Mucize değil, zihniyet: Turizm ve ülke nasıl gelişir?
- 5.01.2026
- 12 Day
Mucize değil, zihniyet: Turizm ve ülke nasıl gelişir?
Tüm Tourism Today okurlarına
Mutlu Yıllar diliyorum.
Sanırım büyük bir çoğunluk
Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı eserini okumuştur; okumamış
olanlar bile en azından hakkında bir şeyler duymuştur. Bu kitap, bir ülkenin
kaderinin nasıl değiştirilebileceğini anlatan öğretici bir eserdir. Yoksul ve
geri kalmış bir toplumun; eğitim, ahlak, sorumluluk ve aydın öncülüğü sayesinde
nasıl çağdaş bir ulusa dönüştüğünü Finlandiya örneği üzerinden anlatır.
Mustafa Kemal’in bu kitaba
özel bir önem vermesi tesadüf değil. Atatürk, kitabı yeni kurduğu Türkiye
Cumhuriyeti için uygulanabilir bir zihniyet dönüşümü rehberi olarak
değerlendirdi.
Bugün gurur duyduğumuz
tarihimizin en önemli parçalarından biri Osmanlı İmparatorluğu’dur. Ne var ki,
bazı tarih bilgisi zayıf ya da Cumhuriyet’i bilinçli şekilde kötülemek isteyen
çevreler, Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle son yüzyılını ve yıkılış sürecini
ya bilmemekte ya da görmezden gelmektedir. Oysa az da olsa tarih bilgisine
sahip olanların çok iyi bildiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu 18. ve 19. yüzyılı
hem içten hem de dıştan çok yönlü ve ağır baskılar altına geçirmiştir. Bu
baskılara karşı koymakta yetersiz kalmış ve sonunda maalesef kaçınılmaz bir
şekilde yıkılmıştır.
Osmanlı’nın çağa ayak
uyduramadığını fark eden son dönem padişahlarının reform çabaları ise, ne yazık
ki bu gidişatı durdurmaya yetmemiştir. Sonuç olarak imparatorluk dağılmış,
geride ekonomik olarak tükenmiş, siyasi olarak parçalanmış, yorgun ve umutsuz bir
toplum kalmıştır.
Beyaz Zambaklar Ülkesinde’nin
temel felsefesi nettir: Kurtuluş, mucizelerde ya da tek bir kahramanda aranmaz.
Toplumsal dönüşümün; eğitim, ahlak, disiplin, liyakat ve aydın sorumluluğu
üzerine inşa edilmesi gerektiği savunur.
Kitapta öğretmenler,
subaylar, din adamları ve aydınlar; halktan kopuk birer elit olarak değil,
halkla birlikte yürüyen, onunla aynı sorumluluğu paylaşan ve fedakârlık yapan
öncüler olarak anlatılır. Bu yaklaşım, toplumu yukarıdan dayatmalarla
dönüştürmeyi değil; bilinçlendirerek, ikna ederek ve birlikte ayağa kaldırmayı
esas alır. Nitekim bugün Finlandiya’nın ulaştığı noktaya bakıldığında, bu
felsefenin doğru uygulandığında ne denli kalıcı ve başarılı sonuçlar getirdiği
açıkça görülmektedir.
Atatürk, kitapta anlatılan
Finlandiya’nın başlangıç koşulları ile Osmanlı’dan çıkan yeni Türkiye
Cumhuriyeti’nin durumunu birbirine çok benzetmiştir: Yorgun bir halk, yaygın
cehalet, zayıf devlet yapısı, umutsuzluk ve kadercilik…
Bu nedenle kitap, Atatürk
için; Türkiye’nin yaşayabileceği bir dönüşümün ilham kaynağı olmuştur. Kitabın
verdiği temel mesaj: Doğru bir eğitim ve bilinçli bir kadro ile milletler
yeniden ayağa kalkar ve hedeflerine ulaşır.
Osmanlının son döneminde
Devlet’in içinde bulunduğu duruma derin bir üzüntü duyan; sayıları çok fazla
olmasa da okuyan, dünyayı yakından takip eden ve sorumluluk bilinci gelişmiş
bir genç nesil vardı. Bu kuşağın en büyük ideali, ülkeyi içine sürüklendiği
çıkmazdan kurtarmaktı. Mustafa Kemal, bu kuşağın içinden çıkmış ve bunu başarabilmiş
son derece özel bir liderdir.
