Her Şey Dahil başarı mı bağımlılık mı?
Her şey dâhil sistemini yeniden kurgulamalı mıyız? Büyüklü küçüklü bütün otellerin aynı veya benzeri konsepte olmasını sorgulama zamanı gelmedi mi? Alkol tüketmeyen veya daha az yemek yiyen misafirin, yüksek tüketim yapan misafirle aynı bedeli ödemesi ne kadar adil?
Finansal piyasaları takip edenler iyi bilir: Yatırım danışmanlarının en sık tekrarladığı ilkelerden biri, "Bütün yumurtaları aynı sepete koymayın" sözüdür. Yatırımları farklı araçlara dağıtarak riskin dengelenmesi önerilir.
Bu yaklaşım, tek bir yatırım aracının olağanüstü kazanç sağladığı dönemlerde daha yüksek getiri fırsatının kaçırılmasına yol açabilir. Ancak çeşitlendirmenin temelinde yalnızca ne kadar kazanılabileceği değil, ne kadar kaybedilebileceği de vardır. Bu nedenle çeşitlendirme her zaman en yüksek kârı sağlamasa bile yatırımcıyı büyük ve telafisi zor kayıplardan korur.
Türk turizmini bu açıdan ele aldığımızda yüzleşmemiz gereken bir gerçekle karşılaşıyoruz: Yumurtaların büyük bölümü uzun yıllardır aynı sepette duruyor.
Sepetin içinde ne var
Özellikle kıyı bölgelerimizdeki büyük ölçekli konaklama kapasitesinin büyük bir bölümü her şey dâhil sistemiyle çalışıyor. Bu modelin dışında kalan tesislerin sayısı ve toplam kapasite içindeki payı oldukça düşük. Yeni yatırımlarda da benzer eğilim sürüyor; daha büyük oteller ve her şey dâhil konseptini yeniden tanımladığını belirten projeler sektöre yeni yatak kapasitesi eklemeye devam ediyor. Başka bir ifadeyle sepet büyüyor, fakat içeriği aynı kalıyor. Bu arada uluslarası zincir otellerin artmasını çok olumlu buluyorum.
Kabul etmeliyiz ki her şey dâhil sistemi Türk turizmine çok önemli katkılar sağladı. Türkiye'nin uluslararası pazarlarda rekabet gücü kazanmasında, milyonlarca turiste ulaşmasında ve Akdeniz kıyılarında güçlü bir turizm ekonomisi kurulmasında bu modelin payı büyük. Başarısını kanıtlamış bir sistemi bütünüyle inkâr etmek ne gerçekçi ne de adil olur.
Burada tartışılması gereken konu, başarılı bir modelin zamanla turizmin neredeyse tek seçeneği hâline gelmesidir.
Geçmiş başarı gelecek garantisi değil
Geçmişte sürekli kazandıran bir yatırım aracının gelecekte de aynı sonucu vereceğinin garantisi olmadığı gibi turizmde de dünün başarısı yarının güvencesi değildir. Misafir profili değişiyor; insanlar kalıplaşmış paketlerin yanında daha özgün ve kişisel deneyimler arıyor. İklim koşulları ağırlaşıyor, su ve enerji maliyetleri artıyor, nitelikli personel bulmak zorlaşıyor ve bazı destinasyonların taşıma kapasitesi sınırlarına yaklaşıyor. Buna rağmen dünün başarılı modelini daha da büyüterek ve ağırlıklı olarak yatak sayısını artırarak yol almaya çalışıyoruz.
Bugün sektörümüz açısından temel soru şudur: Türkiye daha fazla yatak mı üretmeli, yoksa mevcut kapasitesinden daha yüksek katma değer mi yaratmalı? Gerçek başarı yalnızca ziyaretçi, yatak ve geceleme sayılarıyla ölçülemez. Asıl hedef, mevcut kapasiteden daha fazla değer üretmek ve bu değeri yerel ekonomiye daha güçlü biçimde yansıtmak olmalıdır.
Artan kapasite beraberinde yalnızca turist getirmiyor; su ve enerji tüketimini, trafiği, altyapı ihtiyacını ve atık yükünü de artırıyor. Otellerimiz büyürken destinasyonlarımızın yolları, arıtma tesisleri, su kaynakları ve sosyal yaşamı aynı ölçüde geliştirilemezse büyüme sürdürülebilir olmaktan uzaklaşıyor.
Ne yazık ki toplum olarak, sorunlar ortaya çıkmadan önlem almak yerine çoğu zaman kriz derinleştikten sonra müdahale ediyoruz. Dere yataklarındaki yapılaşmaya sel felaketi yaşanana kadar göz yumuyor, bir bölgedeki inşaat yoğunluğunu trafik kilitlenene ve sorunlar içinden çıkılmaz hâle gelene kadar artırabiliyoruz. Ardından uzun vadeli planlama yerine günü kurtaran geçici çözümlere yöneliyoruz.
