Matbaadan bugüne: Değişime direnen zihniyetin turizme etkisi
- 17.11.2025
- 61 Day
Matbaadan bugüne: Değişime direnen zihniyetin turizme etkisi
Türkiye’nin turizm sektörü ile toplumsal durumu arasında güçlü bir bağ var; bu
iki alan birbirinden ayrı düşünülemez. Aslında bu durum sadece Türkiye’ye özgü
de değil. Çünkü turizm yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; aynı zamanda bir
toplumun kültürel yapısı, değerler sistemi, çevre bilinci ve uluslararası
itibarıyla doğrudan ilişkilidir.
Şu soruyu her turizm yöneticisi en az bir kez düşünmüştür: Türkiye’nin turizmde
yaşadığı sorunlar, ülkenin genel problemlerinden bağımsız mıdır? Yoksa aynı
nedenlerden mi kaynaklanmaktadır?
İnsanın yaşam biçimini, koşullarını bu hale getiren ülkenin yapısal sorunları
mı, yoksa bu sorunları çözülemez kılan bizim düşünme, yaşama ve yönetim
anlayışımız mı?
Yani klasik bir “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan” durumu...
- Toplumsal yapımızda mı,
- Yaşam tarzımızda mı,
- Yönetim anlayışımızda mı,
- Ahlaki değerlerimizde mi,
- Yoksa eğitim sistemimizde mi
eksiklik var?
Hangisinde, ya da hangilerinde hata yapıyoruz ki, aynı sorunlarla tekrar tekrar
boğuşuyor ve kalıcı çözümler üretemiyoruz?
Yurt dışında çalışan Türk profesyonellerin ve yöneticilerin başarılarını
gördüğümüzde, asıl meselenin üzerimize ve işletmelerimize sinmiş zihniyet
olduğunu daha net anlıyoruz. Bazı işletmeler, sahiplerinin ve yöneticilerinin
farklı bakış açıları sayesinde başarıya ulaşabiliyor. Yani çözüm bulanlar,
durumu tersine çevirebilenler var. Ancak genel anlayış henüz değişimden oldukça
uzak.
Düşünün: Bugün eleştirdiğimiz bir ülke, 1945’te bağımsızlığını ilan etti ve
yalnızca 80 yılda Orta Doğu’nun en güçlü ülkelerinden biri haline geldi.
Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada gibi ülkelerde ise modern yaşamın tarihi
yaklaşık 240 yıl öncesine dayanıyor.
Bu ülkeleri ileriye taşıyan unsur; insanlarının bilgi birikimi, çalışma
disiplini ve ortak aklı.
Bizde ise Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’ni birlikte
düşündüğümüzde 700 yılı aşkın bir devlet geleneği mirası var. Ne yazık ki bu
geleneğin olumlu yönleri kadar, olumsuz tarafları hayatımıza etki ediyor.
Sonuç çok açık: Turizm, toplumdan ayrı düşünülemez. Türkiye’nin temel sorunu,
zihniyet sorunudur. Bu zihniyet değiştiğinde, turizm dâhil tüm alanlarda
gelişme ve ilerleme mutlaka gelecektir.
Bazıları “Dış güçler izin vermez” diyebilir. Elbette dış etkenlerin rolü
vardır; ancak esas mesele bu değildir. Asıl sorun, birlikte hareket edemeyen,
çözüm üretmek yerine bahane bulan, disiplinden uzak ve kısa vadeli düşünen bir
toplum yapısıdır.
Zihinsel yapımızdaki bu çarpıklık; mimariden hizmet kalitesine, çevre
temizliğinden şehir planlamasına kadar her alana yansıyor.
Sonuç: Düzensizlik, özensizlik, plansızlık ve günü kurtarma anlayışı.
