The argument in favor of using filler text goes something like this: If you use any real content in the Consulting Process anytime you reach.

  • img
  • img
  • img
  • img
  • img
  • img

Get In Touch

Güncel Haberler
Otel
Acente
Destinasyon
Vacation
Havacılık
Cruise
Teknoloji
Spor
Sağlık
Sanat

Çalışanların gözünden turizme bakış

Çalışanların gözünden turizme bakış

Türkiye’de turizm çoğunlukla turist sayıları, doluluk oranları, yatırımcı kârlılığı, döviz girdisi ve yarattığı katma değer üzerinden değerlendirilir. Bu göstergeler elbette önemlidir. Ancak çoğu zaman gözden kaçan bir gerçek var: Bu sektörün arkasında milyonlarca insanın emeği ve yaşamı bulunmaktadır.

Bugün Türkiye’de doğrudan turizm sektöründe yaklaşık 1,5–2 milyon kişi çalışmaktadır. Dolaylı istihdam, aileler ve sektöre hizmet veren yan alanlar da eklendiğinde, geçimi turizme bağlı olan insan sayısı çok daha büyük bir sayıya ulaşmaktadır. Yani turizm yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; milyonlarca insanın hayatını şekillendiren dev bir sosyal sistem.

Bu yazıda, turizm sektöründe uzun yıllar çalışmış ve yöneticilik yapmış biri olarak, sektörü çalışanların gözünden değerlendirmek istiyorum.

Turizmin temel paydaşlarını dört ana grupta toplayabiliriz: (Elbette buna ilaveler yapılabilir.)
- Turistler
- Yatırımcılar
- Kamu kurumları ve devlet
- Çalışanlar

Bugüne kadar yapılan değerlendirmelerde çoğunlukla ilk üç gruba odaklanıldı. Oysa çalışanların memnuniyetini sağlamadan ve yaşam koşullarını iyileştirmeden bu sektörün sürdürülebilirliği ve uzun vadede sağlıklı şekilde işlemesi mümkün değil.

Ne yazık ki bugün birçok turizm çalışanı için hayat, “yaşamak”tan çok “en temel ihtiyaçlarını karşılayabilme” mücadelesine dönüşmüştür. Mevcut gelir düzeyi ile insanca bir yaşam sürmek, birikim yapmak ve geleceğe güvenle bakmak neredeyse imkânsız. Birçok çalışan, emeğinin karşılığını aldığını hissetmemekte, turizmi kalıcı bir iş olarak görmemekte ve sektör ciddi personel bulma sıkıntısı yaşamaktadır.

Sıkça dile getirilen “kazan–kazan” yaklaşımı gerçekten benimsenmiş olsaydı, bu tabloyla karşılaşmazdık. Bir iş modeli ancak tüm taraflar kazandığında sürdürülebilir olabilir. Eğer yalnızca yatırımcı ve turist kazanıyor, çalışan ise zor şartlarda ayakta kalmaya çalışıyorsa, bu sistem sürdürülebilir değildir.

Şapkayı önümüze koyup objektif düşündüğümüzde, bu konuda stratejik kararlar alma zamanı çoktan gelmiş, hatta geçmiştir. Mikro bakış açısından makro yaklaşıma geçmek için daha fazla beklemek pek mümkün görünmüyor.

Bu nedenle sürdürülebilir turizmden söz edebilmek için çalışan refahını merkeze almak zorundayız. İşletmeler bunu ek maliyet olarak görebilir; ancak yalnızca yatırımcının kazandığı bir yapı ne adildir ne de kalıcıdır. Kısa vadede kârlı görünebilir, ancak uzun vadede sektörü zayıflatır ki, şuan buna şahit oluyoruz.

Türkiye turizmi rekor kırarken, bu rekorların arkasında birçok çalışan ay sonunu nasıl getireceğini düşünmektedir. Örneğin, Türkiye’de bir housekeeping (kat hizmetleri) çalışanı günlük 25-30 odaya kadar oda temizlerken, dünyada bu standart 12–18 oda arasındadır. Elbette bu sayı otelin oda yapısına, büyüklüğüne ve standartlarına göre değişebilir; ancak her durumda temizlik sürelerinin bilimsel olarak ölçülmesi ve iş yükünün buna göre düzenlenmesi gerekmektedir.

Benzer şekilde, sezonluk bir çalışan daha sezon bitmeden kışın iş bulup bulamayacağını düşünmeye başlar. Özellikle öğrenciliği bitirmiş ve hayata atılmış genç çalışanlar için bu belirsizlik ciddi ekonomik ve psikolojik baskı yaratmaktadır.

Burada önemli bir noktayı da vurgulamak gerekir: Daha iyi kazanan bir turizm çalışanı, aynı zamanda daha güçlü bir tüketicidir. Kirasını rahat ödeyebilen, çocuğunu iyi bir okula gönderebilen ve sosyal hayata katılabilen bir çalışan; bulunduğu şehre ve yerel ekonomiye doğrudan katkı sağlar. Yani çalışan refahı yalnızca bireyin değil, tüm destinasyonun kazancıdır.

Sonuç olarak; Türkiye turizmini sadece rekor turist sayıları, doluluk oranları ya da kişi başı harcamalarla ölçmek yanlıştır. Bu sektörün gerçek gücü insan kaynağıdır. Çalışanını yıpratan, güvencesiz bırakan ve umutsuzlaştıran bir sistem başarı iddiasında bulunamaz.

Eğer Türkiye turizmi dünya liginde kalıcı olmak istiyorsa, çalışanı merkeze alan yeni bir anlayışa geçmek zorundadır. Gerçek başarı, herkesin kazandığı bir sistemle mümkündür. Aksi halde bugün elde edilen rakamlar, yarının kayıplarına dönüşecektir. Bu yaklaşımın değişmesi, aynı zamanda sektörde kalıcı ve uzun vadeli çalışan personel sayısını artıracağı için, bugün yaşanan personel bulma sorunlarına da çözüm olacaktır.

Ortak akılla mutlaka bu duruma yönelik çözümler üretilebilir. İlk aklıma gelen önerileri şu şekilde sıralamak istiyorum:

- Mevsimlik çalışanlara kış döneminde destek programları oluşturulmalıdır.

- Konaklama sektöründe lojman veya uygun konut modelleri geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır. Özellikle lojman şartlarını iyileştiren işletme sayısının son zamanlarda artması oldukça pozitif bir gelişmedir; umarım tüm işletmelere örnek olur.

- Turizm sezonu uzatılmalıdır. Tatil bölgelerimiz kış aylarında da cazip hale getirilmelidir. Dünyada bunu başarmış destinasyonların iyi uygulamalarını örnek almak yanlış olmaz, aksine iyi uygulanırsa sonuç getirecektir.

Konu çok hassas ve birbirini etkileyen bir çok faktöre bağlı olduğu için ve Türkiye’nin genel ekonomik durumu içerisinde ele alınarak değerlendirilmesi gerektiği için değindiğim konuları bu hassasiyet içerisinde ele aldım.

İbrahim ÇELİK