The argument in favor of using filler text goes something like this: If you use any real content in the Consulting Process anytime you reach.

  • img
  • img
  • img
  • img
  • img
  • img

Get In Touch

Güncel Haberler
Otel
Acente
Destinasyon
Vacation
Havacılık
Cruise
Teknoloji
Spor
Sağlık
Sanat

Türkistan: Hoca Ahmet Yesevi’nin mirasından yükselen yeni şehir

Türkistan: Hoca Ahmet Yesevi’nin mirasından yükselen yeni şehir

Türkistan: Hoca Ahmet Yesevi’nin mirasından yükselen yeni şehir

Türkistan’a ilk gelişimin üzerinden sanırım 11-12 yıl geçti. O dönem şehir, bozkırın ortasında, iklim ve yaşam şartlarının sert olduğu küçük bir yer görünümündeydi. Türkistan’ı ziyaret etmemizin neredeyse tek motivasyonu Hoca Ahmet Yesevi Türbesi’ydi.

Sonraki ziyaretlerimde aklımda kalan en belirgin şey ise kışın sert rüzgârları ve şehrin üzerine çöken ağır kömür kokusu, yazın ise kavurucu sıcaklardı. Sovyet döneminden kalmış yorgun binalar, sessiz sokaklar ve bozkırın ortasında kendi içine kapanmış, daha çok kasabayı andıran bir atmosfer hâkimdi.

Ancak bütün o sert coğrafyanın ortasında başka bir şey hissediliyordu: Yüzyıllardır sönmeyen güçlü bir manevi merkez duygusu. Bunun nedeni ise kuşkusuz Hoca Ahmet Yesevi’nin şehri olmasıydı.

Ahmet Yesevi, Türk-İslam tarihinin en etkili sûfîlerinden biridir. “Pîr-i Türkistan” olarak anılır. Hem Türk dünyasının İslamlaşmasında hem de Orta Asya’daki tasavvuf geleneğinin şekillenmesinde büyük rol oynadı. Genel kabul gören görüşe göre 1093–1166 yılları arasında yaşadı. Doğum yeri bugünkü Çimkent yakınlarındaki Sayram’dır. Hayatının büyük bölümünü ise bugün Türkistan olarak bildiğimiz şehirde geçirdi. O dönemde şehrin adı “Yesi” idi.

Türbede yer alan çilehane, Ahmet Yesevi’nin yaşam anlayışına ışık tutan en dikkat çekici bölümlerden biridir. Rivayete göre Ahmet Yesevi, 63 yaşına geldiğinde Hz. Muhammed’in yaşını geçtiği için daha sade ve inzivaya çekilmiş bir hayat yaşamayı tercih etti; ömrünün kalan kısmını yer altındaki çilehanede geçirdi. Bu yaklaşım, onun dünya nimetlerinden uzak durmayı esas alan tasavvuf anlayışını göstermesi açısından önemlidir.

Ahmet Yesevi’nin Türk tarihi açısından en önemli yönlerinden biri, İslam’ı Türk halklarına kendi dilleri ve kültürel dünyaları içinde anlatabilmiş olmasıdır. Yaşadığı dönemde din eğitimi büyük ölçüde Arapça ve Farsça üzerinden yürütülüyordu.

Göçebe Türkmen toplulukları ise eğitim ve klasik medrese kültüründen uzaktı.
Hoca Ahmet Yesevi farklı bir yol açtı. Halkın anlayabileceği sade bir Türkçe kullandı. Şiirler ve “hikmet” adı verilen öğüt verici eserlerle İslam’ı anlattı. Tasavvufu bozkır kültürüyle uyumlu hâle getirdi. Onun yaklaşımında zikir, tevazu, hizmet ve ahlak ön plandaydı. Tasavvufu halktan uzak değil, günlük hayatın içinde yaşayan bir anlayış olarak yorumladı. Böylece diğer bazı tasavvuf ekollerine göre daha sade, halk merkezli ve göçebe Türkmen yaşamına daha uygun bir yapı ortaya çıktı.
En önemli eseri olan Divan-ı Hikmet, Türk tasavvuf edebiyatının en eski ve en etkili eserlerinden biri kabul edilir. Ahmet Yesevi’nin öğrencileri ve takipçileri zamanla Horasan’dan Anadolu’ya, Azerbaycan’dan Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Yesevî geleneği, Anadolu’daki derviş hareketlerinin, Bektaşiliğin ve birçok Türkmen tasavvuf anlayışının temel kaynaklarından biri hâline geldi. Özellikle Anadolu’daki “alp-eren” anlayışının oluşmasında Ahmet Yesevi’den gelen anlayış etkili oldu.

Bugün Ahmet Yesevi’nin türbesi, Türkistan’ın kalbinde yer alıyor. Türbe, 14. yüzyılda Timur tarafından yaptırıldı. Sovyet döneminde uzun yıllar bakımsız kalan yapı, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarafından gerçekleştirilen kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırıldı. Günümüzde Kazakistan’ın en önemli manevi merkezlerinden biri durumunda. Aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor ve Türk dünyasının en önemli ziyaret noktalarından biri kabul ediliyor.

