Küresel turizm için 2026 değerlendirmeleri
- 19.12.2025
- 28 Day
Küresel
turizm için 2026 değerlendirmeleri
Dayanıklılık Çağında Seyahat
2026
yılına yaklaşırken küresel turizm sektörüne ilişkin sayısal göstergeler son
derece iyimser bir tablo sunmaktadır.
Toplam seyahat sayısında tüm zamanların rekorunun kırılması beklenirken,
2019 yılı öncesindeki seviyelerin dahi aşılacağı öngörülmektedir.
Pandemi sonrası dönemde bu rakamlara ulaşmanın uzun yıllar alacağı
düşünülse de, turizm sektörü tahminlerin ötesinde bir toparlanma sergilemiştir.
Gelirlerin artması, istihdam oranlarının yükselmesi ve orta sınıfın seyahat
etme arzusunun yeniden güç kazanması bu iyimserliğin temel göstergeleri
arasındadır. Ancak bu olumlu tablo,
karmaşık bir gerçekliği gölgede bırakmaktadır.
Küresel turizm, nicel büyümenin ötesinde, giderek daha sıcak, daha kırılgan
ve öngörülmesi zor bir dünyada faaliyet göstermektedir. İklim değişikliği hız
kazanmakta, jeopolitik çatışmalar süreklilik göstermekte, yüksek enflasyon
seyahat bütçelerini baskılamakta ve yapay zekânın sektörü nasıl dönüştüreceği
hâlâ belirsizliğini korumaktadır. Bu nedenle başarının yalnızca ziyaretçi sayılarıyla
ölçülmesi artık yetersizdir.
Dayanıklılık: Yeni başarı kriteri
Günümüz itibarıyla küresel turizmde en kritik kavram dayanıklılıktır.
Turizm işletmelerinin yalnızca misafirleri cezbetmesi değil, aynı zamanda
onları çevresel ve ekonomik şoklara karşı koruyabilmesi gerekmektedir. Bununla
birlikte, seyahat edilen destinasyonların ev sahibi toplulukları da bu süreçten
zarar görmemeli; aksine sürdürülebilir kalkınmanın parçası hâline gelmelidir. Ne var ki, çoğu zaman görmezden
gelinen temel bir dönüşüm yaşanmaktadır: Gezegen ısınmaktadır. Buna rağmen
sektörün bazı aktörleri, bu gerçeklikle yüzleşmek yerine, geçici çözümlerle
durumu idare etmeyi tercih etmektedir. Oysa ısınan dünyada seyahat haritaları
yeniden çizilmektedir.
İklim değişikliği ve değişen seyahat
alışkanlıkları
Artık seyahat planları büyük ölçüde iklim koşullarına göre
şekillenmektedir. Akdeniz havzasında yaz aylarında sıcaklıkların 40 dereceyi
aşması, özellikle orta yaş üzeri bireyler ve çocuklu aileler için caydırıcı bir
faktör hâline gelmiştir. Aşırı sıcaklar nedeniyle yerleşim alanları
tenhalaşmakta, orman yangınları sahil beldelerini dumana boğmakta ve
ekosistemler ciddi zarar görmektedir.
Bu gelişmeler, tatil mevsimlerinin yeniden tanımlanmasına yol açmıştır.
Avrupa’nın güneyinde ilkbahar ve sonbahar dönemleri daha fazla tercih
edilirken, yaz aylarında Kuzey Avrupa, dağlık bölgeler ve yaylalar ön plana
çıkmaktadır.
Okyanuslardaki küçük adalar ve deniz seviyesindeki plaj destinasyonları,
yükselen deniz seviyeleri ve artan meteorolojik riskler nedeniyle ciddi bir
imaj sorunu yaşamaktadır. Bu algı, uzun yıllar boyunca bu bölgelerin ekonomik
ve istihdam kaynağı olmuştur.
Buna rağmen bazı ada ve kıyı destinasyonları, vizyoner liderlik sayesinde
hızla dönüşmekte ve geleceğe hazırlanmaktadır.
Deniz altı ekosistemlerini korumaya yönelik önlemler almakta, iklim
dirençli mimari tasarımlar geliştirmekte ve güvenlik stratejilerini şeffaf
biçimde paylaşarak rekabet avantajlarını korumaktadır.
Jeopolitik riskler ve güven algısı
Savaşlar ve olası çatışma riskleri, küresel seyahat rotalarını doğrudan
etkilemektedir. Çatışma bölgeleri sistematik biçimde bypass edilmekte;
Gazze’deki savaş İsrail, Ürdün, Filistin ve Mısır turizmini derinden
sarsmaktadır. Tur operatörleri birçok inanç turizmi rotasını programlarından
çıkarmış, kültür turlarının sayısı ciddi biçimde azalmıştır. Bu durum, güvenli
olarak bilinen destinasyonların dahi yeni bir güven algısı inşa etmelerini
zorunlu kılmaktadır.
Yeni tatilci profili
2026’ya doğru şekillenen yeni turist profili, önceki dönemlerden belirgin
biçimde ayrılmaktadır. Bu gezginler daha kısa tatilleri tercih etmekte, daha
seçici davranmakta ve çoğunlukla evcil hayvanlarıyla seyahat etmektedir.
Orta sınıf üzerindeki ekonomik baskılar nedeniyle daha geç rezervasyon
yapılmakta, fiyatlar titizlikle karşılaştırılmakta ve “daha az parayla lüks”
anlayışının yerini “paranın karşılığını alma” beklentisi almaktadır.
Bu yeni alışkanlıklar, hızlı adapte olabilen işletmeler için önemli
fırsatlar sunmaktadır. Evcil hayvan dostu uygulamalar, popüler kültür temelli
seyahat deneyimleri ve kişiselleştirilebilir otel hizmetleri bu dönemin öne
çıkan trendleri arasındadır.
Teknoloji ve deneyim odaklı turizm
Yeni turizm biçimleri artık niş olmaktan çıkmış, seyahatin ana
motivasyonlarından biri hâline gelmiştir. 2026’da Londra’da Waymo
robotaksilerle ulaşım sağlamak, Şanghay’da robotik restoranlarda yemek yemek
veya Singapur’daki dikey çiftlikleri ziyaret etmek sıradan deneyimler hâline
gelmektedir. Teknoloji, turizmi dönüştürürken, ziyaretçilerin beklentilerini de
yeniden tanımlamaktadır.
2026 için
kazanma formülü
2026’da
başarılı olacak destinasyonlar ve işletmeler üç temel özelliği paylaşmaktadır: Birincisi, fiyatlandırmadan altyapı
yatırımlarına kadar her kararda iklim verilerini dikkate almalarıdır. İkincisi,
siyasi gerilimler karşısında sessiz kalmak yerine empati ve şeffaflıkla
iletişim kurmalarıdır. Üçüncüsü ise ziyaretleri anlamlı kılmaları; yerel halkın
da turizmden somut fayda sağlamasını garanti altına almalarıdır.
İyi planlanmış seyahatler yalnızca ekonomik kazanç sağlamaz; kültürleri
birleştirir, zor gerçekleri zarafetle anlatır ve gezginlerle ev sahipleri
arasında kalıcı bağlar kurar.
Adil GÜRKAN







