The argument in favor of using filler text goes something like this: If you use any real content in the Consulting Process anytime you reach.

  • img
  • img
  • img
  • img
  • img
  • img

Get In Touch

Güncel Haberler
Otel
Acente
Destinasyon
Vacation
Havacılık
Cruise
Teknoloji
Spor
Sağlık
Sanat

Türkiye turizmi için çalan alarm ve görmezden gelinemeyecek gerçekler

Türkiye turizmi için çalan alarm ve görmezden gelinemeyecek gerçekler

Türkiye, son yıllarda iklim değişikliğinin hızlanan etkileri ve uzun süredir biriken yanlış yapılaşma politikalarının bedelini ağır biçimde ödüyor. Seller, büyük depremler, orman yangınları, kuraklık ve su kıtlığı artık istisnai felaketler değil; hayatın, ekonominin ve özellikle turizmin yeni normali haline geldi.

2023 yılında yaşanan Kahramanmaraş merkezli deprem, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla yüzümüze vurdu. Resmî verilere göre 50 binden fazla insan hayatını kaybetti, milyonlarca kişi evsiz kaldı ve ekonomik kaybımız 100 milyar ABD dolarını aştı. Bu rakamlar yalnızca sayılardan ibaret değil elbette; dağılan aileleri, bütün kültürel ve tarihi yapısıyla yok olan şehirleri ve yıllarca sürecek sosyal ve ekonomik yaraları temsil ediyor.

Depremlerle sınırlı kalmayan bu tabloya, her yıl tekrarlanan sel felaketleri eklenmekte. Karadeniz başta olmak üzere birçok bölgede dere yataklarına yapılan yapılaşma, yetersiz altyapı ve plansız kentleşme; yoğun yağışları doğrudan afete dönüştürüyor. Tarım arazileri, çiftçilerin bütün emekleri kısa bir zaman içinde yok oluyor, evler ve iş yerleri zarar görüyor, insanlar geçim kaynaklarını kaybediyor.

Turizm açısından daha büyük bir risk
Turizm perspektifinden bakıldığında durum daha da kaygı verici. Antalya, Ege ve Akdeniz kıyıları Türkiye turizminin lokomotifi konumundayken, aynı zamanda iklim krizinin etkilerini en yoğun yaşayan bölgeler haline geldi. Orman yangınları, seller ve aşırı sıcaklar; otelleri, turistik tesisleri, sahil şeritlerini ve tarım alanlarını doğrudan etkilemekte.

Turizmde en kritik unsurlardan biri algıdır. Bir destinasyonun “güvenli, sürdürülebilir ve yaşanabilir” algısı zedelendiğinde, bunu pazarlama bütçeleriyle kısa sürede onarmak mümkün değil. Yangın görüntüleri, iptal edilen uçuşlar, sezon ortasında boşalan oteller; yüksek harcama yapan turist segmentlerinin alternatif ülkelere yönelmesine neden oluyor.

Otelcilik ve destinasyon yönetiminde yapısal sorunlar
İklim değişikliği, otel işletmelerinin günlük operasyonlarını da doğrudan etkilemekte. Aşırı sıcaklar enerji tüketimini artırmakta, kuraklık su maliyetlerini yükseltmekte ve bazı bölgelerde su teminini belirsiz hale gelmekte. Özellikle her şey dâhil sistemle çalışan büyük ölçekli tesisler için bu durum ciddi bir sürdürülebilirlik krizine dönüşme sinyali veriyor.

Buna ek olarak sigorta maliyetlerinin artması, bazı tesislerin sigortalanmasının zorlaşmasına ve finans kuruluşlarının riskli destinasyonlara daha temkinli yaklaşmasına neden olmakta veya şimdi olmadı ise bile yakın gelecekte olacaktır.

Türkiye’de birçok turizm bölgesi, son yıllarda taşıma kapasitesinin çok üzerinde yapılaştı. Dere yataklarına yakın oteller, orman sınırlarına dayanan tesisler ve altyapı kapasitesi dikkate alınmadan büyüyen bölgeler; doğa olaylarını felakete dönüştüren temel unsurlar olarak gözümüze çarpmakta. Bu durum, destinasyon yönetiminin yalnızca otel inşa edip, tanıtım ve pazarlamadan ibaret olamayacağını açıkça gösteriyor.

Artık kaderci değil, akılcı ve veri tabanlı yönetim
Bu durumu sadece izlemek, üzülmek ve kaderci bir bakış açısına sığınmak yeterli değil. Doğa olaylarını durduramayız; ancak etkilerini azaltmak mümkün. Ne yazık ki bugüne kadar Türkiye’de bu konuda yeterli kararlılık gösterilemedi. Sınırlı bir toplumsal duyarlılık var; fakat bilinç ve sistematik yaklaşım çok zayıf.

Bu noktada yapay zekâ ve ileri veri analitiği, çözüm üretmeyi geçmişe kıyasla çok daha mümkün hale getiriyor. Yapay zeka destekli sistemlerle:

- Afet risk haritaları çok daha hassas şekilde oluşturulabilir,
- Sel, yangın ve aşırı hava olayları önceden tahmin edilebilir,
- Destinasyon bazlı taşıma kapasitesi analizleri yapılabilir,
- Oteller için enerji, su ve kriz yönetimi senaryoları optimize edilebilir,
- Kriz anında doğru ve hızlı iletişim stratejileri geliştirilebilir.

Sorun teknoloji eksikliği değil; bu araçları kullanma iradesinin zayıflığı.

Ne yapılmalıyız?
Turizm sektörünün önünde artık net bir yol ayrımı bulunuyor. Ya kısa vadeli kazanç uğruna riskleri görmezden geleceğiz ya da uzun vadeli sürdürülebilirlik için cesur adımlar atacağız.

Bütün bunları düşünerek;

- Otel ve destinasyon bazında iklim ve afet risk analizleri zorunlu hale getirneliyiz,

- Su, enerji ve atık yönetiminde bağlayıcı verimlilik standartlarını uygulamaya başlamalıyız,

- Özellikle yeni otel yatırımları durdurulmalı ve yeni yatırımlarda yer seçimi ve yapılaşma kriterleri yeniden tanımlanmalı,

- Kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve halk arasında gerçek bir sorumluluk paylaşımı sağlanmalı.

Bugün alınacak önlemler maliyet gibi görünebilir. Ancak geçmişte ödediğimiz bedeller, yarın ödenecek bedellerin ne kadar ağır olacağını bize göstermektedir.

Alarm çalıyor, duymazdan gelme lüksümüz yok.

İbrahim ÇELİK