Turizm Haberleri
TT29 Eylül 2026 Salı
TT29 Eylül 2026 Salı
Tourism Today haber arşivi 2013

Prof. Dr. Nevzat Çevik: “Kazı yoksa turist de yoktur”

7 dk okuma

Tourism Today / Tuncay Sevin Daha önce Bey Dağları Araştırma Projesi (1997-2008) ve Rhodiapolis Kazısı (Kumluca 2006-2009) ile Antalya’ya önemli katkılar veren, son olarak kurucusu olduğu Demre (Myra ve Andriake 2009-2013) kazıları ile dikkat çeken Akdeniz Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik, arkeoloji ve turizm sektörünün birlikte projeler üretmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Çevik, “Yeterince olmasa da turizm arkeolojiden yararlanabiliyor. Ama arkeoloji turizmden yeterince yararlanamıyor. Turizmciler kazılara destek verirse daha ilginç projeler yaratabilir ve daha fazla cazibe yaratabiliriz. Arkeoloji ve turizmin akıllı birlikteliğiyle bu iki sektör de çok daha güçlü ve verimli olabilir. Bunun için bazı hedeflerin ve gerçekleşme süreçlerinin ortak belirlenmesinde yarar var” dedi.

Şu an yürütmekte olduğunuz Demre (Myra ve Andriake) kazıları hakkında kısa bir bilgi verir misiniz? Demre kazıları 2009 yılında başladı. Akdeniz Üniversitesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı adına orada büyük bir ekiple kazıyoruz. Bu yıl 5. sezona başlıyoruz. Kış boyunca da, Andriake Müze Projesi kapsamında restorasyon çalışmaları devam etti. Yakın zamanda yaz çalışmalarına başlayacağız. 4 yıl gibi kısa bir sürede çok uzun bir yol aldık. Demre kazıları 4 yılın sonunda ne aşamada? Bu kazı daha ne kadar devam edecek? Kazının ne zaman biteceğini kestirmek zor. Ama daha uzun yıllar devam edecektir. Myra, Pompei gibi bir şehir. Ancak lavlarla değil alüvyonlarla örtülü. Bugünün Demresinin altı tamamen antik kent. 4-10 metre arasında değişen alüvyon dolgu altında bölgenin en önemli antik metropolü yatıyor. Klasik Çağ’dan Ortaçağ’a kadar hep önemli olmuş ve Bizans’la birlikte bölgenin başkenti olmuş olan Myra’nın derin sırları keşfedilmeyi bekliyor. Üstelik birçok dönemin kalıntılarının alüvyon nedeniyle de iyi korunmuş olduğunu tahmin ediyoruz. Kazdığımız yerlerdeki çıkan eserlerin niteliği de bunu gösteriyor. Lykia’daki, anlamını bilmediğimiz veya az bildiğimiz bilimsel sorunların, tarihin karanlıklarının bir kısım yanıtını buradaki kazılarda bulabileceğimizi düşünüyoruz. Bu şehir son bin yıldır alüvyon altında. Soyulmadı, çalınıp çırpılmadı, yağmalanmadı. Örneğin bölgede bir şapelde kazı yaptık. Şapeldeki freskoların renkleri bile ilk günkü parlaklığında duruyordu. Bu önemli bir örnek. Toprak, şapeli ve freskoları korumuş. Demre’de daha geniş bir kazı imkanı bulmak istiyoruz. Şu an alüvyon üstü özel mülkiyet ve sera alanı. Ayrıca arazi çok kıymetli. Devlet kamulaştırmayla başa çıkamıyor. Şimdilik bölgede büyük tiyatrosu olan Myra tiyatrosunu kazıyoruz. Aynı zamanda restorasyonu için de özel çaba gösteriyoruz. Bu kazıyı daha da genişletmek için kamulaştırma bekliyoruz. Orada büyük bir cazibe alanı yaratmamız buna bağlı. Çünkü bu tiyatro 11 bin kişilik ve Aspendos’tan daha büyük bir Roma tiyatrosudur. Bu kazıyı tamamlarsak, hem bilim ve korumayı sağlamış olacağız hem de bölge turizmi açısından iyi bir etkinlik alanı da ortaya çıkaracağız. Bugüne dek Myra’da Tiyatro, şapel ve çevre kazıları, Andriake’de Granarium, Agora, Sarnıç, B Kilisesi, Sinagog, Liman Anıtları, Liman Dükkanları, Liman Karşılama Merkezi, İşlikler, Doğu Hamam, Savunma Sistemi gibi pekçok kazıyı tamamladık ve çoğunlukla restorasyonlarını da tamamladık. Su altında ve karada pekçok araştırma da yürüttük ve bu kadar kısa zaman için hatırı sayılır