The argument in favor of using filler text goes something like this: If you use any real content in the Consulting Process anytime you reach.

  • img
  • img
  • img
  • img
  • img
  • img

Get In Touch

Güncel Haberler
Otel
Acente
Destinasyon
Vacation
Havacılık
Cruise
Teknoloji
Spor
Sağlık
Sanat

Çarpı atmak kolaydır, değer katmak zor

Çarpı atmak kolaydır, değer katmak zor

Eleştiri her zaman vardır; asıl mesele, katkı koyabilmektir.
Mevkii hırsı insanı yükseltebilir de, yolundan da çıkarabilir.
Bugün hem bireysel hem de sektörel olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; başkalarıyla uğraşmak değil, kendi işimize odaklanarak değer üretmektir. Rakip destinasyonlar aradaki farkı açmış, konaklama süreleri azalmış, maliyetler uçarken satış fiyatları da uçmuş, turizm kenti kendini rezidans kente dönüştürmüş, herkes mış gibi yapar olmuş desek sanırım abartmayız…
Çok bilinen bir hikâyedir…


Usta bir ressam, eğitimini tamamlayan çırağından son yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını ister.
Yanına bir de kırmızı kalem koymasını ve insanlardan beğenmedikleri yerlere çarpı atmalarını rica etmesini söyler.
Çırak birkaç gün sonra döndüğünde, resim çarpılarla doludur.
Usta bu kez aynı resmi yeniden yapmasını ister.
Ancak bu defa yanına boya ve fırçalar koymasını, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmelerini rica eder.
Resme kimse dokunmaz.
Bu kısa hikâye bize şunu söyler:
Eleştirmek kolaydır.
Katkı koymak ise bilgi, sorumluluk ve cesaret ister.
Hayatın her alanında olduğu gibi iş dünyasında da —özellikle turizm sektöründe— asıl sınav burada başlar.
Mevkii hırsı, insanı ileri taşıması gereken bir güçken; kontrol edilmediğinde onu başkalarının işiyle meşgul eder.
Kendi üretimine odaklanamayan zihin, başkalarının eksiklerini sayarak var olmaya çalışır.
Oysa mevki; bir ayrıcalık değil, bir imtihandır.
Yavuz Sultan Selim bu gerçeği asırlar öncesinden şöyle hatırlatır:
Ey gafil; aldanma endamına, fani cihandır bu.
Kendisi aşikâr, ateşi gizli külhandır bu.
İnsafı terk eyleme, makam-ı imtihandır bu.
Gelen gideni görmez, iki kapılı handır bu.
İnsanı değerli kılan, hangi konumda olduğu değil; bulunduğu yerde neyi büyüttüğüdür.
Başkalarının hatalarıyla oyalanmak, kendi sorumluluklarımızı azaltmaz.
Aksine, onları daha görünür kılar.
Çünkü mevkii hırsı; düşünceyi bulandırır, kalbi katılaştırır ve insanı iki yüzlü kılar.
Kibir ve gurur ise insanı, fark etmeden kendi kurduğu zincirlerin kölesi hâline getirir.
Mevlana’nın “hiçlik” çağrısı da tam burada anlam kazanır:
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol.
Menzilin yokluk olsun.
İnsanın çömlekten farkı olmamalı.
Nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise;
insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, HİÇ’lik bilincidir.
Hiç olmak; silinmek değil, arınmaktır.
Egonun gürültüsünden uzaklaşıp işe, faydaya ve iyiliğe alan açabilmektir.
Bugün Bodrum turizminin ihtiyacı daha fazla kontrol, daha fazla konuşma ya da daha fazla eleştiri değildir.
Asıl ihtiyaç; herkesin kendi alanında daha iyi iş çıkarması, sorumluluk alması ve ürettiği değeri çoğaltmasıdır.
Eğer insanlar başkalarıyla uğraşmayı bırakıp kendi işlerine odaklansa;
işletmeler güçlenir,
sektör olgunlaşır,
Bodrum daha sürdürülebilir ve itibarlı bir geleceğe yürür.
Mevki geçicidir.
Unvanlar silinir.
Ama üretilen değer kalır.
Asıl mesele haklı olmak değil;
yol açmak, örnek olmak ve ardımızda hoş bir seda bırakabilmektir.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz bu meydanda çarpı atanlardan mı olacağız, yoksa fırçayı eline alıp risk alanlardan mı?
Çünkü bir kenti, bir sektörü ve bir geleceği ileri taşıyanlar; kusur sayanlar değil, sorumluluk alanlardır.
Bodrum’un ihtiyacı daha yüksek sesler değil, daha derin işlerdir.
Ve bugün hâlâ ayakta kalacak olan; unvanını değil, emeğini büyüten, eleştiriyi değil değeri çoğaltan insanlardır.

Yiğit GİRGİN