Taşların tanrılarla konuştuğu yer: Baalbek Antik Kenti
- 27.02.2026
- 18 H
Taşların tanrılarla konuştuğu yer: Baalbek Antik Kenti
Lübnan’ın doğusunda, bereketli Bekaa (Beka) Vadisi’nin kalbinde bir şehir yükseliyor. Taşları yalnızca mitoloji ve güç anlatırken mimari sonsuz gösterişiyle ilham olmaya devam ediyor. Güneşin sarı altın tonlarına boyadığı sütunlar, insanı ilk bakışta zamanın dışına taşıyor. Burası Baalbek.
Antik dünyanın en görkemli tapınak komplekslerinden biri ve hâlâ cevabını arayan soruların mekânı. Tanrıların evi, imparatorluğun gövde gösterisi yaptığı kutsal topraklar. Geçtiğimiz hafta bu coğrafyaya seyahat etme şansım oldu. Oldum olası merak ediyor, fırsatını kolluyordum. Duygularımı tarihin sihrinde gezinirken kelimelere dökebildiğim kadarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.
Baalbek’in kökleri Fenikelilere kadar uzanır. Şehrin adı, gök ve fırtına tanrısı Baal’dan gelir. Ancak bugün gördüğümüz ihtişamın büyük kısmı Roma İmparatorluğu dönemine ait. Romalılar, kente kendi tanrılarının adını vermiş: Heliopolis yani “Güneş Şehri”.
Bu görkemli dönüşümün merkezinde, devasa sütunlarıyla ünlü Jüpiter Tapınağı yer alır. Antik dünyanın en büyük tapınaklarından biri olarak kabul edilen yapı, yalnızca dini bir merkez değil; Roma’nın Doğu’daki kudretinin sembolüdür. 22 metreyi aşan Korint düzenindeki sütunlar, göğe meydan okurcasına yükselir.
Kompleks içinde bir başka zarafet abidesi ise Bacchus Tapınağı’dır. Şarap ve coşkunun tanrısına adanan bu yapı, şaşırtıcı derecede iyi korunmuştur. Kapı eşiklerinden frizlerine kadar işlenen detaylar, taşın nasıl bir dantel gibi işlenebileceğini gösterir. İçeri adım attığınızda, bir ritüelin hemen başlayacağını hissedersiniz.
Baalbek’i diğer antik kentlerden ayıran sadece estetik değil, mühendislik de burada bir efsaneye dönüşür. Taşların sırrı bir başka adıyla "Trilithon” adı verilen üç dev taş blok, her biri yaklaşık 800 ton ağırlığındadır. Bu blokların nasıl taşındığı ve yerleştirildiği hâlâ tam olarak açıklanabilmiş değil. Antik dünyanın mühendislik zekâsı mı, yoksa kayıp bir teknik mi? Bu soruları düşünerek adım adım yaşanan bir kent Baalbek.
Doğu ile Batı’nın buluştuğu eşik bence Baalbek, tarih boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşımış, Roma, Bizans ve İslam dönemleri… Her biri bu taşlara kendi hikâyesini kazımış. Şehrin üzerinde yükselen kalıntılar, bir medeniyetin diğerine nasıl dönüştüğünü gözler önüne serer.
Bugün Baalbek, Lübnan’ın kültürel belleğinde önemli bir yere sahiptir. Her yaz düzenlenen uluslararası festival, antik sütunların arasında müzik ve sahne sanatlarını yeniden canlandırır. Tarih, modern sanatla yan yana gelir.
Seyahatim bir cuma öğlen saatleriydi. Bende Bekaa Vadisi’nde ünlü gün batımını izleme şansına eriştim. Gün batımı gerçekten de Baalbek’i başka bir renge boyuyor. Sütunların gölgeleri uzuyor, taşların yüzeyi kızıl bir ışıltı kazanıyor. O an anlıyorsunuz, Baalbek yalnızca geçmişe ait değil, zaman burada dairesel bir akışta ilerliyor.
Eğer bir gün yolunuz Lübnan’a düşerse, Baalbek’i yalnızca bir “antik kent” olarak görmeyin. Onu bir güç manifestosu, bir inanç mekânı ve insanlığın mühendislik cesaretinin anıtı olarak deneyimleyin. Çünkü Baalbek’te taşlar susmaz; anlatır.
Işık TUNÇEL







