• BIST 93.699
  • Altın 212,456
  • Dolar 5,2873
  • Euro 6,0224
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 5 °C

*Serdar Karcılıoğlu: Turizm Meclisi yeni bir oyalama taktiğidir

*Serdar Karcılıoğlu: Turizm Meclisi yeni bir oyalama taktiğidir
Röportaj: Tuncay Sevin/Tourism Today   Türk turizminin en önemli duraklarından biri olan Bodrum hakkında Bodrum’u en iyi tanıyanlardan biri olan...

Röportaj: Tuncay Sevin/Tourism Today

 

Türk turizminin en önemli duraklarından biri olan Bodrum hakkında Bodrum’u en iyi tanıyanlardan biri olan Bodrum Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği Başkanı (BOYD) Serdar Karcılıoğlu ile konuştuk. Bodrum hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulunan Karcılıoğlu, Türk turizmi üzerine de fikirlerini paylaştı. Bodrum’un Türk turizmindeki yeri ve önemi sizce nedir? Türkiye de, şimdiye kadar, Antalya dışında hiç bir bölgenin gerçek bir “Resort Turizm Destinasyonu” olabildiğini düşünmüyorum. Maalesef bu nedenle üzülerek söylüyorum ama, Bodrum da Türk turizmindeki yeri açısından bence böyle önemli bir yer işgal etmiyor. Bodrum, Türkiye’nin en çok tanınan turizm merkezlerinin başında yer alıyor. Peki Bodrum, turizmden hak ettiği payı alabiliyor mu? Bodrum mevcut görüntüsü, yapısal özellikleri ile özellikle alt segmentteki yabancı turistin tercih ettiği fantezilerin rahatça yaşanabildiği bir eğlence merkezidir. Ayrıca, Bodrum, iki yüz binin üzerindeki ikinci konutları ile de yerli turistin tercih ettiği bir sahil ve tatil kasabasıdır. Bu nedenledir ki, Bodrum’un dünyada turizm operasyonlarına yön veren aktörlerin gündemlerine mass turizmi dışında, üst seğmen misafir gurubuna pazarlanabilen, gerçek bir turizm destinasyonu olarak girdiğini ne yazık ki göremiyoruz. Bu profildeki Bodrum’da tatil yapıp dönmüş kişiler kendi aralarında Bodrum’u anlatırlarken “Ucuz tatil ve eğlence cenneti” diye adlandırıyorlar. Zira onlar Türkiye’nin bu en çok tanınan sahil kasabasında, sadece tatil yapıp eğlenip gidiyorlar. Ya turizmci? Ben şimdiye kadar Bodrum’da mutluyum ve turizmden hak ettiğim payı alıyorum diyen bir turizmciye, otelciye rastlamadım. Bodrum turizminin daha da geliştirilebilmesi için öncelikle yapılması gerekenler nelerdir? Bodrum, kendisini gerçek bir “turizm destinasyonu” yapacak olan önemli bir fırsatı yakaladı ve ne yazık ki elinin tersiyle de geri itti. Bu olgu, zamanın Turizm Bakanı Atilla Koç döneminde büyük dirençlere rağmen gerçekleştirilen “Bodrum Yarımadası Kültür Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi” ilanı idi. Bu aynen, 80’li yılların ortalarında rahmetli Özal tarafından, “Güney Antalya Turizm Bölgesi” ilanı ile başlatılan ve bugün Antalya’nın Antalya olmasını sağlayan, turizm hamlesi paralelinde Bodrum’u da planlı bir şekilde geliştirecek alternatif bir turizm destinasyonu olarak dünyaya lanse edecek bir proje idi. Kirli, eksik ve yanlış bilgilerle donatılmış turizm ve yatırımları ile mücadele eden bir takım bizce malum kesimlerin dirençlerine rağmen ilan edildi ama ne yazık ki Danıştay’a açılan iptal davası ile de kolayca harcandı gitti. Gelecek turizm yatırımları ile Bodrum’un betonlaşacağı, yeşilin yok edileceği gerekçesi ile bu önemli fırsatın kaybedilmesinin ardından Bodrum’da suyu, elektriği, yolu, kanalizasyonu olmayan, yeşilin gerçekten katledildiği, yılda sadece on, on beş gün kullanılan ekonomiye hiçbir katma değeri olmayan yüzbinlerce ikinci konut yapıldı. Koylarda dağların tepesinden denize kadar, kar komandoları gibi yan yana ve alt alta sıralanarak inen bu beyaz evleri yapanlar ilginçtir, hiç bir direnişle karşılaşmadılar. Şimdi, siz eğer gerçek bir turizm destinasyonu olmak ve turizm pastasından layık olduğunuz payı almak istiyorsanız; Öncelikle,  2634 sayılı “Turizmi Teşvik Yasası” ile çerçeveleri belirlenmiş bir sistemi ve doğal sahibinizin Kültür ve Turizm Bakanlığı olduğu gerçeğini kabul edeceksiniz. Sonra, Bakanlık - sektör dayanışması ile oluşturulacak turizm planlamasının mantığını kabulleneceksiniz. Ülke menfaatlerini ön planda tutarak, turizmin ekonomimizin lokomotifi olduğunu, ülkemizdeki açlık ve yoksulluk sınırının ancak bu sektörün dinamikleri ile aşılabileceği bilinci ile kafaların içindeki örümcek ağlarını söküp atacaksınız. Alternatif bir turizm destinasyonu olması nedeniyle turizm olgusu, öncelikle Bodrum’da sonra da ülke genelinde ancak bu şekilde geliştirilebilinir. Bodrum Türkiye’de çok iyi bir bilinirliliğe sahip. Bodrum bu bilinirliliği yurtdışında neden yakalayamıyor? Yurtdışındaki bilinirliliği arttırmak için sadece reklamları arttırmak yeterli midir? Bakınız, Bodrum yurt dışında da yeterince bilinirliğe sahip. Başta İngiltere olmak üzere bir çok yabancı ülkede Bodrum dediğiniz zaman en azından “Halikarnas Disco” diyorlar. Kimsenin aklına deniz, güneş, kum ve yedikleri yemekler düşmüyor da Halikarnas Disco düşüyor. Bu sizce yetmez mi? Reklam deyince, yıllardır söylüyorum, reklam için bir ürün olmalı diye. Ancak bir ürünün reklamını yapabilirsiniz. Şimdi; taşıma suyla dönen otelleri, vahşi depolama nedeni ile oluşmuş “Everest” ile yarışan “çöp dağları”, meltem esince, yağmur çiseleyince karanlığa gömülen evleri, otelleri, yolları, delik deşik yolların oluşturduğu trafik çilesi, atık sularının nerelere aktığı belirsiz ikinci konutları ve çok büyük bir bölümü yaşlanmış, hiç bir standarta uymayan sadece son yıllarda yapılmış kayda değer sayılara ulaşamayan toplam yetmiş küsur bin yatağı ile Bodrum daha fazla reklama değer bir ürün gibi görünüyor mu sizce? Böyle bir gerçekte reklamı artırsanız ne olur artırmasanız ne olur. Bodrum, turizm yatırımcıları için de gözde bir turizm merkezi. Bu ilgi Bodrum’a zarar mı yarar mı getiriyor? Turizm yatırımları çevre ve alt yapı değerlerinin düzeltilip geliştirilmesi, yapılacak ciddi bir turizm planlaması ile yeniden inşa edilebilinir. Oluşturulacak geniş kapsamlı bir plan ile yapılacak uygulama, aynı zamanda, kafaların içerisindeki bağnaz zihniyetleri değiştirmek kaydıyla tabii ki Bodrum’a yarar getirecektir. Ancak, bizim insanımız maalesef halen daha profesyonelleşemedi, kurumsallaşamadı, yatırımları için herhangi bir senaryoya bağlı hedefleri yok. Kısa ve uzun vadeli projeksiyonları yok. Bu arada gerçek bir profesyonelin önümüze koyduğu senaryoları da okuyamıyoruz, zira, okuduğumuzu anlamıyoruz. Yatırımlara balıklama dalma gibi bir alışkanlık yerleşmiş çıkamıyor. İşte, hedeflerimizi tam da bu noktada ne yazık ki copy-paste metodu ile belirliyoruz. Bunun doğal sonucu olarak da bir “yabancı marka” düşkünlüğüdür almış başını gidiyor. O markaları yaratanlar turizmi otelciliği bizlerden daha mı iyi biliyorlardı da, bu markaları oluşturdular. Biz halen daha “Genç bir turizm ülkesiyiz” niçin hiç kimse kendi markasını yaratmak için hedefler koymuyor. Milyonlarca dolar harcanarak yapılan tesislerin işletmesinin başına getirilecek onlarca duayen turizmciye, otelciye verecekleri paradan kaçınıp bilmem hangi ülkede doğmuş bir Marka’ya ciro üzerinden her yıl milyon dolar “operation fee” ödeme yarışını anlamakta zorluk çekiyorum. Tabidir ki ülkemize yabancı markalar gelecektir, ama bizde yabancı markalar yatırımları ile değil sadece isimleri ile yani ellerini taşın altına sokmadan hiç bir risk almadan geliyorlar. Şimdi bu açıdan bakınca, bizim yatırımcılarımızın tesislerini birer yabancı markaya bağımlı olarak yapmaları ve bu şekilde işletmelerinin ileride ciddi zararlar getireceğine inanıyorum. Ve dikkat diyorum. Bodrum için 12 ay turizm hedefi sizce gerçekçi bir hedef mi? Bu konudaki düşünceleriniz nedir? Bodrum’da kış aylarında açık olan yatak sayısı sadece iki binler civarında. Kıyaslama yapmanız açısından söylüyorum ki Belek’te aynı periyotta açık olan yatak sayısı 36 binleri buluyor. Bodrum’u zorlasanız bu rakam 5 binleri geçmiyor. Zira bu “iki kat” imar zorunluluğu nedeniyle on iki ay