yayın çalışmaları gerçekleştirdik. Kültür Bakanlığı’nın onurla lanse ettiği bir prestij projesi haline getirdik. Türk turizmi elindeki arkeolojik değerleri yeterince değerlendirebiliyor mu? Evet, değerlendirebiliyor ancak daha fazlası da olabilir. Önceki yıllara göre çok iyi durumdayız. Önceden arkeolojik kazı yapan bilim insanlarının böyle bir dertleri yoktu. Onların derdi orada sadece bilimlerini yapmaktı. Yani yapılan kazılar sonucunda turizme yeni açılımlar sağlayayım, halka yeni katkılar sağlayayım, ekonomik girdiler derdim olsun, koruma kullanma dengesinde yeni bir şey öneriyim gibi kaygıları yoktu. Biz şimdi Myra’da ve limanı Andriake’de kazılar yapıyoruz. Andriake’deki bazı yapıalrın kazıları bitti, restorasyonu da bitmek üzere. Burayı müze yapıyoruz. Birisi, İS 130 yılınd ayapılmış bir Roma Liman silosu. Bu yapı restorasyon ile korunacak. Ardından müze olarak yeni bir fonksiyona sahip olacak. Bu eser artık sonsuza kadar korunacak. Müze yapmazsak sürüdrülebilir korumayı da sağlayamayız. Fantastik bir ortamda harika bir Likya Müzesi ortaya çıkacak. Devletin ve milletin harcadığı emek ve paralar karşılığını bulacak. Bu bir turizme sunma faaliyetidir. Bizim yaptığımız her iş turizme olumlu yansır. Antalya’ya en yakın Perge var. Neden turistler Perge’ye gidiyor? Çünkü kazıldığı için. Antalya’da Perge gibi birçok kent var onlara neden gitmiyorlar. Önemsiz olduğu için değil kazılmadığı için gitmiyorlar. Perge 65 yıldır kazılıyor. Kazıldığı için anıtlar ortada olduğu için insanlar burayı ziyaret ediyor. Kazı yoksa turist de yoktur. Ortaya çıkarıp onu gösterecek gezilebilecek hale getirmezseniz turist de olmaz. Çünkü göreceği bir şey olmaz ortada. Ve zaten ortaya yeterince çıkaramadığınızda bilimi ve korumayı da yapamamış olursunuz. Türkiye genelinde yapılan kazı çalışmalarını yeterli buluyor musunuz? Kazı çalışmaları hiçbir zaman yeterli olmaz. Türkiye’de binlerce antik kent var ama buna karşın onlarca kazı var. Kazı çalışmasının olup olmaması, paradan çok bilim adamı ile ilgilidir. Bir hocanın kazı yapmayı istemesi gerekiyor. İzin alıp, ekip ve para toplayıp kazı yapması lazım. Ömrünü oraya adayacak. Kültür Bakanlığı da bu tür kazıların artması için desteklerini arttırmalı. Çünkü bu kazılar Bakanlık adına yapılıyor. Devletin iyi destek vermesi beklenir. Ve son 5 yılda hatırı sayılır bir yükseliş kaydedilmiştir. Bu desteğin bekleneceği tek yer de Bakanlık değildir. Farklı yerlerden de destek olunması lazım. Bu kazılardan sebeplenen en önemli sektör turizmdir. Onun arkasından da turizm sektörünün bağlı olduğu sektörler vardır. Yani turizmden sadece otelci kazanmıyor. Birçok sektör turizmden kazanıyor. Otellerimizin yüksek niteliğinin turist gelişinde önemli etkisi olsa da, insanlar, sadece oteller için Antalya’ya gelmiyor. İnsanlar Antalya için geldiğinde otellerde konaklıyor. Sonuçta otellerin broşürlerine bakın antik kentler, kum, deniz güneş var. Turizmciler arkeolojiyi iyi değerlendirebiliyor diyebilir miyiz? Evet, turizm arkeolojiden yeterince yararlanabiliyor. Ama arkeoloji turizmciden yeterince yararlanamıyor. Turizmin bu tarihi eserlerden yararlanmasında bir sıkıntı yok. Tabi ki kazanacaklar. Ancak bu kazılara turizmciler daha fazla destek vermeli. Turizmciler de kazılara destek verirse daha fazla eser çıkarır, restore ederiz ve daha fazla cazibe yaratabiliriz. Sonuçta yine kendilerine yatrırım yapacaklar. Antik kentte iyi bir şeyler çıkarsa buradan çıkan cazibeyi turizmci ekonomiye yansıtacak. Yeni kazılar yapıldıkça ya da yapılan kazılar ilerledikçe bölgenin cazibesi daha çok artacaktır. Yeni