The argument in favor of using filler text goes something like this: If you use any real content in the Consulting Process anytime you reach.

  • img
  • img
  • img
  • img
  • img
  • img

Get In Touch

Güncel Haberler
Otel
Acente
Destinasyon
Vacation
Havacılık
Cruise
Teknoloji
Spor
Sağlık
Sanat

Mucize değil, zihniyet: Turizm ve ülke nasıl gelişir?

Mucize değil, zihniyet: Turizm ve ülke nasıl gelişir?

Tüm Tourism Today okurlarına Mutlu Yıllar diliyorum.

Sanırım büyük bir çoğunluk Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı eserini okumuştur; okumamış olanlar bile en azından hakkında bir şeyler duymuştur. Bu kitap, bir ülkenin kaderinin nasıl değiştirilebileceğini anlatan öğretici bir eserdir. Yoksul ve geri kalmış bir toplumun; eğitim, ahlak, sorumluluk ve aydın öncülüğü sayesinde nasıl çağdaş bir ulusa dönüştüğünü Finlandiya örneği üzerinden anlatır.

Mustafa Kemal’in bu kitaba özel bir önem vermesi tesadüf değil. Atatürk, kitabı yeni kurduğu Türkiye Cumhuriyeti için uygulanabilir bir zihniyet dönüşümü rehberi olarak değerlendirdi.

Bugün gurur duyduğumuz tarihimizin en önemli parçalarından biri Osmanlı İmparatorluğu’dur. Ne var ki, bazı tarih bilgisi zayıf ya da Cumhuriyet’i bilinçli şekilde kötülemek isteyen çevreler, Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle son yüzyılını ve yıkılış sürecini ya bilmemekte ya da görmezden gelmektedir. Oysa az da olsa tarih bilgisine sahip olanların çok iyi bildiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu 18. ve 19. yüzyılı hem içten hem de dıştan çok yönlü ve ağır baskılar altına geçirmiştir. Bu baskılara karşı koymakta yetersiz kalmış ve sonunda maalesef kaçınılmaz bir şekilde yıkılmıştır.

Osmanlı’nın çağa ayak uyduramadığını fark eden son dönem padişahlarının reform çabaları ise, ne yazık ki bu gidişatı durdurmaya yetmemiştir. Sonuç olarak imparatorluk dağılmış, geride ekonomik olarak tükenmiş, siyasi olarak parçalanmış, yorgun ve umutsuz bir toplum kalmıştır.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde’nin temel felsefesi nettir: Kurtuluş, mucizelerde ya da tek bir kahramanda aranmaz. Toplumsal dönüşümün; eğitim, ahlak, disiplin, liyakat ve aydın sorumluluğu üzerine inşa edilmesi gerektiği savunur.

Kitapta öğretmenler, subaylar, din adamları ve aydınlar; halktan kopuk birer elit olarak değil, halkla birlikte yürüyen, onunla aynı sorumluluğu paylaşan ve fedakârlık yapan öncüler olarak anlatılır. Bu yaklaşım, toplumu yukarıdan dayatmalarla dönüştürmeyi değil; bilinçlendirerek, ikna ederek ve birlikte ayağa kaldırmayı esas alır. Nitekim bugün Finlandiya’nın ulaştığı noktaya bakıldığında, bu felsefenin doğru uygulandığında ne denli kalıcı ve başarılı sonuçlar getirdiği açıkça görülmektedir.

Atatürk, kitapta anlatılan Finlandiya’nın başlangıç koşulları ile Osmanlı’dan çıkan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin durumunu birbirine çok benzetmiştir: Yorgun bir halk, yaygın cehalet, zayıf devlet yapısı, umutsuzluk ve kadercilik…

Bu nedenle kitap, Atatürk için; Türkiye’nin yaşayabileceği bir dönüşümün ilham kaynağı olmuştur. Kitabın verdiği temel mesaj: Doğru bir eğitim ve bilinçli bir kadro ile milletler yeniden ayağa kalkar ve hedeflerine ulaşır.

Osmanlının son döneminde Devlet’in içinde bulunduğu duruma derin bir üzüntü duyan; sayıları çok fazla olmasa da okuyan, dünyayı yakından takip eden ve sorumluluk bilinci gelişmiş bir genç nesil vardı. Bu kuşağın en büyük ideali, ülkeyi içine sürüklendiği çıkmazdan kurtarmaktı. Mustafa Kemal, bu kuşağın içinden çıkmış ve bunu başarabilmiş son derece özel bir liderdir.

