Kaldığımız yerden…


Tarih yazıyor şu an. Ve biz de tarihe tanık oluyoruz. Bir muadili veya benzeri olmayan bir kriz ile karşı karşıyayız. Her gün, her saat yaptığımız toplantılarda sürekli aynı şeyi konuşuyor ve düşünüyoruz. Her dakikamız onunla geçiyor.

Ne zaman bitecek? Ne kadar sürecek?

Bunlar, hep bir insan olarak merak ettiğimiz soruların en başında yer alıyor.

Ama hepimizin ortak bir kanısı söz konusu. Evet, eninde sonunda bir şekilde bu süreç de bitecek. Ama Mayıs, ama Eylül, ama 2021.

Hepsi bir bilmece bizim için. Şu anki süreçte beklemekten ve önlem almaktan başka herhangi bir çaremiz yok ne yazık ki.

Başka sektörler gibi mevcudiyeti korumak adına turizm sektörü temsilcileri olarak farklı farklı önlemler aldık diyelim kısa ve orta vadeli.

Peki, süreç bitince ne olacak?

Otellerin, acentelerin, çözüm ortaklarının çalışma stratejilerini nasıl değişim gösterecek?

Alışılagelmiş seyahat rotaları hangi yönde düzenlenecek? Değişimler hangi ülkelerde etkin olacak?

İnsanların ve ülkelerin ekonomik seviyeleri ne durumda olacak?

Ekonomik seviyeler düzeldi diyelim insanlar psikolojik olarak seyahat etmeye müsait olacak mı?

Ekiplerin, işletmelerin mağduriyetleri nasıl toparlanacak?

Hep meslektaşlarımız ile konuşmalarımızda turizm bir kriz daha görürse altından kalkamaz derdik. Bu sefer global olarak son 50 yılda eşi benzeri olmayan bir kriz geldi çattı kapıya. Tabiri caizse kapıyı kırdı.

En akılcı çözüm galiba bu zamanda beyin fırtınası yapmak.

Her bireyin yapmış olduğu gibi bizler de hem ekiplerimiz, hem işletmelerimiz ve bu kadar yıldır emek ve gönül verdiğimiz sektörümüz için bunu yapmak durumundayız.

Bu gibi kriz durumlarında yaşanılan krize benzer vuku bulmuş kriz örneklerini irdelemek hem makro hem de mikro açıdan işletmelerimize ve sektörümüze fayda sağlayabilir. Tabi ki her bir kriz ortamının kendi içinde alt bileşenleri ve farklılıkları söz konusudur. Ülke, zaman, insan davranış özellikleri, sebepler, sonuçlar, alışkanlıklar, üretim, tüketim, psikoloji gibi değerler etkilidir.

İlk aralık ayında Uzakdoğu pazarında faaliyet gösteren acentemizden Koronavirüs salgınının adını duyduğumda 2003 yılında bu kadar global olmasa da derin yaralar açan SARS salgınındaki durum tekrar gözümün önüne geldi. Uzakdoğu pazarından aldığımız grup iptallerimiz, acentelerimizin açığı kapatmak adına yeni pazar arayışına girmeleri, fiyat ve pazarlama politikalarımızdaki değişiklikler vs.

Bu kadar global bir kriz olmasa da Sars örneğindeki turizm önlemleri bu kriz ile baş etmede örnek alınabilir mi?

Sars dışında sanıyorum son 50 yılda benzer özellikleri olabilen bir benzeri daha yok yaşadığımızın.

Peki o dönemde neler yapmıştık? Şimdi neler yapmalıyız? Pandemi bitince nerden başlayacağız? Soruları sürekli aklımda.

Sars döneminde salgın bölgesi tüm otellerde çalışanların ve misafirlerin sağlığı ilk öncelik olarak baz alınmıştı. Zorunlu olmayan seyahat konusunda uyarı yapılmasına rağmen o dönemki konaklama doluluk verilerinde %57-82 arasında bir düşüş yaşanmıştı. Genelde konaklama sektöründe tüm işletme politikaları satış hedefleri üzerinden kurulduğu için, yaşanılan her düşüşün tüm işletme yapısına etkisi olmuştu. Tüm fiyatlar revize edilmiş, iç pazar ve şirket konaklama çalışmalarına ağırlık verilmişti.

İçinde bulunduğumuz pandemi rutininde en başta konaklama tesisleri olarak çalışanlarımızın ve misafirlerimizin sağlık ve güvenliğini sağlamalıyız.

Bu sürecin en sağduyulu hali ile geçmesini bekleyeceğiz.

Pandemi bitince nasıl bir tablo ile karşılaşacağız? Hangi pazarlama stratejileri ile aldığımız büyük cari açığı kapatma çabası içinde olacağız? Tekrar aynı kalifiyeli ekiplerimizi bir araya nasıl getirebiliriz? İnsanların seyahat alışkanlıklarındaki değişikliğe göre arzı sunabilir miyiz? Türkiye’nin önemi ve turizm planlarındaki yeri ? İnsanların ekonomik alım güçleri ne seviyede olacaktır? 

Bu sorulara cevap arayarak o döneme motivasyonu ve umudu yüksek bir şekilde tedbirli hazırlanmak en iyi yollardan biri olacaktır.

Yorum Yap!

antalya escort antalya escort