Bu noktada örnek alınabilecek ülkelerden biri, bana göre Japonya’dır. Japonya
tertemiz, düzenli ve doğayla uyumlu bir yaşam biçimine sahiptir. Farkı yaratan
coğrafya değil, Japonların ortak bilinç düzeyi ve sorumluluk anlayışıdır
Bizim de bunu başarabilmemiz için öncelikle zihinsel bir dönüşüme ihtiyacımız
var.
- Turizmi, toplumu ve yaşam kalitemizi yükseltecek olan başkaları değil, biziz.
- Bu dönüşüm, ancak bireyden
topluma, yönetimden kültüre kadar her alanda ortak bir anlayışla ve geniş bir
bakış açısıyla mümkündür.
- Ne yazık ki toplumumuzun
mevcut zihniyeti ve bilinç düzeyi; içinde bulunduğumuz durumun hem sebebi hem
de değişimden uzak kalmasının nedenidir.
- Bu konuda düşünen ve
sorgulayan insanlar ise çoğunluğun bakış açısına yenik düşerek mevcut durumu
kabullenmiş durumdadır.
Turizm açısından bakarsak; böylesine zengin doğal güzelliklere, tarihi mirasa
ve eşsiz bir lokasyon avantajına sahip bir ülke olarak, aslında her yıl daha
fazla turist gelmesin diye kota koymamız gerekirken, biz hâlâ krizlerle
mücadele ediyoruz.
Başka ülkeler, çölün ortasında bile kaliteli turizm destinasyonları yaratmayı
başardı. Biz ise çoğu zaman “Araplar şöyle, Araplar böyle” diyerek önyargıyla
yaklaşıyoruz. Oysa bu durum, zihniyetini değiştirenlerin gelişimi ve ilerlemeyi
başarabileceğinin en güzel örneğidir.
Gerçek değişim, ülkesine sahip çıkan, elini taşın altına koyan ve bunun için
çaba gösteren insanların sayısının artmasıyla mümkündür. Maalesef, ne uzaydan
ne de başka ülkelerden birileri gelip bizim sorunlarımızı çözecek.
Üstelik olumsuz örnekler, bu konuda çabalayan insanların direncini kırıyor.
Yurt dışına gitmek geçici bir rahatlama sağlayabilir, ama kalıcı bir çözüm
değildir. Karadağ’da yaşanan olaylar bunun bir örneğidir; milliyetçilik
akımları ise buna en büyük tehdittir.
Asıl çözüm, bulunduğumuz topraklarda sorumluluk almak, üretmek, paylaşmak ve
ortak bir bilinçle geleceğin inşasına katkı vermektir.
Kolay mı? Kolay olsa çoktan yapılırdı. Ama maalesef, oldukça meşakkatli.
Unutmamak gerekir ki, bir ülkeyi ileriye taşıyan ne doğal kaynaklarıdır ne de
dış desteği... Onu ileriye taşıyan, kendi insanının zihniyeti, çalışkanlığı,
ahlakı ve inancıdır.
Otelcilik emek yoğun bir sektördür. İşletmeler, çalışanlarına bu konuda eğitim
kampanyaları düzenlese, toplumsal bilincin gelişimine katkı sağlar mı diye
düşünüyorum bazen ama şimdilik bu sadece bir hayal.
Bizden elbette adam olur; ancak bunun kendiliğinden ya da başkalarının
yardımıyla gerçekleşmeyeceği kesin. Ne hayalperest olmak çözüm, ne de
yılgınlığa kapılmak.
Gerçek çözüm, bilinçli insanların yılmadan verdikleri mücadeleden geçiyor.
300 yıl boyunca matbaanın Osmanlı topraklarına girişini engelleyip halkın
bilgiye ulaşmasının, gelişmesinin önüne set olan zihniyet ile bugün Türkiye
Cumhuriyeti’ni kuran ve her alanda çağdaşlaşma için seferberlik başlatan
Atatürk’ü “harf devrimiyle milleti bir gecede cahil bırakmakla” suçlayan
zihniyet aynı zihniyettir.
İbrahim ÇELİK







