

Ezan bu şehirde okunduğu gibi başka yerde okunamaz. Çok etkileyici, çok kapsayıcı, Böylesi Arap ellerinde yok. Sultanahmet ve Aya Sofya müezzinleri düet yapmakta, meydan inliyor. Ateistin inanası, gavur dediğinin secde edesi geliyor. (Bizzat gördüm)

Karaköy, Perşembe Pazar’ı, Galata civarı kahveci, restaurant ve entel mekan cenneti. Favorim Serdar-ı Ekrem Sokak. Perşembe Pazarı açık hava sergisi gibi, tüm kepenkler de rengarenk graffiti’ler. Arap caminin karşı sokağında bir grup esnaf iftar hazırlığında, aralarından biri Kuran okuyor. Eskiden buralar narin hanımlar için pek cazip mekanlar değildi. Şimdi her yer lüks mekan ve meyhane olmuş. Masalar da nerede ise sadece hanımlar tarafından işgal edilmiş.

emiristanbul.pngCihangir ayrı bir dünya. Yeni proje arayan yan rol kadrosu çay bahçesinde erkete de.  Antik Yunan’dan bugüne tiyatro yapan bir kısım dinazor tanıdık yüz süzgün gözlerle bilirkişi eda’sında ortalığı kesmekte.

Nişantaşı’nda herkes New Yorker gibi. Havalar 1500, hepsi dünya insanı. BYMN BRZRI kalantor kaynıyor, bir küçük modelleri diğer mekanlara serpiştirilmiş. 90’lar fazlasıyla geri dönmüş. Vitrinler de ne görüyorsan milletin üstünde.

Dürümcü de Michael Bolton çalıyor, mantıcı da Live Fasıl Session var, asansör yolculuklarının vazgeçilmezi Kenny G ise bizim otel de fonda üflemekte.

İtimiz kopuğumuz bol hamd olsun, hiç eksiğimiz yok, kavga çıkarmak, üzerinize atlamak için bir işaret bekler gibiler. 1920’li yılların İstanbul’unda Eminönü’nde siyah beyaz bir simitçi fotoğrafı var bir mekanın duvarında, ilk kez fotosu çekiliyor zaar garibimin, aynı boş ve tedirgin bakış şimdi onun yerinde duranda da var (torunu filan olabilir mi acaba?)

Taksi şoförü çok küfürbaz, hissetti herhalde benim de sevdiğimi hemen küfürdaş olduk, alayına gider hesabı yukarıdan aşağıya yapıştırdık geçtik. Bir rahatladım sormayın gitsin.

Önümde üç ergen delikanlı, yaşları gereği uzman masturbator konumundalar. Aralarından “biri layn oolum burda genelev varmışşş, gidip bakalım mı yaaa” diyor, diğeri “almazlar oolum bizi yaştan kaybediyoruz, döverler valla bak” diye dizginlemeye çalışıyor, bir diğerinin sesi bankalar caddesinde yankılanıyor “garı istirem laaayyyn”

Mart’ı Jonathan ve arkadaşları tam kadro çöp, balık ve simit peşinde. Kargalar ve Yelkovan kuşları ise her daim it dalaşında. Kumru ve güvercinler uçmaktan vazgeçmiş gibiler, alttan ve kenardan ilerlemekteler, anladığım kadarıyla sokaklar daha bereketli. 

Sultanahmet camiinde ibadet vakti ziyaretçi alınmıyor, bunu anlamayan İspanyol turiste kapıdaki polis çemkirmekte “Prey Taym Madam Preeeeyyyy”

Şerefiye sarnıcı müthiş, Yerebatan muhteşem, Ayasofya İçin savaşmak gayet normal, Topkapı mağrur ve benzersiz. Donu gözüken turist hatuna öküz gibi bakmak hala trend. Galata köprüsünün Eminönü ayağında misler gibi kesif bok kokusu her daim baki. Balık ekmek yerken enteresan duygular yaşatan farklı bir kombinasyonu var, denemek lazım.

