Turizm: Tükenerek mi büyüyecek, koruyarak mı gelişecek?
- 24.02.2026
- 14 H
Turizm: Tükenerek mi büyüyecek, koruyarak mı gelişecek?
Biz
turizmi uzun yıllar boyunca ekonomik büyümenin hızlı bir aracı olarak kabul
ettik. Hep hızlı kazanmanın derdinde olduk; kaybettiklerimizi düşünmeden
otellerimizi nasıl doldururuz sorusuna odaklandık. Yabancı turistlerin bizi
“ucuz ülke” olarak tercih etmelerine aldırış etmedik, hatta bu sayılarla
övündük. Yıllardır açıklanan TÜİK verileriyle bir önceki yıla kıyasla kaç
turist daha ağırladığımızı, turizm gelirlerini, doluluk oranlarını konuştuk.
Hep rakamları değerlendirdik. Başarıyı sayılarla ölçmeye o kadar alıştık ki, başka göstergelere bakmayı
neredeyse unuttuk. Ama hiç geriye dönüp
kaybettiklerimizi konuşmadık. Kaybettiklerimizi görmedik ki bunları nasıl
telafi edebiliriz, tekrar geri kazanabiliriz gibi sorularda sormadık? Oysa
her büyümenin de bir maliyeti vardı. Şimdi soruyorum: Bu maliyeti kim ödüyor ve
neyi kaybediyoruz?
Aslında ülkece çok şanslıydık ve hâlâ şanslı
sayılırız. Her ne kadar hor kullanmış olsak da kaynaklarımız, gücümüz hâlâ var.
Bari elimizde kalan bu şanslarımızı değerlendirelim ve turizm anlayışımızı
biraz da olsa değiştirelim. Çünkü mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil, yarını
da koruyabilmek.
Belki de
asıl mesele, nicelikten niteliğe geçememek.
Başarılı turizm verilerle açıklanamaz. Bu veriler elde edilirken neleri
kaybettik, onlar hesaba katıldı mı bu hesaplar yapılırken? Bir destinasyonun
başarısı rakamlarla ölçülebilir mi? Eğer başarı yalnızca gelen turist sayısıyla
ölçülüyorsa, geride bıraktığımız izleri kim ölçecek?
Maalesef böyleyse kaybeden hep biz olacağız. Doğal kaynaklarımızın
tüketilmesini, yerel halkın isteklerini, gelecek nesillere bırakamadığımız mirasımızı
hesaba katmıyorsak eğer bu veriler ne kadar gerçekçi olabilir ki?
Sürdürülebilirlik
tam da burada devreye giriyor: Bugünün kazancını, yarının kaybına dönüştürmeden
yönetebilmek.
Sürdürülebilir olmayan bir turizm anlayışını daha ne kadar devam ettirebiliriz?
Belki de
artık asıl soruyu değiştirme zamanı gelmiştir: Daha fazla turist mi, yoksa daha
sağlıklı bir gelecek mi?
Tam
da bu noktada dünyadan farklı örneklere bakmak gerekiyor. Çünkü
sürdürülebilirlik yalnızca teorik bir kavram değil; bazı ülkeler için somut bir
yönetim tercihi.
Örneğin Japonya’da her yıl milyonlarca turistin akın ettiği Sakura mevsimi…
Kiraz çiçeklerinin açtığı dönem, ülkenin en önemli turizm çekim unsurlarından
biri. Ancak artan ziyaretçi yoğunluğu, çevresel baskılar ve yerel yaşam
üzerindeki etkiler nedeniyle bazı bölgelerde bu yıl festival
organizasyonlarının iptal edilmesi kararı alındı.
Kısa vadeli ekonomik kazançtan vazgeçmek kolay değildir. Hele ki turizmin bu
kadar büyük gelir sağladığı bir dönemde. Ancak burada verilen mesaj nettir:
Kaynak korunmadan turizm sürdürülemez.
Peki, bizde nasıl oluyor?
Geçtiğimiz aylarda Karaburun’da düzenlenen Nergis Festivali de benzer bir
yoğunluğa sahne oldu. Dar yolları ve sınırlı altyapısıyla sakin bir yarımada
olan Karaburun, festival günlerinde binlerce ziyaretçiyi ağırladı. Trafik
kilometrelerce uzadı, araçlar saatlerce bekledi, gün sonunda çevrede oluşan
kirlilik konuşuldu. Festivalin coşkusu elbette önemliydi; yerel üreticiler
stant açtı, ilçe görünürlük kazandı. Ancak şu soru yine gündeme geldi: Bu
yoğunluk ne kadar planlıydı?
Hatta yerel halktan dile getirilen bir cümle düşündürücüydü:
“Sularını bile yanlarında getiriyorlar, bize ne faydası var bu festivalin?”
Bu cümle yalnızca ekonomik bir beklentiyi değil, bir kırılma noktasını da
gösteriyor. Çünkü turizm, yerel halk için yük olmaya başladığında
sürdürülebilirliğini kaybeder.
Japonya kısa vadeli gelirden vazgeçip yoğunluğu sınırlandırmayı seçebiliyorsa,
biz neden hâlâ kalabalığı başarı göstergesi olarak görüyoruz?
Turizm yalnızca gelenlerin memnuniyetiyle değil, yaşayanların huzuruyla da
ölçülmelidir. Eğer bir destinasyonda festival sonrası yorgunluk, trafik ve
kirlilik konuşuluyorsa, orada sayıların ötesine bakmak gerekir.
Sürdürülebilirlik; “daha çok insan gelsin” demek değil, “gelen insan doğru
zamanda, doğru kapasitede, doğru yönetimle ağırlansın” demektir.
Eğer turizmi yalnızca sayılar üzerinden okumaya devam edersek, kısa vadeli
başarı tabloları uzun vadeli kayıpları gizlemeye devam edecek. Doğa kendini
yenileyebilir; ancak sınırsız değildir. Yerel halk sabredebilir; ancak sonsuza
kadar değil. Turizm, koruyamadığı değeri eninde sonunda kaybeder. O gün
geldiğinde ne ziyaretçi sayıları ne de gelir tabloları kaybettiklerimizi geri
getirebilir.
Merve AKSOY







