Türkiye turizmi için çalan alarm ve görmezden gelinemeyecek gerçekler
- 26.01.2026
- 37 Day
Türkiye turizmi için çalan alarm ve görmezden gelinemeyecek
gerçekler
Türkiye, son yıllarda iklim
değişikliğinin hızlanan etkileri ve uzun süredir biriken yanlış yapılaşma
politikalarının bedelini ağır biçimde ödüyor. Seller, büyük depremler, orman
yangınları, kuraklık ve su kıtlığı artık istisnai felaketler değil; hayatın, ekonominin
ve özellikle turizmin yeni normali haline geldi.
2023 yılında yaşanan Kahramanmaraş merkezli deprem, bu gerçeği tüm
çıplaklığıyla yüzümüze vurdu. Resmî verilere göre 50 binden fazla insan
hayatını kaybetti, milyonlarca kişi evsiz kaldı ve ekonomik kaybımız 100 milyar
ABD dolarını aştı. Bu rakamlar yalnızca sayılardan ibaret değil elbette;
dağılan aileleri, bütün kültürel ve tarihi yapısıyla yok olan şehirleri ve
yıllarca sürecek sosyal ve ekonomik yaraları temsil ediyor.
Depremlerle sınırlı kalmayan bu tabloya, her yıl tekrarlanan sel felaketleri eklenmekte.
Karadeniz başta olmak üzere birçok bölgede dere yataklarına yapılan yapılaşma, yetersiz
altyapı ve plansız kentleşme; yoğun yağışları doğrudan afete dönüştürüyor. Tarım
arazileri, çiftçilerin bütün emekleri kısa bir zaman içinde yok oluyor, evler ve
iş yerleri zarar görüyor, insanlar geçim kaynaklarını kaybediyor.
Turizm açısından daha büyük bir risk
Turizm perspektifinden bakıldığında durum daha da kaygı verici. Antalya, Ege ve
Akdeniz kıyıları Türkiye turizminin lokomotifi konumundayken, aynı zamanda iklim
krizinin etkilerini en yoğun yaşayan bölgeler haline geldi. Orman yangınları, seller
ve aşırı sıcaklar; otelleri, turistik tesisleri, sahil şeritlerini ve tarım alanlarını
doğrudan etkilemekte.
Turizmde en kritik unsurlardan biri algıdır. Bir destinasyonun “güvenli, sürdürülebilir
ve yaşanabilir” algısı zedelendiğinde, bunu pazarlama bütçeleriyle kısa sürede onarmak
mümkün değil. Yangın görüntüleri, iptal edilen uçuşlar, sezon ortasında boşalan
oteller; yüksek harcama yapan turist segmentlerinin alternatif ülkelere yönelmesine
neden oluyor.
Otelcilik ve destinasyon yönetiminde yapısal sorunlar
İklim değişikliği, otel işletmelerinin günlük operasyonlarını da doğrudan
etkilemekte. Aşırı sıcaklar enerji tüketimini artırmakta, kuraklık su
maliyetlerini yükseltmekte ve bazı bölgelerde su teminini belirsiz hale gelmekte.
Özellikle her şey dâhil sistemle çalışan büyük ölçekli tesisler için bu durum
ciddi bir sürdürülebilirlik krizine dönüşme sinyali veriyor.
Buna ek olarak sigorta maliyetlerinin artması, bazı tesislerin
sigortalanmasının zorlaşmasına ve finans kuruluşlarının riskli destinasyonlara
daha temkinli yaklaşmasına neden olmakta veya şimdi olmadı ise bile yakın gelecekte olacaktır.
Türkiye’de birçok turizm bölgesi, son yıllarda taşıma kapasitesinin çok üzerinde
yapılaştı. Dere yataklarına yakın oteller, orman sınırlarına dayanan tesisler
ve altyapı kapasitesi dikkate alınmadan büyüyen bölgeler; doğa olaylarını
felakete dönüştüren temel unsurlar olarak gözümüze çarpmakta. Bu durum,
destinasyon yönetiminin yalnızca otel inşa edip, tanıtım ve pazarlamadan ibaret
olamayacağını açıkça gösteriyor.
Artık kaderci değil, akılcı ve veri tabanlı yönetim
Bu durumu sadece izlemek, üzülmek ve kaderci bir bakış açısına sığınmak yeterli
değil. Doğa olaylarını durduramayız; ancak etkilerini azaltmak mümkün. Ne yazık
ki bugüne kadar Türkiye’de bu konuda yeterli kararlılık gösterilemedi. Sınırlı
bir toplumsal duyarlılık var; fakat bilinç ve sistematik yaklaşım çok zayıf.
Bu noktada yapay zekâ ve ileri veri analitiği, çözüm üretmeyi geçmişe
kıyasla çok daha mümkün hale getiriyor. Yapay zeka destekli sistemlerle:
- Afet risk haritaları çok daha hassas şekilde oluşturulabilir,
- Sel, yangın ve aşırı hava olayları önceden tahmin edilebilir,
- Destinasyon bazlı taşıma kapasitesi analizleri yapılabilir,
- Oteller için enerji, su ve kriz yönetimi senaryoları optimize edilebilir,
- Kriz anında doğru ve hızlı iletişim stratejileri geliştirilebilir.
Sorun teknoloji eksikliği değil; bu araçları kullanma iradesinin zayıflığı.
Ne yapılmalıyız?
Turizm sektörünün önünde artık net bir yol ayrımı bulunuyor. Ya kısa vadeli
kazanç uğruna riskleri görmezden geleceğiz ya da uzun vadeli sürdürülebilirlik
için cesur adımlar atacağız.
Bütün bunları düşünerek;
- Otel ve destinasyon bazında iklim ve afet risk analizleri zorunlu hale getirneliyiz,
- Su, enerji ve atık yönetiminde bağlayıcı verimlilik standartlarını uygulamaya
başlamalıyız,
- Özellikle yeni otel yatırımları durdurulmalı ve yeni yatırımlarda yer seçimi
ve yapılaşma kriterleri yeniden tanımlanmalı,
- Kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve halk arasında gerçek bir sorumluluk
paylaşımı sağlanmalı.
Bugün alınacak önlemler maliyet gibi görünebilir. Ancak geçmişte ödediğimiz
bedeller, yarın ödenecek bedellerin ne kadar ağır olacağını bize göstermektedir.
Alarm çalıyor, duymazdan gelme lüksümüz yok.
İbrahim ÇELİK







