Bir destinasyonu tanıtmak için milyonlarca avroluk reklam bütçelerine gerçekten ihtiyaç var mı? Reklamcı dostlar biraz kızacak ama artık stratejiyi biraz değiştirmekte fayda var.
Türkiye'nin en yakın rakibi İspanya'nın son yıllardaki başarısı, bu soruya oldukça çarpıcı bir yanıt veriyor. Çünkü bazen milyonlarca turistin seyahat kararını değiştiren şey bir reklam filmi değil; Netflix'te izlenen bir dizi, sinemada izlenen bir film ya da sosyal medyada paylaşılan birkaç dakikalık etkileyici bir sahne olabiliyor.
Artık turizm sektörü yeni bir pazarlama gerçeğiyle karşı karşıya... İnsanlar önce ekranlarda âşık oluyor, sonra bavullarını hazırlıyor. Günümüzde hikâyeler destinasyonlardan daha güçlü hâle geldi. Seyahat motivasyonları son yıllarda büyük bir değişim gösterdi. Turistler artık yalnızca güzel bir plaj ya da tarihi bir yapı görmek istemiyor. İzledikleri hikâyenin içine girmek, kahramanların yürüdüğü sokaklarda dolaşmak ve o atmosferi birebir deneyimlemek istiyor. Bu eğilim, literatürde "film turizmi" ya da "screen tourism" olarak tanımlanıyor ve artık destinasyon pazarlamasının en etkili araçlarından biri olarak kabul ediliyor. İspanya doğru bir stratejiyle bunu bir turizm politikasına dönüştürdü. İspanya'nın başarısı tesadüf değil.
Neler mi yaptı? Hadi sıralayayım. Game of Thrones, House of the Dragon, Money Heist (La Casa de Papel), The Crown, Black Mirror ve çok sayıda uluslararası yapımın çekim merkezi hâline gelen ülke bunu yalnızca sinema sektörünün başarısı olarak görmedi. Turizm politikalarının bir parçasına dönüştürdü.
Spain Film Commission tarafından geliştirilen Spain Screen Tourism ve Spain Screen Grand Tour projeleri sayesinde ziyaretçiler, filmlerin ve dizilerin çekildiği rotaları dijital platformlardan planlayabiliyor; şehirler ise bu ilgiyi ekonomik değere dönüştürüyor. Örneğin Sevilla'daki Real Alcázar Sarayı, Navarra'daki Bardenas Reales ve Almería'daki Tabernas Çölü, Game of Thrones sonrasında dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerin uğrak noktaları hâline geldi.
Rakamlar hikâyenin gücünü doğruluyor
İspanya, 2025 yılında yaklaşık 96,8 milyon uluslararası ziyaretçi ağırlayarak tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Aynı yıl uluslararası turizm gelirleri 134,7 milyar avroyu aşarak yeni bir rekor kırdı.
Elbette bu başarının tek nedeni film turizmi değil. Ancak ülkenin uluslararası görünürlüğünü artıran en önemli araçlardan biri olduğu konusunda sektörün görüş birliği bulunuyor. Akademik araştırmalar da bunu destekliyor. Özellikle Game of Thrones çekimlerinin gerçekleştirildiği bölgelerde ziyaretçi ilgisinin belirgin şekilde arttığı, çevrim içi yorumlarda diziye yapılan atıfların destinasyon algısını güçlendirdiği ortaya konuyor.
Artık hikâyeler destinasyon yaratıyor
Türkiye'nin elindeki potansiyel çok daha büyük, Türkiye bu yarışa oldukça avantajlı başlıyor. Elimizdeki zenginlikleri yazarsak güzel atlar ülkesi Kapadokya İlk aklıma gelen oldu. Yeditepeli İstanbul, Antalya, Mardin, Pamukkale, Efes, Safranbolu, Nemrut, Kaş ve Fethiye gibi onlarca destinasyon, doğal birer film platosu niteliğinde. Üstelik Türk dizileri bugün Latin Amerika'dan Orta Doğu'ya, Balkanlar'dan Güney Asya'ya kadar yüz milyonlarca izleyiciye ulaşıyor. Bu büyük görünürlüğü yeterince turizm değerine dönüştürebiliyor muyuz? Ne yazık ki henüz hayır.
Bugün Türkiye'de birçok uluslararası yapım çekiliyor; ancak bu yapımların ardından oluşturulan resmi gezi rotaları, dijital deneyimler, tematik turlar ve destinasyon hikâyeleri oldukça sınırlı kalıyor. Oysa film turizmi yalnızca otelleri doldurmaz, yerel restoranları hareketlendirir, müzeleri görünür kılar ve rehberlik hizmetlerini geliştirir. Bir yandan da küçük işletmelere yeni gelir alanları açar. Ve en önemlisi, destinasyon markasını dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanın zihnine hiçbir reklamın sağlayamayacağı kadar güçlü biçimde yerleştirir.
Ez cümle geleceğin rekabeti ekranlarda başlayacak. Yapay zekâ, dijital platformlar ve küresel içerik üretimi çağında destinasyonlar artık yalnızca doğal güzellikleriyle değil, anlattıkları hikâyelerle rekabet ediyor. İspanya bunu yıllar önce fark etti ve hikâyelerini ekonomik değere dönüştürdü.
Türkiye ise güçlü doğal mirası, uluslararası başarısı kanıtlanmış dizi sektörü ve benzersiz kültürel çeşitliliğiyle bu alanda çok daha büyük bir sıçrama yapabilecek potansiyele sahip.
Bazen bir destinasyonu milyonlarca kişiye tanıtmanın en etkili yolu, ona bir reklam filmi çekmek değil; insanların unutamayacağı bir hikâyenin parçası hâline getirmektir. Turizmin geleceğinde şampiyon kim mi olur? Ihalelerle en güzel manzaralara sahip olanlar değil; o manzaraları hafızalara kazıyan hikâyeleri anlatabilenler kupayı alacak.
Işık TUNÇEL