Aslında 1990’lı yıllara kadar Türkistan oldukça sınırlı imkânlara sahip küçük bir şehirdi. Şehrin kaderini değiştiren en önemli gelişmelerden biri, 1992 yılında Türkiye ve Kazakistan’ın ortak girişimiyle Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin kurulması oldu. Üniversite yalnızca bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda Türk dünyasının ortak kültürel hafızasını yeniden buluşturmayı hedefleyen sembolik bir projeydi.

Bugün yaklaşık 12 bin öğrencisi bulunan üniversite, Kazakistan’ın önemli eğitim merkezlerinden biri hâline gelmiş durumda. Türkiye’den, Orta Asya’dan ve farklı Türk cumhuriyetlerinden gelen öğrenciler aynı kampüste eğitim görüyor. Bu yönüyle Türkistan yalnızca tarihî bir şehir değil; aynı zamanda Türk dünyasının genç kuşaklarını buluşturan önemli bir merkez konumunda. Bugün 2 üniversitesi olan şehrin gelecekte ilave başka üniveristelerle bir üniversite kenti olması düşünülüyor.

Kentteki asıl büyük dönüşüm ise 2018 yılından sonra başladı. Türkistan’ın Güney Kazakistan bölgesinin merkezi ilan edilmesi ve Çimkent’in ayrı bir büyükşehir statüsü kazanmasıyla birlikte devlet Türkistan’da büyük yatırımlar başlattı. Yeni yollar, modern oteller, kervansaray kompleksi, kültür alanları, parklar ve yeni yaşam merkezleri inşa edildi. Türkiye Cumhuriyeti ve Özbekistan tarafından yaptırılan iki modern cami de şehrin manevi kimliğine yeni bir görünüm kazandırdı.

2018 yılında Rixos Khadisha Shymkent Genel Müdürü olarak görev yapmam ve ardından açılacak olan Rixos Türkistan’ın kuruluş sürecinde yer almam sayesinde bu dönüşüme yakından tanıklık etme fırsatı buldum. O yıllarda Türkistan hâlâ gelişiminin başındaydı. Altyapı eksiklikleri hissediliyor, yaşam temposu sakin ilerliyordu. Ancak devletin uzun vadeli vizyonu açık biçimde görülüyordu: Türkistan’ı yalnızca Kazakistan için değil, bütün Türk dünyası için yeni bir kültür ve turizm merkezi hâline getirmek.

Aradan geçen birkaç yıl içinde kent gözle görülür biçimde değişti. 2018 yılında 160 bin olan nüfus, son yıllarda hızlı bir artış göstererek 275 bine ulaştı. Uluslararası havalimanının açılmasıyla birlikte ziyaretçi sayısı da hızla yükseldi. Özellikle çevre düzenlemeleri ve ağaçlandırma çalışmaları dikkat çekiyor. Beş yıl önce yazın aşırı sıcak, kışın ise kömür kokusu altında nefes almanın zor olduğu şehirde bugün daha planlı ve modern bir yapı ortaya çıkıyor. Doğal gaz kullanımının yaygınlaşmasıyla hava kirliliği de büyük ölçüde azalmış durumda.

Bugün sokaklarda yürürken genç nüfusun ve üniversite hayatının oluşturduğu dinamizm hemen hissediliyor. Akşam saatlerinde meydanlar, yürüyüş alanları ve sosyal yaşam merkezleri artık şehrin eski sessizliğinden oldukça farklı bir görüntü sunuyor. Yeşillendirme projeleri, yeni parklar, göletler, su aktiviteleri, alışveriş merkezleri, müzeler ve modern rezidans projeleri; Türkistan’ın yalnızca ziyaret edilen değil, aynı zamanda yaşayan bir şehir hâline dönüşmek istediğini açık biçimde gösteriyor. Sert iklim şartlarına rağmen kent artık insanları içinde tutan, sosyal hayat üreten yeni bir yaşam merkezi oluşturmaya çalışıyor.

Elbette hâlâ tamamlanması gereken çok şey var. Türkistan henüz hedeflenen seviyeye ulaşmış değil. Ancak taşıdığı potansiyel artık çok daha net görülüyor. Özellikle Özbekistan ile gelişecek turizm iş birlikleri sayesinde bölgenin gelecekte Orta Asya’nın en önemli kültür ve turizm merkezlerinden biri hâline gelmesi sürpriz olmayacaktır.

15 Mayıs’ta Türk Devletleri Teşkilatı liderlerinin Türkistan’da bir araya gelecek olması da şehrin taşıdığı sembolik önemi gösteriyor. Çünkü Türkistan artık yalnızca geçmişin hatırasını taşıyan tarihî bir şehir değil; aynı zamanda Türk dünyasının ortak geleceğini temsil eden merkezlerden biri hâline geliyor.

Türkistan’ın gerçek gücü de burada yatıyor. Batı Türkistan’ın bu tarihî şehri, sembolik anlamda Türk dünyasının ortak başkenti olma yolunda ilerliyor.

Hoca Ahmet Yesevi’nin yüzyıllar önce bozkırın ortasında yaktığı irfan ateşi, aradan geçen onca zamana rağmen hâlâ sönmüş değil. Bugün yükselen yeni Türkistan’ın ruhunda onun izleri hissediliyor.

İbrahim ÇELİK