Türkiye otelcilik sektöründe yetenek açığına dair derin bir analiz
- 24.02.2026
- 14 H
Türkiye
otelcilik sektöründe yetenek açığına dair derin bir analiz
Türkiye’nin otelcilik sektörü, küresel ölçekte yaşanan yetenek açığı sorunundan
bağımsız değil.
Japonya’da yüzde 85, Almanya’da yüzde 82, Türkiye’de ise yüzde 72–76 aralığında
seyreden bu oranlar, aslında iş gücü piyasasının yapısal dönüşümünü ve sektörlerin
geleceğini işaret ediyor. Ancak otelcilik, kendine özgü dinamikleriyle bu açığı
daha da görünür kılıyor.
Otelcilikte yetenek açığının temel
nedenleri
Mevsimsellik ve dalgalı istihdam:
Türkiye’de turizm sezonlarının yoğunluğu, nitelikli personelin sürekliliğini
zorlaştırıyor.
Birçok çalışan sezonluk işlere yönlendiriliyor, bu da kalıcı yetenek havuzunun
oluşmasını engelliyor.
Eğitim ve mesleki yeterlilik Turizm okullarından mezun olan gençlerin sektöre
giriş oranı düşük.
Mezunların önemli bir kısmı ya farklı sektörlere yöneliyor ya da yurtdışına
gidiyor.
Bu durum, otelcilikte yetişmiş insan kaynağı eksikliğini artırıyor.
Yüksek iş yükü ve tükenmişlik Tıpkı Japonya’daki salaryman kültüründe olduğu
gibi, Türkiye’de de otelcilik sektörü çalışanları uzun saatler, yoğun tempo ve
yüksek beklentilerle karşı karşıya.
Bu da sektörde kalıcılığı azaltıyor.
Kritik pozisyonlarda açık
Ön büro ve misafir ilişkileri Misafir deneyimini doğrudan etkileyen bu
pozisyonlarda yabancı dil bilen, iletişim becerileri güçlü personel bulmak
giderek zorlaşıyor.
Yiyecek-içecek yönetimi Şefler, mutfak yöneticileri ve servis personeli,
otelcilikte en çok aranan ama en zor bulunan yetenekler arasında.
Özellikle uluslararası standartlarda eğitim almış şeflerin yurtdışına
yönelmesi, Türkiye’de ciddi bir boşluk yaratıyor.
Dijital dönüşüm uzmanları Otelcilik artık sadece oda satışı değil; veri
analitiği, CRM sistemleri, dijital pazarlama ve e-ticaret entegrasyonu gibi
alanlarda uzmanlıklar gerektiriyor.
Bu alanlarda yetişmiş personel sayısı oldukça sınırlı.
Verilerle desteklenen gerçekler
Türkiye’de turizm sektörü, 2024 yılında 50 milyona yakın ziyaretçi ağırladı.
Ancak TÜİK verilerine göre turizm sektöründe çalışanların yüzde 40’ı sezonluk
işlerde görev aldı.
Bu, kalıcı yetenek havuzunun zayıflığını gösteriyor.
Otelcilikte çalışanların ortalama işte kalma süresi 2,5 yıl civarında.
Bu oran, Avrupa ortalamasının (4–5 yıl) oldukça altında.
Sektörde en çok aranan pozisyonlar arasında ön büro müdürü, satış-pazarlama
uzmanı ve mutfak şefi öne çıkıyor.
Ancak bu pozisyonlarda iş ilanlarının dolma süresi ortalama 3–6 ayı
bulabiliyor.
Çözüm önerileri
Mesleki eğitim reformu Turizm fakülteleri ile otel zincirleri arasında daha güçlü
iş birlikleri kurulmalı.
Öğrenciler mezun olmadan önce sahada deneyim kazanmalı.
Finansal ve sosyal teşvikler Uzun saatler ve yoğun tempo nedeniyle sektörden
uzaklaşan genç yetenekler için cazip sosyal paketler, kariyer planlama ve esnek
çalışma modelleri geliştirilmelidir.
Dijitalleşme yatırımları Otelcilikte veri analitiği, yapay zekâ destekli
misafir deneyimi ve e-ticaret entegrasyonu gibi alanlarda uzman yetiştirmek
için özel programlar oluşturulmalı.