Çoğunluk oldukça sığ ve anti samimi. Hadi abi bitir işi de gidelim modundalar. Alayı mutsuz, alayı hayatından bıkmış. Parası olan, sosyete, yarı sosyete komün hayat yaşamakta, ayrı dünyaların insanıyız hesabı takılmak istiyorlar, diğerleri de ( tekiler) ister istemez saygı gösteriyorlar.

Aret İnstagram’dan DM yazıyor bana otel lazım Antalya’da bro diye (oradayım sanmakta herhal) Teşvikiye Saray’da karşı masama oturuyor, henüz beni görmedi, yakalayıp CEEE yapıyorum, hocam senden korkulur vallahi deyip şaşkınlığını belirtiyor. Öğlen tarihi Sultanahmet Köftecisi’ne doğru seyrederken eskinin turizm profesyoneli, şimdilerin kral seyahat yazarlarından Erkut’u görüyorum “Abi bi on lira verir misin açım” deyince aşağı eğilip beni görüyor (Zira adam çok uzun, ben asla kısa değilim) İstanbul işte her şey olası, onca kalabalığın arasında cankuşumuza denk gelmek mümkün
olabiliyor.

Kedi ve köpek cemiyetinin bu kadar baş tacı edildiği ve aynı zamanda bu kadar fazla katledildiği başka bir şehir olmasa gerek. Bir yanda en cinsinden, en pahalısından sosyetik kuçular Rumeli caddesinde profesyonel gerdirici tayfa ile arz-ı endam eylerken, diğer taraftan Tarlabaşı’ndaki meşhur dürümcünün çırağı oto fırçasıyla kedileri kovalıyor. Cihangir’in asıl sahipleri kediler. Yolda yatan pisiciğe Hintli öküz muamelesi çekiliyor, kutsal kedüüüü…

En büyük aşkım (bu aralar) Serenad Bağcan sıraselvilerde karşımdan geliyor. Atlayıp boynuna sarılsam mı, yoksa bir selfie yapabilir miyiz desem, bilemiyorum, yanaklarından öpmek en iyi fikir gibi geliyor ama her ne hikmetse ona bile cesaret edemiyorum, sonra zaten gözden kaybolup gidiyor karanlık, dar ve puslu ara sokaklarda.

Kızıl sakal Tanju, Rumeli’de sosyetik mekanda arkadaşları ile muhabbetin dibine vurmakta. Kırmızı ve sakal olayı bir miktar çağrışım yapıyor ancak isim bir türlü gelmiyor aklıma. Ben bunları düşünürken hasbelkader göz göze geliyoruz. Mr. Brooks görünümündeyim, bebek yüzlü katil hesabı. Anlamış olacak ki tedirgin bir şekilde irkiliyor. Bakıyorum adam rahatsız oldu, amacımız insanları rahatsız etmek olmamalı mantığı çerçevesinde ikiye takıp uzuyorum.

Eskiden de İstanbul’dan kalabalık, büyük ve pisti, şimdi ise daha kalabalık, daha büyük ve daha pis. Öte yandan hala çok güzel ve benzersiz. Tarih ve kültür fışkırıyor her yerden. LUCY diye bir film vardı 2014 yapımı, aşkitom Scarlett Johansson’un oynadığı. Oradaki Lucy karakteri aşırı dozda aldığı kimyasalın etkisiyle şehirdeki enerji akışlarını filan görür hale gelmişti. Farklı bir açıdan (mesela amuda kalkarak) İstanbul’a bakarsanız bunu görmek mümkün olabilir. Büyük bir enerji var, hep dinamik bir şehir ve daimi bir devinim içerisinde. Kendisine yapılan her türlü saygısızlığa rağmen mağrur ve kendinden emin bir şekilde bekliyor hala eski güzel günlerine geri dönmeyi.

Bu yazı toplam 1292 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Tourism Today | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 242 324 79 77 Faks : +90 242 324 79 37