Çalışanların gözünden turizme bakış
- 19.01.2026
- 13 H
Çalışanların
gözünden turizme bakış
Türkiye’de turizm çoğunlukla
turist sayıları, doluluk oranları, yatırımcı kârlılığı, döviz girdisi ve
yarattığı katma değer üzerinden değerlendirilir. Bu göstergeler elbette
önemlidir. Ancak çoğu zaman gözden kaçan bir gerçek var: Bu sektörün arkasında
milyonlarca insanın emeği ve yaşamı bulunmaktadır.
Bugün Türkiye’de doğrudan turizm sektöründe yaklaşık 1,5–2 milyon kişi
çalışmaktadır. Dolaylı istihdam, aileler ve sektöre hizmet veren yan alanlar da
eklendiğinde, geçimi turizme bağlı olan insan sayısı çok daha büyük bir sayıya ulaşmaktadır.
Yani turizm yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; milyonlarca insanın hayatını
şekillendiren dev bir sosyal sistem.
Bu yazıda, turizm sektöründe uzun yıllar çalışmış ve yöneticilik yapmış biri
olarak, sektörü çalışanların gözünden değerlendirmek istiyorum.
Turizmin temel paydaşlarını dört ana grupta toplayabiliriz: (Elbette buna ilaveler
yapılabilir.)
- Turistler
- Yatırımcılar
- Kamu kurumları ve devlet
- Çalışanlar
Bugüne kadar yapılan değerlendirmelerde çoğunlukla ilk üç gruba odaklanıldı.
Oysa çalışanların memnuniyetini sağlamadan ve yaşam koşullarını iyileştirmeden
bu sektörün sürdürülebilirliği ve uzun vadede sağlıklı şekilde işlemesi mümkün
değil.
Ne yazık ki bugün birçok turizm çalışanı için hayat, “yaşamak”tan çok “en temel
ihtiyaçlarını karşılayabilme” mücadelesine dönüşmüştür. Mevcut gelir düzeyi ile
insanca bir yaşam sürmek, birikim yapmak ve geleceğe güvenle bakmak neredeyse
imkânsız. Birçok çalışan, emeğinin karşılığını aldığını hissetmemekte, turizmi
kalıcı bir iş olarak görmemekte ve sektör ciddi personel bulma sıkıntısı
yaşamaktadır.
Sıkça dile getirilen “kazan–kazan” yaklaşımı gerçekten benimsenmiş olsaydı, bu
tabloyla karşılaşmazdık. Bir iş modeli ancak tüm taraflar kazandığında
sürdürülebilir olabilir. Eğer yalnızca yatırımcı ve turist kazanıyor, çalışan
ise zor şartlarda ayakta kalmaya çalışıyorsa, bu sistem sürdürülebilir
değildir.
Şapkayı önümüze koyup objektif düşündüğümüzde, bu konuda stratejik kararlar
alma zamanı çoktan gelmiş, hatta geçmiştir. Mikro bakış açısından makro
yaklaşıma geçmek için daha fazla beklemek pek mümkün görünmüyor.
Bu nedenle sürdürülebilir turizmden söz edebilmek için çalışan refahını merkeze
almak zorundayız. İşletmeler bunu ek maliyet olarak görebilir; ancak yalnızca
yatırımcının kazandığı bir yapı ne adildir ne de kalıcıdır. Kısa vadede kârlı
görünebilir, ancak uzun vadede sektörü zayıflatır ki, şuan buna şahit oluyoruz.
Türkiye turizmi rekor kırarken, bu rekorların arkasında birçok çalışan ay
sonunu nasıl getireceğini düşünmektedir. Örneğin, Türkiye’de bir housekeeping
(kat hizmetleri) çalışanı günlük 25-30 odaya kadar oda temizlerken, dünyada bu
standart 12–18 oda arasındadır. Elbette bu sayı otelin oda yapısına,
büyüklüğüne ve standartlarına göre değişebilir; ancak her durumda temizlik
sürelerinin bilimsel olarak ölçülmesi ve iş yükünün buna göre düzenlenmesi gerekmektedir.
Benzer şekilde, sezonluk bir çalışan daha sezon bitmeden kışın iş bulup
bulamayacağını düşünmeye başlar. Özellikle öğrenciliği bitirmiş ve hayata
atılmış genç çalışanlar için bu belirsizlik ciddi ekonomik ve psikolojik baskı
yaratmaktadır.
Burada önemli bir noktayı da vurgulamak gerekir: Daha iyi kazanan bir turizm çalışanı,
aynı zamanda daha güçlü bir tüketicidir. Kirasını rahat ödeyebilen, çocuğunu iyi
bir okula gönderebilen ve sosyal hayata katılabilen bir çalışan; bulunduğu şehre
ve yerel ekonomiye doğrudan katkı sağlar. Yani çalışan refahı yalnızca bireyin değil,
tüm destinasyonun kazancıdır.
Sonuç olarak; Türkiye turizmini sadece rekor turist sayıları, doluluk oranları
ya da kişi başı harcamalarla ölçmek yanlıştır. Bu sektörün gerçek gücü insan kaynağıdır.
Çalışanını yıpratan, güvencesiz bırakan ve umutsuzlaştıran bir sistem başarı iddiasında
bulunamaz.
Eğer Türkiye turizmi dünya liginde kalıcı olmak istiyorsa, çalışanı merkeze alan
yeni bir anlayışa geçmek zorundadır. Gerçek başarı, herkesin kazandığı bir sistemle
mümkündür. Aksi halde bugün elde edilen rakamlar, yarının kayıplarına dönüşecektir.
Bu yaklaşımın değişmesi, aynı zamanda sektörde kalıcı ve uzun vadeli çalışan personel
sayısını artıracağı için, bugün yaşanan personel bulma sorunlarına da çözüm olacaktır.
Ortak akılla mutlaka bu duruma yönelik çözümler üretilebilir. İlk aklıma gelen
önerileri şu şekilde sıralamak istiyorum:
- Mevsimlik çalışanlara kış döneminde destek programları oluşturulmalıdır.
- Konaklama sektöründe lojman veya uygun konut modelleri geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.
Özellikle lojman şartlarını iyileştiren işletme sayısının son zamanlarda artması
oldukça pozitif bir gelişmedir; umarım tüm işletmelere örnek olur.
- Turizm sezonu uzatılmalıdır. Tatil bölgelerimiz kış aylarında da cazip hale getirilmelidir.
Dünyada bunu başarmış destinasyonların iyi uygulamalarını örnek almak yanlış olmaz,
aksine iyi uygulanırsa sonuç getirecektir.
Konu çok hassas ve birbirini etkileyen bir çok faktöre bağlı olduğu için ve Türkiye’nin
genel ekonomik durumu içerisinde ele alınarak değerlendirilmesi gerektiği için değindiğim
konuları bu hassasiyet içerisinde ele aldım.
İbrahim ÇELİK
Haber Kategorileri
Son Haberler
Deniz Değirmendere, La Blanche Hotels’te
- 19.01.2026
İsmail Dişli, Mercure Antalya Konyaaltı’nda
- 19.01.2026
Çalışanların gözünden turizme bakış
- 19.01.2026







