Peki, ya sonra?

Peki, ya sonra?

Peki, ya sonra?

15 Şubat 2020 Cumartesi

Bir önceki yazımızın üzerinden geçen 1 ayda, 2019 yılına ait rakamlar açıklandı ve beklediğimiz gibi kayda değer bir artış ile Türk turizminin “istatistiksel” olarak iyi bir yıl geçirdiği tescillendi. 49 milyon olan tahminimizi 52 milyon olarak düzeltirsek, %14 büyüme ile yükselişimiz devam ediyor.

Geldiğimiz bu noktayı küçümsemeden, bundan sonra neler yapılmalı sorusunu cevaplamak istiyorsak, önce bu “istatistiksel” başarının ne kadarının ciddiye alınması gerektiğini birkaç örnekle açalım. Gelen bu 52 milyon ziyaretçinin yaklaşık 7 milyonu yurtdışında yaşayan Türkler, yani memleket ziyaretinde bulunan gurbetçiler. Rusya ve Almanya’dan sonra en büyük üçüncü pazarımız, gelmeleri için pek bir çaba sarfetmediğimiz Bulgaristan. Ülkenin başkentinden bile fazla yabancı ziyaretçi girişinin gerçekleştiği kapı Artvin. Bunların bir katkısı yok demiyorum, elbette var, ama ileriye dönük yapıcı ve etkin bir turizm stratejisi belirlerken fazla bir katma değerinin olmadığı açık.

Şimdi dönelim başarımıza. Bir kısım işletmecinin halen düşük fiyatlardan şikayet edebileceğini unutmuyoruz, ancak yapılan kontratlardan gördüğümüz gibi, yolcu artışının yaşandığı son 3 yılda otel fiyatları da düzenli olarak arttı. Buna kurda yaşanan yaklaşık %60’lık artış da eklendiğinde, kriz yıllarının hemen ardından toparlanma adına iyi bir katkının olduğu çok açık. Ticari dengeyi bozmadan, fiyat artırırken yolcu sayısını da artırabilmekse asıl gurur duyulacak başarı.

Peki bundan sonra bu başarıyı daha da ileriye taşıyabilir miyiz?

Turizm ve seyehat ile ilgili dinamiklerin çok hassas ve her an değişebilir olduğunu unutmadan, “Force Majeure”, mücbir sebepleri şimdilik resme dahil etmezsek, evet bu yükseliş trendi bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Ama bu artış bizi heyecandıracak kadar büyük olur mu, işte benim kafamı kurcalayan asıl soru bu. Geldiğimiz nokta aslında tam olarak bir eşik, bunu aşmak suyun doğal akışı ile pek mümkün olmayacak bir durum.

Çünkü biz bu rakamlara koşarken elimizdeki en popüler ürünü sattık, Deniz – Güneş – Kum temasında All Inclusive ve paket tatil, son iki yılda Haziran ortasından Ekim sonuna kadar sahil bölgelerinde tek bir boş yatak bırakmadı. Bu yıl da aynı artışı yakalamak için gerekli ilave talep yine bu konsept için olacaksa, artık yaz aylarında bu talebi karşılayacak ne pek fazla boş yatağımız var ne de yüz akıyla bu yoğun talebin altından kalkacak altyapımız. En azından yüksek sezon için, “Yeter artık turist gelmesin” diyen İspanyol turizmi şımarıklığını yaşamamıza çok az bir zaman kaldı.

Demem o ki, eğer daha ileri hedeflerimiz varsa, ki açıklanan hedefler hayli iddaalı, önceki yazımda da söylediğim gibi bize gerekli olan “mevcut ürün-müşteri profili ile mümkün olmayan, yeni, yaygın ve etkili formüller”.

Ülkede turizm yatırımı dediğimiz altyapının neredeyse tamamı İstanbul şehir otelleri ve Kuşadası – Alanya arası sahil şeridi. İstanbul için transit yolcu sayısı aldatıcı olmasın, otel dolulukları halen arzu edilen düzeyin çok gerisinde ve şimdi de virüs etkisi yeni gündem. Yüzlerce yıl neredeyse dünyanın merkezi olmuş, tarihe yön vermiş bir şehrin bugün hakettiği yerin çok uzağında, sıradan Avrupa şehirlerinden bile daha az ziyaret edilen bir konumda olması çok acı. Faydası için çuvaldızı kendimize batıralım, bunda şehircilikten konjonktürel dalgalanmaya, halk-ziyaretçi uyumundan güvenliğe, tanıtımdan ürün çeşitliliğine kadar tamamı kendi eksikliğimiz veya hatamız, üzerinde çalışmamız gereken birçok sebep var. Bu yüzden İstanbul Turizmi ayrıca üzerinde durulması gereken çok büyük bir proje.

Yatırımların ağırlığı olan sahil şeridine gelelim, maalesef onca büyük masrafa rağmen bu tesislerin kış için sunabildiği cazibe çok kısıtlı. Bunu sektör de kabullenmiş olacak ki, değil Ege, Alanya veya Kemer, bu kış Side veya Belek’te bile kapanan tesis sayısı beni çok şaşırttı. Evet, iklim veya okul tatili gibi bazı sınırları aşamayız ancak en basitinden bir yağmurda bile misafirleri ağırlayacak genel mekanların yokluğu o büyük yatırımların vizyonu konusunda temel soruna işaret etmekte. İmkanı varsa yenilenebilecekler veya yeni yatırımlar unutmamalı, şimdi asıl sınav, müşterinin düşük sezonda tesisi tercih etmesi. Basit hamam – sauna kolaylığından daha ötede görkemli bir spa hizmeti, tesise yakın bir yürüyüş parkuru, spor aktiviteleri için uygun alanlar, mümkünse kapalı saha veya salonlar, kışın azaltılan değil tam aksine yaz aylarından daha etkili bir animasyon ekibi ilk aklıma gelenler. Kışın doğal olarak düşen fiyatların yanında bu maliyetler korkutucu gibi dursada, tesisin 12 aylık verimli bir döngü içine girmesinin avantajı elbette çok büyük. Charter uçuş desteği gibi bir süre denenen devlet teşviği de, sadece kış ayları için uygulanırsa mutlaka çok etkili olacaktır. Sonuçta milli gelirden istihdama kadar önemli bir etkisi olan turizmin kış ayları için kamuyu bu desteği karşılığında zararlı çıkarmayacağı çok açık.

Zamanında faydalı bir karar alınmış ve yıldız için toplantı salonu koşulu aranmış, bu sayede hiç akla gelmeyecek tesislerde bile önemli bir etkinlik potansiyeli mevcut. Şuan için bunun asıl faydasını uygun fiyatlar ile kış aylarında kamu grupları ve yerli etkinlikler görüyor olsa da bence üzerinde çalışılabilir çok etkili bir potansiyel, kongre turizmi. Bunun gibi spor turizmide zaten başka bir umut ışığı.

İlerisi için projeler adına bu kadarı mevcut yaygın altyapı ile başlanması gereken işler. Belki de asıl katma değeri sağlayacak “yeni formüller” diğer bir yazının konusu olsun.

Özgür ACAR

Elefti Travel

ozgur.acar@elefti.com
15.02.2020



Yorumunuz:


Sitemizde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Tourism Today’e aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Copyright © 2006 - 2019 - Tüm hakları saklıdır. Tourism Today
VERACONN