Daha öğrencilik yıllarından başlayarak askerlik mesleği boyunca, bilinçli bir şekilde kendini yetiştirmek amacıyla yoğun biçimde kitaplar okumuş; devletin durumu, toplum yapısı ve geleceği üzerine sürekli düşünmüş ve kendini geliştirmiştir. Yapılan envanter çalışmalarına göre yaklaşık 4.000 kitap okuduğu kayıtlara geçmiştir. Yazdığı eserlerin sayısı ise kaynaklara göre 7 ile 11 arasında değişmektedir.

Onun savaşlardaki başarıları, askerî dehası, Samsun’a çıkışı, Kurtuluş Savaşı’nı yönetmesi, Cumhuriyet’i kurması ve gerçekleştirdiği devrimler asla tesadüf değildir. Bugün sıkça tartışılan tekke ve zaviyelerin kapatılması da, Selçuklu ve Osmanlı’nın yıkılış nedenlerini çok iyi analiz etmesinin bir sonucudur.

Atatürk’ün temel hedefi, eğitim yoluyla kalıcı kurtuluştu. Askerî zaferlerin tek başına yeterli olmayacağını çok iyi biliyordu. Onun anlayışına göre bir milletin gerçek kurtuluşu, düşünce ve kültür alanında kazanılır. Bu nedenle Beyaz Zambaklar Ülkesinde, özellikle öğretmen adayları ve geleceğin yöneticileri tarafından okunması gereken bir kitap olarak gördü.

Cumhuriyet kurulduğunda, aydın olarak nitelendirilebilecek bir nesil yok denecek kadar azdı. Buna rağmen, bu neslin yalnızca eleştiren değil; çözüm üreten, halkla iç içe ve omuz omuza mücadele eden bireyler olmasını istedi. Kitapta anlatılan aydın tipi, Cumhuriyet’in ideal yurttaş ve yönetici modeline örnek olarak sunuldu.

Kitap, kalkınmanın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir mesele olduğunun da altını çizer. Atatürk’ün kamu yönetiminde liyakat, görev bilinci ve israf karşıtlığına verdiği önem, bu anlayışın somut yansımasıdır. Onun beklentisi, Cumhuriyet kadrolarının şahsi çıkar değil, toplum ve kamu yararı temelinde hareket etmesiydi.

Atatürk, kitabın en güçlü yönlerinden biri olarak kaderciliğe karşı duruşunu görmüştür. Toplumun edilgen değil, kendi kaderinin öznesi olması gerektiği fikri, Cumhuriyet devrimlerinin ruhunu oluşturmuştur. Dini bilgisi zayıf olan halkın bilinçlenmesi için eğitilmesini özellikle istemiş; bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Amaç, halkın dinini doğru öğrenmesi, hurafelerden uzak durması ve bilinçli bir şekilde ibadet etmesiydi. Böylece din adamı kılığındaki yabancı ajanların ve çıkar gruplarının toplumu yönlendirmesinin de önüne geçilmiş olacaktı. Bu hedefe ne ölçüde ulaşıldığı ise bugün tartışma konusudur.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk’ün Beyaz Zambaklar Ülkesinde’den beklentileri, somut politikalara dönüşmüştür:

- Eğitim birliğinin sağlanması,
- Millet Mektepleri ve okuma-yazma seferberliği,
- Halkevleri ile toplumsal bilinçlenme,
- Köy Enstitülerinin düşünsel temelinin atılması.

Bu adımların ortak noktası, bireyi merkeze alan ve uzun vadeli bir toplumsal dönüşümü hedefleyen anlayıştır.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Atatürk için bir ilham kaynağından öte; Cumhuriyet’in inşa sürecinde yol gösterici bir zihniyet haritası oldu. Atatürk’ün beklentisi; düşünen, sorgulayan, ahlaklı ve sorumluluk sahibi bir toplumun yaratılmasıydı.

Bugün de kitap, yalnızca geçmişi anlamak için değil, geleceği yeniden düşünmek için okunması gereken bir başucu kitabıdır.

Bir ülkenin gerçek gücü; toprağının altında değil, insanının zihninde, azminde, sorumluluk alma bilincinde ve ahlakındadır.

Ülkemizde turizmin daha ileri bir noktaya ulaşması ve sürekli gelişim içinde olması; ahlaklı, sorumluluk sahibi, çalışanlarıyla omuz omuza olan yöneticiler ve işletme sahipleriyle mümkün olacaktır.

İbrahim ÇELİK