Turizm Haberleri
TT29 Eylül 2026 Salı
TT29 Eylül 2026 Salı
Tourism Today haber arşivi 2013

Sayıştay kıyı bölgelerindeki yağmanın raporunu hazırladı

3 dk okuma

Sayıştay’ın raporuna göre Ege, Marmara, Karadeniz, Akdeniz ve Adalar’da 8 bin kilometreyi bulan kıyılardaki kaçak ve çarpık yapılaşmada sadece özel kişilerin değil devletin de rolü var. İşte o çarpıcı rapor: 8 bin kilometre kıyı: Türkiye’nin kıyı uzunluğu Karadeniz’de 1785, Marmara Denizi’nde 1089, Ege Denizi’nde 2805, Akdeniz’de 1577 ve bütün adalarda ise 1067 kilometre. Kıyı mevzuatı yetersiz: Kıyı mevzuatı Türk hukuk sistemine ilk olarak 1926’da girdi. Kapsamlı düzenlemeler 1970’li yıllarda yapılırken 1982 Anayasası’nda kıyıların korunması ve kullanımı anayasal güvenceye alındı. 1984 yılında 3086 Sayılı Kıyı Kanunu yürürlüğe girdi. Bütüncül bir kıyı mevzuatı yok. Yasal düzenlemeler kıyıdan ne kadar uzaklıkta hangi tür yapılaşmalara izin verileceği konusuna yönelik. Denetleyiciler de yağmalarsa! Özellikle kıyılardaki uygulamaları denetlemekle görevli kurumların da kıyı mevzuatına aykırı uygulamalar yapması, denetimi kötü etkiliyor. Doğal yapı bozuluyor: Kıyılardaki işgal sadece haksız kullanım değil, birçoğu aynı zamanda kıyının doğal yapısını da bozan eylemler. İşgallerin artması, bu alandaki denetimin yetersizliği yanında, tespit edilen ecrimisil miktarlarının da caydırıcı olmadığını ortaya koymakta. Devlet de yağmalıyor: Yalnızca özel kişi ve işletmeler değil, kamu kurum ve kuruluşları da kıyıları usulsüz, doğal yapıya zarar verici, eşit ve serbest yararlanmayı sınırlayıcı şekillerde kullanıyor. Yoğun yapılaşma var: Kıyılar sanayi ve turizm yatırımı, su ürünleri üretimi, konut, liman, iskele yapımı gibi değişik amaçlarla kullanılıyor. Sonuçta yoğun yapılaşma nedeniyle doğal yapının bozulması tehlikesi var. Bu da yakın gelecekte hem turizm gelirleri hem de su ürünleri yönünden ekonomi için risk. Ayrı bir yönetim: Bütüncül bir kıyı mevzuatı yok. Yasal düzenlemeler kıyıdan ne kadar uzaklıkta hangi tür yapılaşmalara izin verileceği konusuna yönelik. Kıyı alanlarına özgü ayrı bir yönetim modeli oluşturulmalı. Yetki anlaşmazlığının giderilmesi için bu alanlarda kullanım, planlama, onaylama ve görüş bildirme tek çatı altında toplanmalı. Kıyı kenar çizgileri: Kıyı alanlarında planlama ve uygulama için ilk ve zorunlu unsur olan kıyı kenar çizgilerinin (KKÇ) tespitinde sorunlar var. Kıyıların ne kadarında KKÇ tespiti yapıldığına ilişkin güncel bilgi yok. Yazışmalarla zaman geçiyor: Tespit edilen kıyı ihlalleri zaman alan yazışmalara konu olmakta, bu eylemler hakkında genelde işlem yapılmamakta. Başlangıç aşamasında önlenemeyen bu tür eylemlerin sonradan kaldırılması son derece güç ve masraflı. Usulsüzlüğün tespiti: Kıyılarda düzenli denetim yapılmıyor. Doğal yapıyı bozan usulsüz eylemlerin hangi bölgelerde yoğunlaştığı, nedenleri, artma veya azalma eğilimleri bilinmemekte, etkili önlemler almak için politika belirlenememekte. Ecrimisil sıkıntısı: Devletin tasarrufunda bulunan kıyı alanlarındaki yasal olmayan uygulamaların ecrimisil alınarak sürdürülmesi, bu alanların yeterince korunamadığının ya da gelir elde etmek amacıyla işgallere göz yumulduğunun bir göstergesi olarak algılanmakta. Üst ölçekli planlar yapılmalı: Kıyıların özellikleri ve hangi kullanımlara uygun olduğu tespit edilerek üst ölçekli planlar üretilmeli. İlgili kurumların, planlama aşamasında doğru kararlar almasına olanak veren, kıyıların bütün özellik ve önceliklerini gösteren bir bilgi sistemi oluşturulmalı. Turizm alanlarına öncelik: Özellikle turizm açısından önem arz eden ve yerleşimin yayılma ihtimali bulunan bölgelere öncelik verilerek KKÇ tespitleri tamamlanmalı. Bilim adamlarına görev: KKÇ tespitlerinin sağlıklı yapılabilmesi amacıyla, bilim adamlarının da görüşü alınarak su hareketlerinin oluşturduğu alanların doğal sınırlarının belirlenmesine ilişkin bilimsel kriterler tespit edilmeli. (Radikal)

Bu haberi paylaş

İlgili Haberler