The argument in favor of using filler text goes something like this: If you use any real content in the Consulting Process anytime you reach.

  • img
  • img
  • img
  • img
  • img
  • img

Get In Touch

Güncel Haberler
Otel
Acente
Destinasyon
Vacation
Havacılık
Cruise
Teknoloji
Spor
Sağlık
Sanat

İşçi patrondan, lider yöneticiye: Terfi değil uyanış ve aydınlanma

İşçi patrondan, lider yöneticiye: Terfi değil uyanış ve aydınlanma

“İşini özgürlüğün için kurup özgürlüğünü işine teslim ettiğin gün, işçi patron olursun; gerçek terfi ise işini değil, düşünme biçimini değiştirdiğinde başlar. Çünkü ancak kendi ezberini bozduğunda, başkalarının ezberini bozmaya vesile olursun.

Değerli dostlar,

Akşam motivasyonu için biraz mola vermiştim ki daha önce webinar ve eğitimlerine katıldığım, kendisine “dream provocateur” tabiri son derece uyan kıymetli iş insanı Ayşegül Coşkuner’in şu paylaşımını gördüm:

Eğitimde sordum; “Bir işçi patron neleri yapamaz?”
- İşçi patron, tatile gidemez, gitse de huzur bulamaz.
- İşçi patron, çocuklarını okuldan alamaz.
- İşçi patron, ailesiyle akşam yemeğine oturamaz.
- İşçi patron, ekip kuramaz, kursa da yönetemez.
- İşçi patron, strateji yapamaz.
- İşçi patron, parasına sahip çıkamaz.
- İşçi patron, gündemi takip edemez.

Sonra bir sessizlik oldu. Ve ben tekrar sordum:
“Peki, bunun için mi kurmuştuk biz bu işleri?”

Hani istediğimiz kadar tatile gidecektik…
Hani ailemizle daha çok vakit geçirecektik…
Ya hobilerimiz? Ya o hayalini kurduğumuz uzun yolculuklar?

Gerçek şu: Çoğumuz işi özgürlüğümüzü kazanmak için kurduk ama bir süre sonra özgürlüğümüzü işe teslim ettik.

Çünkü “işçi patron” olmak kolaydır; sistemin içinde kalırsın. Ama işletme sahibi olmak zordur; sadece işini değil, düşünme biçimini de değiştirmen gerekir.

Kendisinin düşünceleri kışkırtması noktasındaki başarısı beni hemen bunları düşünürken süreç yönetimsel olarak nasıl bir noktada diye düşünmeye itti. Peki, süreç yukarıdaki gibi tanıdık mı acaba?

İşçi patron = Çalışan yönetici

“İşçi patron” dediğimiz profil, aslında “çalışan yönetici”nin ta kendisi.

-
Sürekli sahada ama yöneten değil, çalışan gibi.
-
Her işi kendisi yapar; sonra da “kimseyi yetiştiremiyorum” diye şikâyet eder.
- Delegasyon yapması zordur, çünkü güvenmek kontrol kaybı gibi gelir.
-
Kendini farkında olmadan sistemin merkezinde tutar; dolayısıyla sistem kuramaz.
-
Dünyayı kurtardığını düşünür ama bugünü kurtarmaya odaklıdır; yangın söndürürken geleceği yakar.
-
En kıymetli şeyi olan zamanını satın alamaz; hâlâ emeğini satıyordur. Sadece maaşını değil, özgürlüğünü de.

Bu yönetici tipine ben “çalışan yönetici” diyorum. Ünvanı yönetici, zihniyeti çalışan.

- Çalışan gibi düşünür: “Ben olmazsam bu iş yürümez.” Der
- Korkuyla karar verir: “Ya hata yaparlarsa?” diye hep kuşku duyar.
- Sadece gördüğünü öğrenir, görmediğini sorgulamaz.
- Ezbere süreçlerle hükmedeceğini sanır.

Sonuç? Kendini de yakar, ekibini de yorar, sistemi de tıkar.

Aksiyonsuz vizyon halüsinasyondur. Çalışan yönetici, tam da budur: Çok konuşulan “vizyon”, az atılan adım. Peki, lider ve yönetici arasındaki süreç nedir diye klişe bir bakış açısı yapsak?

İşletme sahibi = Lider yönetici

Bir de “işletme sahibi” var. Bu sadece şirket ortağı olmak değil; bu, zihinsel bir seviye.

Gerçek işletme sahibi aslında lider yöneticidir.