Daha öğrencilik yıllarından
başlayarak askerlik mesleği boyunca, bilinçli bir şekilde kendini yetiştirmek
amacıyla yoğun biçimde kitaplar okumuş; devletin durumu, toplum yapısı ve
geleceği üzerine sürekli düşünmüş ve kendini geliştirmiştir. Yapılan envanter
çalışmalarına göre yaklaşık 4.000 kitap okuduğu kayıtlara geçmiştir. Yazdığı
eserlerin sayısı ise kaynaklara göre 7 ile 11 arasında değişmektedir.
Onun savaşlardaki başarıları,
askerî dehası, Samsun’a çıkışı, Kurtuluş Savaşı’nı yönetmesi, Cumhuriyet’i
kurması ve gerçekleştirdiği devrimler asla tesadüf değildir. Bugün sıkça
tartışılan tekke ve zaviyelerin kapatılması da, Selçuklu ve Osmanlı’nın yıkılış
nedenlerini çok iyi analiz etmesinin bir sonucudur.
Atatürk’ün temel hedefi,
eğitim yoluyla kalıcı kurtuluştu. Askerî zaferlerin tek başına yeterli
olmayacağını çok iyi biliyordu. Onun anlayışına göre bir milletin gerçek
kurtuluşu, düşünce ve kültür alanında kazanılır. Bu nedenle Beyaz Zambaklar
Ülkesinde, özellikle öğretmen adayları ve geleceğin yöneticileri tarafından
okunması gereken bir kitap olarak gördü.
Cumhuriyet kurulduğunda,
aydın olarak nitelendirilebilecek bir nesil yok denecek kadar azdı. Buna
rağmen, bu neslin yalnızca eleştiren değil; çözüm üreten, halkla iç içe ve omuz
omuza mücadele eden bireyler olmasını istedi. Kitapta anlatılan aydın tipi,
Cumhuriyet’in ideal yurttaş ve yönetici modeline örnek olarak sunuldu.
Kitap, kalkınmanın yalnızca
ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir mesele olduğunun da altını çizer.
Atatürk’ün kamu yönetiminde liyakat, görev bilinci ve israf karşıtlığına
verdiği önem, bu anlayışın somut yansımasıdır. Onun beklentisi, Cumhuriyet
kadrolarının şahsi çıkar değil, toplum ve kamu yararı temelinde hareket
etmesiydi.
Atatürk, kitabın en güçlü
yönlerinden biri olarak kaderciliğe karşı duruşunu görmüştür. Toplumun edilgen
değil, kendi kaderinin öznesi olması gerektiği fikri, Cumhuriyet devrimlerinin
ruhunu oluşturmuştur. Dini bilgisi zayıf olan halkın bilinçlenmesi için
eğitilmesini özellikle istemiş; bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı
kurulmuştur. Amaç, halkın dinini doğru öğrenmesi, hurafelerden uzak durması ve
bilinçli bir şekilde ibadet etmesiydi. Böylece din adamı kılığındaki yabancı
ajanların ve çıkar gruplarının toplumu yönlendirmesinin de önüne geçilmiş
olacaktı. Bu hedefe ne ölçüde ulaşıldığı ise bugün tartışma konusudur.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında
Atatürk’ün Beyaz Zambaklar Ülkesinde’den beklentileri, somut politikalara
dönüşmüştür:
- Eğitim birliğinin
sağlanması,
- Millet Mektepleri ve
okuma-yazma seferberliği,
- Halkevleri ile toplumsal
bilinçlenme,
- Köy Enstitülerinin düşünsel
temelinin atılması.
Bu adımların ortak noktası,
bireyi merkeze alan ve uzun vadeli bir toplumsal dönüşümü hedefleyen
anlayıştır.
Beyaz Zambaklar Ülkesinde,
Atatürk için bir ilham kaynağından öte; Cumhuriyet’in inşa sürecinde yol
gösterici bir zihniyet haritası oldu. Atatürk’ün beklentisi; düşünen,
sorgulayan, ahlaklı ve sorumluluk sahibi bir toplumun yaratılmasıydı.
Bugün de kitap, yalnızca
geçmişi anlamak için değil, geleceği yeniden düşünmek için okunması gereken bir
başucu kitabıdır.
Bir ülkenin gerçek gücü;
toprağının altında değil, insanının zihninde, azminde, sorumluluk alma
bilincinde ve ahlakındadır.
Ülkemizde turizmin daha ileri
bir noktaya ulaşması ve sürekli gelişim içinde olması; ahlaklı, sorumluluk
sahibi, çalışanlarıyla omuz omuza olan yöneticiler ve işletme sahipleriyle
mümkün olacaktır.
İbrahim ÇELİK







