The argument in favor of using filler text goes something like this: If you use any real content in the Consulting Process anytime you reach.

  • img
  • img
  • img
  • img
  • img
  • img

Get In Touch

Güncel Haberler
Otel
Acente
Destinasyon
Vacation
Havacılık
Cruise
Teknoloji
Spor
Sağlık
Sanat

Turizm: Tükenerek mi büyüyecek, koruyarak mı gelişecek?

Turizm: Tükenerek mi büyüyecek, koruyarak mı gelişecek?

Biz turizmi uzun yıllar boyunca ekonomik büyümenin hızlı bir aracı olarak kabul ettik. Hep hızlı kazanmanın derdinde olduk; kaybettiklerimizi düşünmeden otellerimizi nasıl doldururuz sorusuna odaklandık. Yabancı turistlerin bizi “ucuz ülke” olarak tercih etmelerine aldırış etmedik, hatta bu sayılarla övündük. Yıllardır açıklanan TÜİK verileriyle bir önceki yıla kıyasla kaç turist daha ağırladığımızı, turizm gelirlerini, doluluk oranlarını konuştuk. Hep rakamları değerlendirdik. Başarıyı sayılarla ölçmeye o kadar alıştık ki, başka göstergelere bakmayı neredeyse unuttuk. Ama hiç geriye dönüp kaybettiklerimizi konuşmadık. Kaybettiklerimizi görmedik ki bunları nasıl telafi edebiliriz, tekrar geri kazanabiliriz gibi sorularda sormadık? Oysa her büyümenin de bir maliyeti vardı. Şimdi soruyorum: Bu maliyeti kim ödüyor ve neyi kaybediyoruz?

Aslında ülkece çok şanslıydık ve hâlâ şanslı sayılırız. Her ne kadar hor kullanmış olsak da kaynaklarımız, gücümüz hâlâ var. Bari elimizde kalan bu şanslarımızı değerlendirelim ve turizm anlayışımızı biraz da olsa değiştirelim.
Çünkü mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil, yarını da koruyabilmek.

Belki de asıl mesele, nicelikten niteliğe geçememek.

Başarılı turizm verilerle açıklanamaz. Bu veriler elde edilirken neleri kaybettik, onlar hesaba katıldı mı bu hesaplar yapılırken? Bir destinasyonun başarısı rakamlarla ölçülebilir mi? Eğer başarı yalnızca gelen turist sayısıyla ölçülüyorsa, geride bıraktığımız izleri kim ölçecek?

Maalesef böyleyse kaybeden hep biz olacağız. Doğal kaynaklarımızın tüketilmesini, yerel halkın isteklerini, gelecek nesillere bırakamadığımız mirasımızı hesaba katmıyorsak eğer bu veriler ne kadar gerçekçi olabilir ki?

Sürdürülebilirlik tam da burada devreye giriyor: Bugünün kazancını, yarının kaybına dönüştürmeden yönetebilmek.

Sürdürülebilir olmayan bir turizm anlayışını daha ne kadar devam ettirebiliriz?
Belki de artık asıl soruyu değiştirme zamanı gelmiştir: Daha fazla turist mi, yoksa daha sağlıklı bir gelecek mi?

Tam da bu noktada dünyadan farklı örneklere bakmak gerekiyor. Çünkü sürdürülebilirlik yalnızca teorik bir kavram değil; bazı ülkeler için somut bir yönetim tercihi.

Örneğin Japonya’da her yıl milyonlarca turistin akın ettiği Sakura mevsimi… Kiraz çiçeklerinin açtığı dönem, ülkenin en önemli turizm çekim unsurlarından biri. Ancak artan ziyaretçi yoğunluğu, çevresel baskılar ve yerel yaşam üzerindeki etkiler nedeniyle bazı bölgelerde bu yıl festival organizasyonlarının iptal edilmesi kararı alındı.

Kısa vadeli ekonomik kazançtan vazgeçmek kolay değildir. Hele ki turizmin bu kadar büyük gelir sağladığı bir dönemde. Ancak burada verilen mesaj nettir:

Kaynak korunmadan turizm sürdürülemez.

Peki, bizde nasıl oluyor?

Geçtiğimiz aylarda Karaburun’da düzenlenen Nergis Festivali de benzer bir yoğunluğa sahne oldu. Dar yolları ve sınırlı altyapısıyla sakin bir yarımada olan Karaburun, festival günlerinde binlerce ziyaretçiyi ağırladı. Trafik kilometrelerce uzadı, araçlar saatlerce bekledi, gün sonunda çevrede oluşan kirlilik konuşuldu. Festivalin coşkusu elbette önemliydi; yerel üreticiler stant açtı, ilçe görünürlük kazandı. Ancak şu soru yine gündeme geldi: Bu yoğunluk ne kadar planlıydı?

Hatta yerel halktan dile getirilen bir cümle düşündürücüydü:
“Sularını bile yanlarında getiriyorlar, bize ne faydası var bu festivalin?”

Bu cümle yalnızca ekonomik bir beklentiyi değil, bir kırılma noktasını da gösteriyor. Çünkü turizm, yerel halk için yük olmaya başladığında sürdürülebilirliğini kaybeder.

Japonya kısa vadeli gelirden vazgeçip yoğunluğu sınırlandırmayı seçebiliyorsa, biz neden hâlâ kalabalığı başarı göstergesi olarak görüyoruz?

Turizm yalnızca gelenlerin memnuniyetiyle değil, yaşayanların huzuruyla da ölçülmelidir. Eğer bir destinasyonda festival sonrası yorgunluk, trafik ve kirlilik konuşuluyorsa, orada sayıların ötesine bakmak gerekir.

Sürdürülebilirlik; “daha çok insan gelsin” demek değil, “gelen insan doğru zamanda, doğru kapasitede, doğru yönetimle ağırlansın” demektir.

Eğer turizmi yalnızca sayılar üzerinden okumaya devam edersek, kısa vadeli başarı tabloları uzun vadeli kayıpları gizlemeye devam edecek. Doğa kendini yenileyebilir; ancak sınırsız değildir. Yerel halk sabredebilir; ancak sonsuza kadar değil. Turizm, koruyamadığı değeri eninde sonunda kaybeder. O gün geldiğinde ne ziyaretçi sayıları ne de gelir tabloları kaybettiklerimizi geri getirebilir.

Merve AKSOY