- İşin içinde değil, üzerinde çalışır. Geniş bakış açısı ile vizyon katmaya özen gözterir.
- Ekibini yönetmez, yetkilendirir; yetki sorumluluktur ve bazen yanılmak iyidir.
- Müşterinin değil, sistemin sadakatini kazanır. Çünkü sistem sürdürülebilir olursa çark, kişilere bağlı olmaksızın, dönmeye devam edecektir.
- Kârını değil, değerini büyütür. Bugün dünyanın en iyi markaları değerleri üzerinden fonlanmakta ve topluma sağladıkları katkı kadar da değer görmektedirler.
- Kontrol etmeye değil, güven inşa etmeye odaklanır. Ekip biir bütündür ve yapıyı ayakta tutan temel unsurlardan biri de güvendir.
- “Her şeyi ben yaparım” demez; “Doğru insanla, doğru sistemle her şeyi yaparız” der.

Lider yönetici şunu bilir: “Benim gerçek işim, işi yapmak değil; işi yapacak insanları ve sistemi inşa etmek.”

Çalışan yönetici, her krizi kendisi çözdüğünde kendini başarılı sanar.
Lider yönetici ise şunu sorar: “Bu kriz bir daha yaşanmasın diye nasıl bir sistem kurmalıyız?”

Biri yangın söndürmeyi kahramanlık sanır, diğeri yangın çıkmayacak bir düzen kurmaya çalışır.

Herkes kendi markasının CEO’sudur.

Şunu da unutmamak gerekiyor: Her insan, kendi markasının CEO’sudur.

Ama çoğu bunun farkında değil.

-
Kendi hayatının stratejisini kurmadan şirket stratejisi yazmaya kalkıyor.
-
Kendi zamanını yönetemeden ekip yönetmeye çalışıyor.
-
Kendi duygusunu regüle edemeden insan yönetmeye soyunuyor.
- Empati kurmaksızın, sadece emir-komuta zinciri kurarak sistem inşa etmeye çalışıyor.

Bu, zafere giden yolda emek vermeden, koşmadan, yarışı kazanacağını sanmaya benziyor. Gerçek liderlik önce kendini yönetmekle başlar. Kendi markasının CEO’su olamayan, kimsenin ve hiçbir ekibin sürdürülebilir lideri olamaz.

Çalışan yönetici mi, lider yönetici mi?
- Çalışan yönetici
, işini sırtında taşır.
- Lider yönetici
, işini ekibiyle omuz omuza taşır.
-
Çalışan yönetici için ekip, işi yetiştiren insan topluluğudur.
-
Lider yönetici için ekip, değer yaratan bir organizmadır. Birlikte takım olunmalıdır.
-
Çalışan yönetici, ekibinden itaat bekler.
-
Lider yönetici, ekibinden sorumluluk bekler.
? Bence sorumluluk aslında özgür kılar!
-
Çalışan yönetici, hatayı gizler.
-
Lider yönetici, hatayı görünür kılar ve süreç düzeltir. Hatalar yapılmak için varlar, ekipler de hatalardan ders aldıkça çözüm üretip sonuca varmakta ve sürdürülebilir olmaktadır.

Ve en kritik fark: Çalışan yönetici, işine köle olabilir. Lider yönetici, işiyle birlikte kendi özgürlüğünü de tasarlar. Dinlenmeyen bir atın hedefine varamayacağı gibi, sürekli yoğun bir zihnin de verimi kesinlikle vizyoner olmayacaktır. Nerede bir adım geriden seyretmek gerektiğini bilmek gerekir.

“Terfi” değil, “uyanış ve aydınlanma”

Benim inancım şu: “İşçi patron”dan “işletme sahibi”ne geçiş bir terfi değil, bir uyanıştır, aydınlanmadır. “Çalışan yönetici”den “lider yönetici”ye geçiş de öyle.

Ve o uyanış genellikle insanın en yorgun olduğu gün başlar. Çünkü en çok yorulduğun gün, kendine şu soruyu sormaya en açık olduğun gündür: “Ben işimi mi çalıştırıyorum, yoksa işim mi beni çalıştırıyor?”

Bu soru sadece bir eleştiri değil, aslında bir davet: Seni tüketen rolü bırakıp, seni büyüten role geçme daveti.

Özellikle bizim sektör için söyleyeyim: Misafiri memnun ederken kendimizi tüketen değil; Kendini de ekibini de büyüten, sistemi güçlendiren, uyanan yöneticilere ihtiyacımız var.

Bugün kendine dürüstçe sor:

- Ben çalışan yönetici miyim, yoksa lider yönetici olmaya gerçekten niyetli miyim?

- Ben işçi patron muyum, yoksa işletme sahibi zihnine geçmek için hangi ezberimi bozmak zorundayım?

Çünkü ancak kendi ezberini bozduğunda, başkalarının ezberini bozmaya vesile olursun.

Yiğit GİRGİN