Kadın istihdamı Japonya örneğinde olduğu gibi, Türkiye’de de kadınların
sektörde daha fazla yer bulması için politikalar geliştirilmelidir.
Kadın yöneticilerin sayısının artması, sektöre hem çeşitlilik hem de
sürdürülebilirlik katacaktır.
Türkiye otelcilik sektörü, yalnızca yatak kapasitesiyle değil, insan kaynağıyla
büyüyebilir.
Yetenek açığını kapatmak, yeni oteller inşa etmekten daha stratejik bir
önceliktir.
Çünkü otelcilik, binadan çok insana, duvardan çok misafir deneyimine dayanır.
Bugün sahada yaşanan zorlukları görmezden gelmek, yarının krizlerini büyütmek
demektir.
Eğitim, istihdam ve dijitalleşme politikalarında yapılacak cesur reformlar, Türkiye’yi
yalnızca turizmde değil, otelcilikte de küresel bir marka haline getirebilir.
Sahadan gerçek gözlemler ve somut
hikâyeler
Türkiye otelcilik sektöründeki yetenek açığını rakamlarla anlatmak mümkün;
ancak sahadan gelen hikâyeler, bu verilerin arkasındaki insan gerçeklerini çok
daha güçlü biçimde ortaya koyuyor.
İstanbul ve Antalya’daki otellerde yaşanan personel bulma zorlukları ve genç
yeteneklerin sektörden uzaklaşma eğilimleri, sektörün geleceğini doğrudan
etkileyen somut örnekler sunuyor.
İstanbul’dan bir örnek
Beş yıldızlı bir zincir otelin insan kaynakları müdürü, geçtiğimiz yaz
sezonunda ön büro için açılan 12 pozisyonun yalnızca 5’ini doldurabildiklerini
aktarıyor:
Yabancı dil bilen, misafir ilişkilerinde deneyimli adayların büyük kısmı ya
yurtdışına gitmiş ya da farklı sektörlere yönelmiş. Müdürün sözleri dikkat
çekici. Artık gençler otelcilikte uzun saatler çalışmak yerine, dijital
pazarlama ya da e-ticaret gibi alanlara kayıyor.
Çünkü orada hem daha esnek çalışma koşulları hem de daha hızlı kariyer ilerleme
imkânı görüyorlar.
Bu durum, İstanbul’daki otellerin özellikle uluslararası misafirlerle
iletişimde ciddi bir açık yaşamasına neden oluyor.
Misafir memnuniyet skorları düşerken, otellerin marka algısı da olumsuz etkileniyor.
Antalya’dan bir örnek
Antalya’da sahil bölgesinde faaliyet gösteren büyük bir resort otel, mutfak
departmanında yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor:
Sezon başında 20 şef yardımcısı arıyorduk, ancak yalnızca 8 kişi başvurdu.
Üstelik başvuranların çoğu deneyimsizdi.
Deneyimli şefler ya kendi restoranlarını açıyor ya da yurtdışındaki otellere
gidiyorlar.
Otelde görev yapan genç bir çalışan ise sektörden uzaklaşma eğilimini şu
sözlerle özetliyor:
Turizm okulu mezunuyum ama burada 12 saat çalışıp düşük maaş almak yerine, bir
arkadaşımın önerisiyle e-ticaret şirketine geçtim.
Şimdi daha düzenli bir hayatım var.
Bu hikâyeler, Antalya’daki otellerin özellikle yiyecek-içecek departmanında
nitelikli personel bulmakta zorlandığını ve genç yeteneklerin sektörden hızla
uzaklaştığını gösteriyor.
İstanbul ve Antalya’dan gelen bu örnekler, Türkiye otelcilik sektöründe yetenek
açığının yalnızca bir istatistik değil, günlük operasyonları doğrudan etkileyen
bir gerçek olduğunu ortaya koyuyor.
Genç yeteneklerin sektörden uzaklaşması, otellerin hizmet kalitesini ve misafir
deneyimini tehdit ediyor. Bu nedenle, sektörde kalıcı çözümler üretmek için
eğitim, istihdam politikaları, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve
dijitalleşme yatırımları artık ertelenemez bir zorunluluk haline gelmiş
durumda.
Nevzat Ahmet ÇELEBİ







