The argument in favor of using filler text goes something like this: If you use any real content in the Consulting Process anytime you reach.

  • img
  • img
  • img
  • img
  • img
  • img

Get In Touch

Güncel Haberler
Otel
Acente
Destinasyon
Vacation
Havacılık
Cruise
Teknoloji
Spor
Sağlık
Sanat

Matbaadan bugüne: Değişime direnen zihniyetin turizme etkisi

Matbaadan bugüne: Değişime direnen zihniyetin turizme etkisi

Türkiye’nin turizm sektörü ile toplumsal durumu arasında güçlü bir bağ var; bu iki alan birbirinden ayrı düşünülemez. Aslında bu durum sadece Türkiye’ye özgü de değil. Çünkü turizm yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; aynı zamanda bir toplumun kültürel yapısı, değerler sistemi, çevre bilinci ve uluslararası itibarıyla doğrudan ilişkilidir.

Şu soruyu her turizm yöneticisi en az bir kez düşünmüştür: Türkiye’nin turizmde yaşadığı sorunlar, ülkenin genel problemlerinden bağımsız mıdır? Yoksa aynı nedenlerden mi kaynaklanmaktadır?

İnsanın yaşam biçimini, koşullarını bu hale getiren ülkenin yapısal sorunları mı, yoksa bu sorunları çözülemez kılan bizim düşünme, yaşama ve yönetim anlayışımız mı?

Yani klasik bir “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan” durumu...

- Toplumsal yapımızda mı,

- Yaşam tarzımızda mı,

- Yönetim anlayışımızda mı,

- Ahlaki değerlerimizde mi,

- Yoksa eğitim sistemimizde mi eksiklik var?

Hangisinde, ya da hangilerinde hata yapıyoruz ki, aynı sorunlarla tekrar tekrar boğuşuyor ve kalıcı çözümler üretemiyoruz?

Yurt dışında çalışan Türk profesyonellerin ve yöneticilerin başarılarını gördüğümüzde, asıl meselenin üzerimize ve işletmelerimize sinmiş zihniyet olduğunu daha net anlıyoruz. Bazı işletmeler, sahiplerinin ve yöneticilerinin farklı bakış açıları sayesinde başarıya ulaşabiliyor. Yani çözüm bulanlar, durumu tersine çevirebilenler var. Ancak genel anlayış henüz değişimden oldukça uzak.

Düşünün: Bugün eleştirdiğimiz bir ülke, 1945’te bağımsızlığını ilan etti ve yalnızca 80 yılda Orta Doğu’nun en güçlü ülkelerinden biri haline geldi.

Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada gibi ülkelerde ise modern yaşamın tarihi yaklaşık 240 yıl öncesine dayanıyor.

Bu ülkeleri ileriye taşıyan unsur; insanlarının bilgi birikimi, çalışma disiplini ve ortak aklı.

Bizde ise Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’ni birlikte düşündüğümüzde 700 yılı aşkın bir devlet geleneği mirası var. Ne yazık ki bu geleneğin olumlu yönleri kadar, olumsuz tarafları hayatımıza etki ediyor.

Sonuç çok açık: Turizm, toplumdan ayrı düşünülemez. Türkiye’nin temel sorunu, zihniyet sorunudur. Bu zihniyet değiştiğinde, turizm dâhil tüm alanlarda gelişme ve ilerleme mutlaka gelecektir.

Bazıları “Dış güçler izin vermez” diyebilir. Elbette dış etkenlerin rolü vardır; ancak esas mesele bu değildir. Asıl sorun, birlikte hareket edemeyen, çözüm üretmek yerine bahane bulan, disiplinden uzak ve kısa vadeli düşünen bir toplum yapısıdır.

Zihinsel yapımızdaki bu çarpıklık; mimariden hizmet kalitesine, çevre temizliğinden şehir planlamasına kadar her alana yansıyor.

Sonuç: Düzensizlik, özensizlik, plansızlık ve günü kurtarma anlayışı.