Turizmde duvara çarpmayı beklememeliyiz
Çözüm, her şey dâhil sistemi ortadan kaldırmak değildir. Çözüm, bu modeli daha dengeli bir turizm ekosisteminin parçalarından biri hâline getirmektir. Sistem varlığını sürdürürken şehir, kültür, gastronomi, sağlık, spor, doğa, kırsal turizm, kongre turizmi ve uzun süreli konaklama gibi alanlar güçlendirilmeli; oda-kahvaltı, yarım pansiyon, butik otelcilik ve yerel esnafla entegre çalışan modeller teşvik edilmelidir. Bu çeşitlilik ürünle sınırlı kalmamalı; turizm geliri birkaç kıyı şehrine, birkaç yaz ayına, sınırlı sayıdaki kaynak pazara ve tek bir konaklama modeline bağımlı bırakılmamalıdır. Coğrafi dağılımı, sezonu, hedef kitleyi ve yatırım ölçeğini de çeşitlendirmek zorundayız.
Böyle bir dönüşüm, turizm gelirinin toplumun daha geniş kesimlerine yayılmasını sağlar. Turizm modeli, misafirin otel dışına çıkarak yerel restoranları, esnafı ve bölgenin kültürel değerlerini deneyimlemesini teşvik etmelidir. Yıllardır özlemini duyduğumuz tablo bu değil mi? Turizm otel duvarları içinde kaldıkça yerel ekonomiye ve topluma sağlayabileceği katkı sınırlı kalıyor.
Başarı ölçütlerimizi de değiştirmeliyiz. Yalnızca turist sayısını ve doluluk oranlarını artırmayı hedeflemek yerine kişi başı harcama, yerel ekonomide kalan pay, kaynak tüketimi, çalışanların refahı, misafir memnuniyeti ve bölge halkının turizme yaklaşımı da temel performans göstergeleri arasında yer almalıdır.
Çünkü sürdürülebilirlik yalnızca doğayı korumak değildir; ekonomik, çevresel ve toplumsal dengeyi ortak akılla kurabilmektir.
Türkiye; denizi ve güneşinin yanı sıra tarihi, mutfağı, kültürel zenginliği ve nitelikli insan kaynağıyla tek bir turizm modeline bağlı kalmayacak kadar büyük bir potansiyele sahiptir. Ülkemizin ulaşım avantajları ve sahip olduğu değerler, akılcı ve stratejik planlamayla en verimli şekilde değerlendirilmelidir. Bunun için bütün paydaşların katkı sunduğu, ülke genelini kapsayan bütüncül ve siyasi ortamın değişmesi durumumunda bile değişmeyecek bir planlama yapılmalı; belirlenen hedefler taviz verilmeden, kararlılıkla ve uzun vadeli bir anlayışla uygulanmalıdır.
Karar aşamasındayız
Geçmişte kazandıran aynı sepete daha fazla yumurta doldurmaya devam mı edeceğiz, yoksa riskleri bugünden görerek turizmimizi daha dirençli, çeşitli ve dengeli bir temele mi oturtacağız?
Çünkü uzun vadeli başarı; en büyük tesisi yapmak, en kalabalık grupları ağırlamak veya otellerin kapasitesini arttırmak değildir. Her şey dâhil, oda-kahvaltı ya da yarım pansiyon konseptiyle hizmet veren; büyük veya küçük, üç, dört ya da beş yıldızlı tüm otellerimiz planlı bir sayıda olsun ve bir denge kurulsun.
Asıl maharet; kaynakları tüketmeden, şehirleri boğmadan, çalışanları yıpratmadan ve yerel değerlerle bağı koparmadan turizm gelirini ve toplumsal faydayı uzun yıllara yayabilmektir.
İbrahim ÇELİK
İlgili Haberler

Laodikeia'nın eksik kalan imzası: Traian Çeşmesi, yeniden su ile buluşsun
Laodikeia'nın eksik kalan imzası: Traian Çeşmesi, yeniden su ile buluşsun

14 yıl aradan sonra yeniden “Merhaba”
Tourism Today'in kurucuları arasında yer alan deneyimli gazeteci Mustafa Yiğit,

Çeşme’de turizmi sezonun ötesine taşımak: Bluefin Fest
Her yıl olduğu gibi yaz aylarının başlamasıyla birlikte birçok kişi tatil bölgelerine akın etti. Bu destinasyonların başında da tabii ki Çeşme geliyor.

Temizlik fark edilir, mükemmellik hatırlanır!
Bir otelin kapısından içeri girildiğinde, ışıltıyı görürsünüz… Gülümsemeyi görürsünüz… Konforu hissedersiniz…


Neden dünyanın sadece 7 Harikası var?
Neden dünyanın sadece 7 Harikası var? Çünkü bu sayı listeden daha önce vardı. İyonyalılar için yedi kutsaldı ve yedi gezegen, yedi bilge, yedi kapı gibi onlarca kutsal var.

