Aliée İstanbul’da bahar, sanat döngüsüyle başladı
- 22.04.2026
- 2 H
Aliée İstanbul’un temel misyonlarından biri olan ve baharla birlikte yeni döngüsüne başlayan sanat alanları ve eserler, yalnızca mekâna eşlik eden estetik unsurlar değil, bulunduğu alanın ruhunu, ritmini ve hafızasını dönüştüren özel müdahaleler olarak hayata geçirildi.
Nisan ayında başlayan ve Ekim ayına kadar uzanan bu
kurgu, alanın farklı noktalarına yayılan geçici ve güçlü bir sanat rotası
olarak tasarlandı. Kültürel bir program olarak ele alınan ve ilkbaharın
açılışıyla başlayan bu kurgu, doğadan heykele, iç mekândan sokağa, sessizlikten
kamusal görünürlüğe uzanan bir anlatı kuruyor. Kurgu, İsviçreli sanatçı Giulio
Cabbana’nın Aliée Hasbahçe için gerçekleştireceği land art müdahalesini,
İngiliz sanatçı Tony Cragg’in heykellerini, Alman sanatçı Gregor Hildebrandt’ın
yine Hasbahçe’deki yerleştirmelerini, Ghada Amer’in eserlerini, Papier
Atelier’in Little House çevresinde gerçekleştirdiği katlanmış kâğıt hayvan
müdahalesini ve son olarak, Mantra’nın 2-8 Mayıs tarihleri arasında Mondaine de
Pariso İstanbul duvarında gerçekleştireceği mural müdahalesini içeriyor.
Tersane İstanbul Sanat ve Kültür Direktörü Aslı Ünal,
bu seçkinin değerinin altını çizerek konuyla ilgili şunları söyledi; ‘Her iş
belirli bir zaman için burada. Kalıcı olmamak, onları daha az önemli kılmıyor.
Bu geçici birliktelik, her eseri daha da kıymetli hale getiriyor. Çünkü bu
yerleştirmeler yalnızca izlenmek için değil, korunmak, doğru anlaşılmak ve
dikkatle yaşatılmak için burada.’ Ünal, sözlerine devam ederek ‘Aliée İstanbul
içinde kurgulanan bu sanat rotası,
Aliée’nin kültürel duruşunun bir parçası olarak bu işlerin korunmasını
ayrıcalıklı kılıyor. Eserlere gösterilen
dikkat, sanatçıya, üretime, mekâna ve misafire gösterilen saygının da bir
ifadesi. Bu eserlerin korunması
özellikle önemli çünkü heykel fiziksel olarak güçlü görünse de, her sanat işi
gibi hassas bir düşünsel ve maddi bütünlük taşıyor. Yüzeylerine, çevre düzenine
ve izleyiciyle kurduğu mesafeye özen göstermek gerekiyor. Heykelin etkisi çoğu
zaman yalnızca kendisinde değil, etrafında bırakılan nefes alanında da oluşur.
Tony Cragg’in Aliée’de bu dönemde yer alması, programa uluslararası ölçekte
güçlü bir heykel dili kazandırırken, ilkbahardan yaza uzanan bu dönem için, bir
araya getirdiği toplulukları ortak sanat paydasında buluştururken aynı zamanda
çağdaş bir hareket hissi getiriyor. Papier Atelier ile yaptığımız çalışma ise
bizim için yerel yeteneğe, oyuna, el işçiliğine ve birlikte bir şey inşa
etmenin heyecanına açılan çok özel bir alan.’ dedi.
BAHAR DÖNGÜSÜNÜN YARATICI ZİHİNLERİ
İsviçreli
sanatçı Giulio Cabbana’nın Aliée Hasbahçe için gerçekleştireceği land art
müdahalesi, doğaya dışarıdan eklenen bir jest değil; toprağın, mevsimin ve
çevresel duyarlılığın içinden doğan bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Bu
tür müdahaleler, peyzajı yalnızca dekoratif bir çevre olarak değil, yaşayan bir
yüzey, bir hafıza alanı ve zamana açık bir beden olarak ele alıyor. Aliée Hasbahçe’de bu işin yer alması
özellikle anlamlı çünkü ilkbahar, doğanın yalnızca canlandığı değil, görünür
hale geldiği dönem. Gallana’nın yaklaşımı, tam da bu geçiş anını görünür
kılıyor: toprağın, formun, yerin ve geçiciliğin birlikte çalıştığı bir alan
açıyor. Eser burada “yerleştirilmiş” değil, bulunduğu yerden filizleniyor.
Aliée İstanbul Courtyard’da yer alan İngiliz sanatçı
Tony Cragg’in heykelleri, malzemenin yalnızca biçim değil enerji de taşıdığını
hissettiren güçlü çalışmalar. Onun pratiğinde heykel, katı ve durağan bir nesne
olmaktan çıkıyor, sanki kendi iç hareketine, akışına ve nefesine sahip bir forma
dönüşüyor. Yüzeyler, kıvrımlar, yükselmeler ve yoğunlaşmalar, bakışı sürekli
dolaşıma sokuyor. Aliée Courtyard, hem mimari olarak açıklık hissi taşıyan hem
de heykelin çevresiyle ilişki kurabileceği bir alan olarak Cragg’in işlerini,
burada yalnızca izlenen nesneler olarak değil, mekânın ritmini değiştiren
varlıklar olarak çalışmasına firsat sunuyor.