açık kalabilecek nitelikte kompakt tesisler ne yazık ki yapılamamış. Siz şimdi tur operatörü olsanız böyle bir hedefe yelken açar mısınız? Siz böyle bir kapasiteye bir uçak bağlar mısınız? Hangi uçak koltuklarının kalkülasyonu bu gerçeğe ayak uydurabilir. Bodrumun bu gerçeğini göz ardı ederek sağda solda 12 ay turizm hedefini ağıza bile almayı zul addediyorum. Türk turizminin gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin bu gelişimdeki en önemli eksiklikleri sizce ne oldu? Türkiye’de turizm, gerçekçi bir devlet politikasına kavuşturulamadığı sürece ne uzar ne kısalır. Klasik olacak ama ne yazık ki rakibi olamadığı için sürekli tekrarlıyoruz, denizi, güneşi, kumu ile tüm Semavi dinlerin doğduğu Anadolu’nun her karış toprağından fışkıran tarihi ve kültür varlıkları ile tanrının bahşettiği bu muhteşem coğrafyada dünyada her yıl bir milyar insanın katıldığı turizm pastasından biz halen daha yüzde bir gibi komik bir pay alıyorsak oturup bir düşünmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Türk turizminin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Kafanızda 10 yıl sonrasının turizmini canlandırabiliyor musunuz? Ben, 1969 yılında TMGT’nın rehber kursu ile başladığım mesleğimde yaklaşık kırk üçüncü yılını doldurmuş bir turizmciyim. Mesleğimin her branşını tamamen odağında doya doya yaparak geliyorum. Şimdi geçmiş on yıla bakıyorum, o günden bu güne değişen hiç bir şey olmamış hep her platformda tekrarlanan aynı “sorunlar” var. Hep “ağlama” var. Bakmayın siz dünyada sekizinci dokuzuncu sıraya yükselmişiz kandırmacalarına. Hangi ülkeler arasından oralara gelmişiz. Zaten dünyada turizm yapan kaç ülke var ki siz sekizlere dokuzlara başarı gözü ile bakıyorsunuz. Aslında ülkemizin birinci sırada olması gerekirken en azından ikinci veya üçüncü sıraya geldik diyebiliyor musunuz? Üstelik, Amerika’nın Fransa’nın arkasından. Siz şimdi bana on yıl sonrasının turizmini mi canlandırmamı soruyorsunuz. Bu şekliyle mi? Hayır hiç canlandıramıyorum. Türk turizmcileri her zaman başarılı bir görünüm çizdi. Peki Türk turizmcilerinin düştüğü yanlışlar nelerdir. Turizm, psikoloji, gastronomi, fizik, kimya ve mekanik gibi birçok bilimi içerisinde barındıran ve hepsinin bir arada kullanıldığı bir “bilim dalıdır” Şimdi Türkiye’de iki çeşit turizmci var: Birincisi; ben hayatım boyunca çok seyahat ettim, dünyada görmediğim ülke konaklamadığım otel kalmadı. Acenteciliği ve hatta otelciliği ben iyi yaparım diye varlıklarının sadece bir bölümünü fantezilerini yaşatabilecekleri bir tesis yaparak ertesi gün kartvizitlerine “turizmci” yazanlar. İkincisi; turizm ile ilgili eğitimler almış, hayatlarının yarısından fazlasını bu mesleğe adamış, literatürü özümsemiş, dünyadaki tüm gelişmeleri ve işletim tekniklerini takip ederek uygulamaya dökmüş, turizm mesleği ile yatmış ve kalkmış, kısaca turizmi hayat tarzı olarak benimsemiş, Turizm, soluduğu nefesi ruhu olmuş profesyoneller. Sizce, hangi Türk turizmcisi başarılı bir görünüm çizdi? Veya yanlış yaptı? Birincisi mi? İkincisi mi? Ya da başka bir deyişle başarı grafiğini yakalamanın en yakın temsilcileri olan “ikincilere” müsaade edildi mi? Onlara küçücük bir imkan dahi verildi mi? Yanlış o kadar çok ki hangisini anlatsam. Geçtiğimiz aylarda kurulan Turizm Meclisi sizce Türk turizmine nasıl bir katkı sağlar? Türkiye Turizm Meclisi bir kurgudur, bir senaryodur, özetle bu kurguyu, yıllardan beri kendisini Türk turizmcilerinin tümünün yegane birliği olarak gören “TÜRSAB” ve değerli başkanı Başaran Ulusoy kardeşimin bu tekeli elinden bırakmamak adına ve de “Otelcilerin” de bir birlik çatısı altında toplanmalarının engellenmesi yolunda attığı yeni bir oyalama taktiği olarak görüyorum. Bekleyecek, göreceğiz. Temenni ediyorum ki ben yanılırım.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Tourism Today | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 242 324 79 77 Faks : +90 242 324 79 37