Bu noktada örnek alınabilecek ülkelerden biri, bana göre Japonya’dır. Japonya tertemiz, düzenli ve doğayla uyumlu bir yaşam biçimine sahiptir. Farkı yaratan coğrafya değil, Japonların ortak bilinç düzeyi ve sorumluluk anlayışıdır

Bizim de bunu başarabilmemiz için öncelikle zihinsel bir dönüşüme ihtiyacımız var.

- Turizmi, toplumu ve yaşam kalitemizi yükseltecek olan başkaları değil, biziz.

- Bu dönüşüm, ancak bireyden topluma, yönetimden kültüre kadar her alanda ortak bir anlayışla ve geniş bir bakış açısıyla mümkündür.

- Ne yazık ki toplumumuzun mevcut zihniyeti ve bilinç düzeyi; içinde bulunduğumuz durumun hem sebebi hem de değişimden uzak kalmasının nedenidir.

- Bu konuda düşünen ve sorgulayan insanlar ise çoğunluğun bakış açısına yenik düşerek mevcut durumu kabullenmiş durumdadır.

Turizm açısından bakarsak; böylesine zengin doğal güzelliklere, tarihi mirasa ve eşsiz bir lokasyon avantajına sahip bir ülke olarak, aslında her yıl daha fazla turist gelmesin diye kota koymamız gerekirken, biz hâlâ krizlerle mücadele ediyoruz.

Başka ülkeler, çölün ortasında bile kaliteli turizm destinasyonları yaratmayı başardı. Biz ise çoğu zaman “Araplar şöyle, Araplar böyle” diyerek önyargıyla yaklaşıyoruz. Oysa bu durum, zihniyetini değiştirenlerin gelişimi ve ilerlemeyi başarabileceğinin en güzel örneğidir.

Gerçek değişim, ülkesine sahip çıkan, elini taşın altına koyan ve bunun için çaba gösteren insanların sayısının artmasıyla mümkündür. Maalesef, ne uzaydan ne de başka ülkelerden birileri gelip bizim sorunlarımızı çözecek.

Üstelik olumsuz örnekler, bu konuda çabalayan insanların direncini kırıyor.

Yurt dışına gitmek geçici bir rahatlama sağlayabilir, ama kalıcı bir çözüm değildir. Karadağ’da yaşanan olaylar bunun bir örneğidir; milliyetçilik akımları ise buna en büyük tehdittir.

Asıl çözüm, bulunduğumuz topraklarda sorumluluk almak, üretmek, paylaşmak ve ortak bir bilinçle geleceğin inşasına katkı vermektir.

Kolay mı? Kolay olsa çoktan yapılırdı. Ama maalesef, oldukça meşakkatli.

Unutmamak gerekir ki, bir ülkeyi ileriye taşıyan ne doğal kaynaklarıdır ne de dış desteği... Onu ileriye taşıyan, kendi insanının zihniyeti, çalışkanlığı, ahlakı ve inancıdır.

Otelcilik emek yoğun bir sektördür. İşletmeler, çalışanlarına bu konuda eğitim kampanyaları düzenlese, toplumsal bilincin gelişimine katkı sağlar mı diye düşünüyorum bazen ama şimdilik bu sadece bir hayal.

Bizden elbette adam olur; ancak bunun kendiliğinden ya da başkalarının yardımıyla gerçekleşmeyeceği kesin. Ne hayalperest olmak çözüm, ne de yılgınlığa kapılmak.

Gerçek çözüm, bilinçli insanların yılmadan verdikleri mücadeleden geçiyor.

300 yıl boyunca matbaanın Osmanlı topraklarına girişini engelleyip halkın bilgiye ulaşmasının, gelişmesinin önüne set olan zihniyet ile bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve her alanda çağdaşlaşma için seferberlik başlatan Atatürk’ü “harf devrimiyle milleti bir gecede cahil bırakmakla” suçlayan zihniyet aynı zihniyettir.

İbrahim ÇELİK