The argument in favor of using filler text goes something like this: If you use any real content in the Consulting Process anytime you reach.

  • img
  • img
  • img
  • img
  • img
  • img

Get In Touch

Güncel Haberler
Otel
Acente
Destinasyon
Vacation
Havacılık
Cruise
Teknoloji
Spor
Sağlık
Sanat

Gastronomiye gösterilen ilgi, kültür ve sanata da gösterilmeli

Gastronomiye gösterilen ilgi, kültür ve sanata da gösterilmeli

Gastronomiye gösterilen ilgi, kültür ve sanata da gösterilmeli

Turizm sektörü son yıllarda önemli bir dönüşüm yaşamaktadır. Özellikle otelcilik alanında gastronomi yatırımları dikkat çekici biçimde artmış, birçok tesis misafir çekim gücünü yeme-içme konseptleri üzerinden yeniden şekillendirmiştir. Michelin yıldızlı şef iş birlikleri, tematik restoranlar, yerel mutfak deneyimleri, özel tadım menüleri ve yüksek bütçeli mutfak projeleri artık lüks segment otellerin temel rekabet unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu yaklaşım doğru ve değerlidir. Çünkü gastronomi, seyahat deneyiminin güçlü bir parçasıdır. Ancak artık yeni bir soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Gastronomiye gösterilen stratejik önem, kültür ve sanata da gösteriliyor mu?

Günümüzün yüksek gelir grubundaki gezgin profili yalnızca iyi yemek aramamaktadır. Bu misafir kitlesi; estetik anlayışı gelişmiş, kültürel derinlik arayan, deneyim odaklı ve entelektüel tatmin bekleyen bireylerden oluşmaktadır. Bir başka ifadeyle, artık sadece damak tadına değil; zihne, ruha ve duygulara da hitap eden tesisler öne çıkmaktadır. Bu nedenle otellerin gelecek dönem değer yaratma stratejileri içerisinde sanat ve kültür çok daha merkezi bir konuma yerleşmelidir.

Dünyada bunun başarılı örnekleri mevcuttur.
The Dolder Grand, İsviçre’de lüks konaklamayı çağdaş sanatla birleştiren öncü tesislerden biridir. Otel bünyesinde Salvador Dalí, Fernando Botero, Takashi Murakami ve Joan Miró gibi önemli sanatçılara ait eserlerin bulunduğu kapsamlı bir koleksiyon yer almakta, otelin iç ve dış alanları adeta açık hava müzesine dönüşmektedir. Misafir burada yalnızca konaklamamakta, aynı zamanda küratörlü bir sanat deneyimi yaşamaktadır.

The Fife Arms
ise İskoçya’nın küçük bir kasabasında konumlanmasına rağmen dünya çapında dikkat çeken kültür odaklı bir destinasyon otelidir. Victor Hugo, Picasso ve Lucian Freud gibi sanatçılarla ilişkilendirilen eserler, tasarım objeleri ve İskoç kültürel mirasını yansıtan detaylarla her odası farklı hikâye anlatmaktadır. Otel, kırsal turizm ile yüksek sanatı bir araya getirerek “gidilecek yer” değil, “deneyimlenecek kültürel sahne” haline gelmiştir.

21c Museum Hotel
modeli ise konaklama ile müzeciliği aynı çatı altında buluşturarak dikkat çekmiştir. Hotel Danieli gibi tarihi yapılar ise bulunduğu destinasyonun kültürel mirasını doğrudan deneyime dönüştürmektedir. Bu örnekler göstermektedir ki sanat ve kültür, yalnızca dekoratif unsur değil; fiyatlama gücü yaratan stratejik bir varlıktır.

Özellikle resort ve şehir otellerinde yeni nesil konsept tasarımlar artık sadece mimari estetikten ibaret olmamalıdır. Lobilerde yerel sanatçı sergileri, odalarda özgün sanat eserleri, ortak alanlarda heykel ve tasarım objeleri, haftalık klasik müzik veya caz performansları, yerel tarih anlatıları, edebiyat buluşmaları, gastronomi ile sanatı birleştiren tematik geceler ve kültürel kürasyon programları otellerin marka değerini doğrudan yükseltecektir.

Bugün birçok tesis, milyonlarca liralık mutfak yatırımı yaparken aynı vizyonu kültürel deneyime göstermemektedir. Otellerin bütçelerinin içerisinde kültür sanata daha fazla yer verilmelidir.
  Oysa üst gelir grubundaki misafir için “anı değeri” çoğu zaman yemek kadar önemlidir. İnsanlar iyi bir akşam yemeğini hatırlar; fakat ruhuna dokunan bir atmosferi, ilham veren bir sanat eserini ve bulunduğu destinasyonun hikâyesini asla unutmaz.

Türkiye gibi medeniyet birikimi yüksek bir ülkede bu konu çok daha kritiktir. Antalya’dan Kapadokya’ya, İstanbul’dan Mardin’e kadar her destinasyon oteller için kullanılmayı bekleyen büyük bir kültürel sermayeye sahiptir. Yerel motifler, tarihsel anlatılar, fotoğraflar, tablolar, sanat eserleri geleneksel zanaatlar, müzik, çağdaş sanat ve bölgesel hikâyeler otel konseptlerine entegre edilmelidir.

Sonuç olarak geleceğin güçlü otelleri yalnızca iyi yemek sunan değil; kültür üreten, sanatla yaşayan ve misafirine anlamlı deneyim sunan oteller olacaktır. Gastronomiye ayrılan bütçeler nasıl yatırım olarak görülüyorsa, sanat ve kültüre ayrılan bütçeler de aynı bakış açısıyla değerlendirilmelidir. Çünkü gerçek lüks sadece tüketim değil, estetik ve anlamdır.

Otellerin içinde daha fazla tutku, daha fazla sanat ve daha fazla kültür olmalıdır.

Bülent DOKUZLUOĞLU