Alman sanatçı Gregor Hildebrandt’ın pratiği, hafıza,
müzik, kayıt ve malzeme arasında özel bir ilişki kurarken, işlerinde sıklıkla
geçmişin izleri, sesin görünmeyen yapısı ve yüzeyin taşıdığı duygusal yoğunluk
hissedilir. Bu nedenle onun heykelleri ve yerleştirmeleri yalnızca fiziksel
formlar değil, aynı zamanda sessizce yankılanan düşünsel alanlar gibidir.
Hasbahçe’de planlanan bu yerleştirme, bahçesel bir alanın yalnızca doğal değil
kültürel bir deneyim alanı olarak da okunmasını sağlıyor.
Ghada Amer, yüzeyin altında saklı olan duygusal ve
kültürel gerilimleri görünür kılan güçlü bir dile sahip ve Kadınlık, arzu,
temsil, süsleme, el emeği ve ifade biçimleri onun pratiğinde birbirine
karışıyor. Bu nedenle çalışmaları ilk bakışta zarif ya da yumuşak görünse bile,
aslında son derece kararlı, düşünsel ve dönüştürücü bir alan açıyor. Aliée Living Room, bu işler için son derece
doğru bir bağlam sunuyor çünkü Living Room, ev hissi ile kamusal karşılaşma
arasında duran bir alan olarak rahatlık hissi taşıyor ama aynı zamanda temsilin
ve bakışın da devrede olduğu bir mekân. Ghada Amer’in işleri tam da bu ikiliği
besliyor; yakınlık ile mesafe, güzellik ile güç, incelik ile iddianın aynı anda
hissedilmesi.
Papier Atelier’in Little House çevresinde
gerçekleştirdiği katlanmış kâğıt hayvan müdahalesi, programa hafiflik, oyun ve
düş gücü katan özel bir katman ekliyor. Kâğıt gibi hassas bir malzemenin doğa
ve ağaçlarla ilişki içinde düşünülmesi, bu işi yalnızca görsel olarak
etkileyici değil, aynı zamanda şiirsel kılıyor. Bu müdahale, çocukça değil ama
çocuksu bir merakı davet ediyor ve
izleyiciyi gülümseten, yaklaştıran, keşfe davet eden bir dili var.
Little House çevresinde konumlanması da bu nedenle çok doğru çünkü burası hayal
gücüne, masalsılığa ve sürpriz karşılaşmalara açık bir alan.
Ve son olarak, Mantra’nın 2-8 Mayıs tarihleri arasında
gerçekleştireceği mural müdahalesi, Aliée’nin sanat varlığını otel sınırlarının
dışına taşıyarak Tersane Istanbul sokaklarına açıyor. Bu çok önemli bir jest
çünkü sanat burada kapalı bir mekân deneyimi olmaktan çıkıp kamusal yaşamla
doğrudan ilişki kuruyor. Mantra’nın pratiği, güçlü görsel dili ve sokakla
kurduğu doğrudan bağ, sanatın gündelik hayat içine nasıl nüfuz edebileceğini
gösteriyor. Duvar, burada yalnızca bir yüzey değil, geçiş, karşılaşma ve hafıza
alanı haline geliyor. Bu tür bir müdahale, sanatın yalnızca seçili izleyiciye
değil, karşısından geçen herkese temas edebileceğini hatırlatıyor. Ekim’e kadar
uzanan bu dönem, bu iş için özellikle anlamlı çünkü kamusal alanın en aktif, en
görünür ve en canlı olduğu zaman aralığı. Mantra’nın bu dönemde programa dahil
olması, Aliée’nin sanat yaklaşımının yalnızca iç mekânlara değil, sokak
ölçeğine de yayıldığını ve çağdaş kültürle canlı bir bağ kurduğunun göstergesi.
Aliée İstanbul’un bahar ile yeni kurgusuna geçiş yapan
sanat programı, doğa, heykel, yüzey, hafıza, oyun, sokak ve şiirsellik arasında
hareket eden çok katmanlı bir anlatı kuruyor. Bahçede toprağa ve peyzaja
dokunan bir müdahale ile başlayan bu hikâye, avluda heykelin fiziksel gücüyle
devam ediyor, Hasbahçe’de müzikle, hafızayla ve malzemeyle yeni bir yoğunluk
kazanıyor. Living Room’da kadınlık, yüzey ve duygu üzerinden başka bir dile
açılırken, Little House çevresinde hafif, hayal gücü yüksek bir doğa masalına
dönüşüyor. Sokakta ise Mantra’nın müdahalesiyle kamusal alana taşınıyor.
Sunulan her müdahale, kendi başına güçlü ve birlikte okunduklarında ise
Aliée’nin estetik ama düşünsel çağrısının bir uzantısı olarak sergileniyor.







