Genel

Akdeniz ve Ege’deki yüzlerce otele ne olacak?

Akdeniz ve Ege’deki yüzlerce otele ne olacak?

Emir Hepoğlu, kaleme aldığı “3 şey. 1’i değişir 2’si hep aynı kalır” başlığını taşıyan makalesinde turizm sektöründeki değişimleri ve değişmeyenlere değindi.

İşte Emir Hepoğlu’nun makalesi:

3 ŞEY. 1’i DEĞİŞİR 2’si HEP AYNI KALIR

DEĞİŞİR
Turizm anlayışı biçimi, formu, formatı alayı ne varsa değişir. Öyle dijitalleşme bağımlılarının dediği gibi bugünden yarına değil, ama zamanla değişir elbette. Bir kere DÜNYA ısınıyor, geri dönülmeyecek noktaya geldiğimiz uzman felaket tellalları tarafından canhıraş bir şekilde çığırılmakta. Konunun gerçek müsebbipleri tarafından çok sallandıkları söylenemez fakat yine de bir miktar aklı evvelin dikkatini çekmeyi başardılar, bu gayet net.

Senede en fazla 2 kez ‘’Güneşi Gördüm’’ diyen, yağmurlar altında yaşamaya alışmış soluk benizli İngiliz Heathrow havalimanında 37c sıcaklığı görünce 1 yıldır hasretle beklediği Dalaman uçuşunu iptal ediyor

- Buralarda sıcak ‘’sımsıcak, sıcak daha da sıcak olacak’’ o kadar masrafa ne hacet Pamela ev de kalalım beybisi. Thanet adasında bol bol güneşlenir denize gireriz aşkitom.

- Yeap darling.

Alaska’da, Kaliforniya’da, Muğla’da, Amazonlar’da ve Güney Doğu Anadolu’da bir daha yerine konamayacak şekilde ormanlar yanıyor, yakılıyor. Yerine fidan dikmekle yenilenecek ormanlarda değil bunlar üstelik. Doğal oluşum denilen bir husus var icabında, yüzlerce binlerce yıldır kendi kendini yenilemiş, tazelemiş. Öyle senin gösteriş olsun diye dikeceğin 2 çam fidanıyla geri gelebilecek bir şey değil yani. Ha bir de sürekli ÇAM fidanı dikme olayı var anlamadım gitti. Fidanı mı ucuz, çabuk mu büyüyor?, toptancısı mı tanıdık ? bilemedim yani. Ve elbette binlerce canlı türü de bu ormanlarla birlikte yok oluyor bu da işin diğer bir dramatik yanı.

Tayfunlar, Tsunamiler, Kasırgalar, Hortumlar gırla gidiyor. Daha önce varlığından haberdar olmadığımız, en fazla haberlerden izlediğimiz bir dolu doğal felaket kapımızda. Aklı başında her bilim insanın dediği 35 yıla kadar denizler 3 ila 5 m yükselecek. Karadeniz iklimi şimdiki Akdeniz gibi olacak ve yeni cazibe merkez haline gelecek. Yani daha yaşanabilir alanlar olacak. Ne yazık ki EGE ve AKDENİZ’i tükenmiş harap bir şekilde terki diyar eylemek zorunda kalacağız.

Doğal olarak TURİZM’de bu işten payına düşeni alacak. MAS Turizm nereye koşar bilemem, şimdiden kestirmek çok zor ama Doğa, Çevre, Gastronomi, Kültür ve Sanat öğeleri fazlasıyla öne çıkacak. Küçük oteller, kamp alanları, çadır ve karavan turizmi vb. zaten belirgin bir ivme yakaladı, katlanarak gider kanımca.

Fakat benim asıl merak ettiğim AKDENİZ ve EGE sahillerinde bulunan onca otel ve tatil köyünün bu 35 yıllık süreç içerisinde nasıl bir değişim geçireceği.

Aklımda DELİ sorular;

- Bu oteller ne olacak, nasıl bir değişim geçirecekler?

- Deniz kafadan 5m sahilden alacak. Kimi tesislerde resepsiyonun sahile sıfır olması işten bile değil. Şezlonglar kuvvetle muhtemel balkonlara filan taşınır. Ya da su sporları artık amfi tiyatroda filan gösteri yapmaya başlar, bilemedim.

- Antalya’da yazın ortasında gölgede 38c güneşin altında ise 60c sıcaklık ölçülüyor daha şimdiden. NEM olayını saymıyorum bile. Bu durum her yıl katlanarak giderken bizim ÜST AKIL nasıl bir planlama yapacak, hangi yolu izleyecek.

- Bu koca koca yatırımlar kaderine mi terkedilecek, atıl mı kalacak?

- Yoksa RCI sitemi ile devre mülk olayına mı girilecek? AIRBNB buraların alayını alıp geçecek mi? düşünsenize şöyle bir reklam spotu olduğunu;

- Balkondan Akdeniz’e ayağınızı sokabilir, sabah ilk duşunuzu sonsuz maviliklere dalarak alabilirsiniz. Aman balon balıklarına dikkat, siz bizim için değerlisiniz ‘’ARIRBNB’’

Neyse şimdilik bu kadar çakma fütürizm yeter. En azından kaygılarımızı ve merakımızı bir şekilde dile getirdik. Şimdi gerçek hayata dönelim birazda.

