Parşömenin Bergama’dan geldiğini biliyor muydunuz?
- 1.06.2026
- 3 H
Parşömenin Bergama’dan geldiğini
biliyor muydunuz?
Antik dünyada kütüphane en önemli güç göstergelerinden biriydi ve dönemin en
büyüklerinden birisi İskenderiye Kütüphanesi’ydi.
Ona rakip olmak için kurulan Pergamon Kütüphanesi
kısa sürede duyuldu, İskenderiye Kütüphanesi’nin de bulunduğu Mısır’a hükmeden
Ptolemaios Kralı papirüs ihracatını yasakladı. Bunun üzerine Pergamon
alternatif bir yazı yüzeyi olan parşömene yönelmiş. Parşömen hayvan derisini
tabaklamadan doğal yollarla inceltilerek hazırlandığı için hem dayanıklı, hem
de iki yüzüne yazı yazılabilirdi. Bu sağlamlığı sayesinde de günümüze kadar
ulaşmıştır.
Neden anlatıyorum: Parşömen yapımında dünyadaki
sayılı ustalardan İsmail Araç’ı geçen hafta kaybettik. Kendisi 2000 yıllık
geleneği 1953 yılından beri yaşatan en deneyimli ellerden biriydi. Bu ustalığı nedeniyle ilk olarak 2017’de Kültür ve Turizm
Bakanlığı tarafından “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı" ilan edildi. 2022’de ise UNESCO’nun desteklediği “Yaşayan İnsan Hazinesi”
ünvanına layık görüldü.
Bugün dünyada bu geleneği sürdüren bir avuç insan
kaldı. “Ben ölürsem bu sanat biter” demesine rağmen, iki usta yetiştirmiş.
Kendisinin el verdiği kadın ustalar Demet Sağlam Tokbay ve Nesrin Ermiş Pavlis
sayesinde bu zanaat sonraki nesillere aktarıldı. Mekanın cennet olsun Usta.
Bu ünvanın hukuki zemini UNESCO'nun 2003'te kabul
ettiği “Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması” sözleşmesidir. Türkiye bu
sözleşmeye 2006'da taraf oldu ve listede yaklaşık 140 ülkeden 700’e yakın konu
kayıtlı. Türkiye 32 başlıkla Çin’den sonra ikinci sırada yer alıyor. Bizi
Fransa, Japonya ve Güney Kore takip ediyor.
Bazı miraslarımız: Meddahlık, Mevlevi Sema, Karagöz ve Nevruz,
Kırkpınar Güreşleri, Türk Kahvesi, Ebru, Çini Ustalığı.
Aslında bu sistemi ilk Japonya kuruyor. Savaş
sonrası kabul edilen 1950 tarihli Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu'na
dayanıyor. Japon hükümeti 1964'ten beri “Yaşayan Ulusal Hazine” ünvanı verdiği
kişilere her yıl 2 milyon Yen (yaklaşık 13.500 $) ödenek veriyor. Şu an ülke
genelinde en fazla 116 “Yaşayan Ulusal Hazine” var. İçlerinden birisi ölürse
yerine yeni bir birey seçiliyor.
Japonya’dan etkilenen Güney Kore 60’lı yıllarda
sistemi kendine göre yorumluyor. Hatta UNESCO’ya teklifi götüren ülke de G.
Kore imiş. Ancak G.Kore'yi farklı kılan şey mirasın mekanlaştırılmasıdır.
Mesela Jeonju Hanok Köyü kültürel miras turizmine verilebilecek en önemli
örneklerden. Hem kentin eski dokusu ayakta tutuluyor, hem de gelen halk bu
yaşamı deneyimleyebiliyor. Hatta Seoul’da miras taşıyıcılarını ve onların haleflerinin
halkla bir araya geldiği Kültürel Miras Festivali bile var.
Kültür Bakanlığı son yıllarda “Kültür Yolu
Festivali” ile 20’den fazla şehirde yaşayan miras şölenini oluşturdu. Özetle
Kore’nin festival ayağını fazlasıyla karşılıyor. Ama mekanlaştırma ve
gelenekselleştirme adına atacağımız daha cesur, daha somut adımlar olmalı.
Çünkü miras, anıldığında bir hatıra; yaşatıldığında bir değerdir.
Sezer ŞENER