DEĞİŞMEZ
İsviçreli bilim adamlarına göre yeni sürüm profesyonel Türk Turizm yöneticisinin en çok kullandığı ilk kelime;

Çok Yoğunum”
Uzun yıllara varan bu araştırmaların sonuçlarına çok güveniyorum. Zira saha araştırmalarında bizzat bulundum, canlı şahidiyim yani. Hep yoğunuzdur, hep toplantımız vardır ve hep bir meşguliyet, hep bir olağanüstü hal durumu söz konusu bizim cenapta. Örneğin;

- Toplantım var çok yoğunum
- İşim var çok yoğunum
- Patron geldi, yönetim kurulu toplanacak çok yoğunum
- Patagonya’dan misafirlerimiz var çok yoğunum
- Bakanlığın denetlemesi var çok yoğunum
- Pandemik durumlar malum çok yoğunum
- Grup girişi var çok yoğunum
- Sorunlu bir misafir var çok yoğunum
- Sezon başladı çok yoğunum
- Sezon kapanışı var çok yoğunum
- Fuar sezonu geldi çok yoğunum
- Kriz var çok yoğunum
- İngiliz sağlık bakanı açıklama yapacak, ardından da Lavrov’u takip edeceğim çok yoğunum
- Zoom’um var çok yoğunum ( bu yeni girdi hayatımıza )

Ama aslında demek istedikleri; Yan otelin genel müdürüyle balık yemeye gideceğim bana bulaşma, ofiste biraz kafa dinleyip internet de sörf yapacağım aman deyim benle dalaşma, satış müdürünün odasında kahve içip fal baktıracağım lütfen yanaşma,  hazır patron Ankara’dayken birkaç saatliğine golf sahasında iki topa abanmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamak istiyorum yalvarırım karışma, Kanada’da okuyan kızımla görüntülü sohbet yapacağım sakın ama sakın bana sarma, borsayı takip edeceğim arada 1 saat de ofiste kestireceğim, sonra banka kredisine başvurup ardından da departman müdürleriyle geyik muhabbeti yapacağım aman deyim kıpraşma.

Fazla söze ne hacet?

ASLA AMA ASLA DEĞİŞMEZ
Bir kısım DUAYEN ve nevi şahsına münhasır özel karakteri en başından tenzih etmekte fayda görüyorum. Neme deyim laf durup dururken güzel ruhları incitmesin, üzülürüm sonra.

Şimdi tanımlayacağım model farklı yönetim ve davranış biçimlerine sahip, aşağılama ve küçümseme refleksleri çok gelişmiş, yıllar içerisinde çalıştığı birkaç ciddi markanın üzerinden kendini tanımlayan nevi şahsına münhasır bir yaşam formu.

Belirgin özellikleri ise çok ama çok enteresan trip ve kaprislere sahip olmaları.

İyi İngilizce konuşurlar ya da öyle olduğunu iddia ederler, her 20 kelimenin sadece 3’ü Türkçedir, samimi ve anprofeşınıl tavırlara hiç tahammülleri yoktur, tanıdıkları netvörkleri çoktur, çaktırmadan aşağılar ve küçümserler, Bizans oyunları konusunda kendilerini çok geliştirmişlerdir, eğitimlidirler falan.

Ama tüm bu enteresan özelliklerinin haricinde en kötü tavırları her yeni başladıkları görevde ya da atamada bir önceki ekibi ya da yöneticiyi kötülemek, tü kaka moduna sokmak, orada gelmiş, geçmiş ya da mevcutta kim varsa GERİZEKALI oldukları konusunda söylem geliştirmek ve sürekli dillendirmektir.

Onları tanımak için bazı belirgin genel tavırları iyi gözlemek lazım. Mesela aşağıdakine yakın bir takım standart söylemleri vardır.

-Şimdi arkadaşlar buralar önceden dutluktu, ben geldim Centrıl Park kıvamında güllük gülistanlık hale dönüştü. Öyle düşünün yani. Siz yıllarca hiç bir halt etmemişsiniz. Hatta bitkisel hayata geçmiş kültür mantarından hallice bir yaşam sürmüşsünüz. Bir numara yapmamışsınız anlayacağınız, kös kös oturmuşsunuz. Hatta Allah belanızı vermiş ama size tebliğ etmemişler. Ammaaa bundan gayrı BEN muhteşem ve benzersiz bir konsept (!) ile tesise bir dolu yenilik getirecek, satışları patlatacak, ortalığın anasını ağlatacak ve alayınızı dumur edeceğim. Göreceksınızzzz.

Elbette doğrusu, görmek, gözlemlemek, dinlemek, not almak ve ona göre strateji üretmek. Ama nerde, bizim memlekette işte bu tavır asla ama asla değişmez.