yerler kazıldıkça yeni destinasyonlar çıkacaktır ortaya. Ben ve ekibim Beydağları’da keşif araştırması yaptık. Bölgeyi tamamen taradık. Yüzlerce antik şehir bulduk. Buraya hiçbir turist gitmiyor. Bana kalırsa orada önemli bir dağ destinasyonu yaratılabilir. İlginç rotalar çıkabilir. Kazı olmadığı halde bunu söylüyorum. Bizim ilk amacımız bilim yapmak, geçmişi ortaya çıkarmak, objeleri ve hikayelerini ortaya çıkarmaktır. Hikayeler olunca objeler anlam ve ruh taşıyor. Yaptığımız çalışmaların sonuçlarından biri de ekonomik ve turistiktir. Biz turizm olsun diye kazı yapmayız. Bilim için kazı yaparız. Ancak sonuçlardan birisi mutlaka ekonomi ve turizm olmalıdır. Bu ikisi birlikte planlanırsa birbirine baskı yapmadan ve olumsuz etki yaratmadan gelişebilir ve birbilerine maximum katkı verebilir. Antalya arkeolojik anlamda çok zengin. Bu zenginlik turisti otelinden çıkarabilir değil mi? Herhangi bir ülkeye gittiğiniz zaman neden dışarıya çıkarsınız? Çünkü ilginç ve görmediğiniz bir şeyi görmek için çıkarsınız. Onun için Her Şey Dahil’in cazibesini terk ettirecek kadar enteresan olgular sunmalıyız. Bunlar da bizde var. Doğa ve antik kentler var. İnsanları bunlara yönlendirmeliyiz. Turiste nerede ne var öğretmeliyiz. Bunu iyi anlatmalıyız ve merak uyandırmalıyız. Böylece otellerden daha fazla turist dışarı çıkabilir. Myra Andriake kazılarında, kazı ve bilim ötesinde halkla ilişkiler ve tanıtım ve popüler yayın, sergi ve konferansların yoğunluğu bizim başka bir vizyonla arkeoloji yaptığımızı göstermektedir. Bunun sosyal, ekonomik ve bilimsel karşılıklarını erkenden almaya başladık. Tarihi eserin ya da kazı yapılan bölgenin otele olan uzaklığı ziyaretçi sayısını etkilemez mi? Demre’ye yılda 500-600 bin turist geliyor. Antalya merkezden Demre’ye en az 2 saatlik bir yolculukla ulaşılabiliyor. Ama buna rağmen ve günübirlik olmasına rağmen, 550 bin turist Myra’yı ve Kekova’yı ziyaret ediyor. Neden? Çünkü orada cazip bir şeyler var. Onu görmek istiyor. Günün 6 saatini yolda geçirmeyi göze alıp geliyorlar. Antalya’da hiçbir yere bu kadar turist gitmiyor. Tarihimiz ve doğamız bu merakı uyandıracak zenginlikte. Bunu turistlere tanıtmak çok önemli. Antalya’ya 11 milyon turist geliyor. Antalya Müzesi’ne giden turist oranı yüzde 1.5 Bu çok düşük bir rakam. Fransa’da Louvre Müzesi’ni yılda 9 milyon turist ziyaret ediyor. Antalya Müzesi kötü bir müze değil. En azında 2 milyon turist gitmesi gerekiyor bu müzeye. Bana göre, Demre de daha fazlasını hak ediyor. Ama turist bir yere gidince hizmet ister. Demre’de ne yatacak bir yatak, ne de yemek yiyecek bir yer var. O yüzden bu rakam 550 binde günübirlikte kalıyor. Bu imkanları sunabilsek Demre’ye 2 milyon kişi gider. Üstelik 25 bin kişinin ziyaret ettiği Ksanthos veya 60 bin kişinin ziyaret ettiği Patara da hiç olmazsa turizmden hak ettiği nasibi alır. Turizmciler ile arkeolojik çalışma yürüten bilim adamları ortak çalışma yapabilir mi? Özellikle turizm uygulamacıları ile beraber bir takım işler yapmalıyız. Gelecek vizyonumuzu beraber kurmalıyız. Andriake’de yapılmakta olan müze yılsonunda tamamlanmış olacak. Sonuçta bunun daha organize olması lazım. Ortak bazı vizyon projeleri yapmamız lazım. Bilim de ekonomi de daha iyi kazanımlar sağlayabilir. Demre’de bana göre iyi bir turizm işletmecisi 365 gün turizm yapar. Bütün yataklarını da indirim yapmaksızın yılboyu satar. Her iki tarafın yararına olacak projeler üzerinde çalışmalıyız. Bu projeler birbirini kötü etkilemeyecek, koruyucu bir dengede birbirini destekleyecek içerikte projeler olmalıdır ki, kültürü ve doğayı koruyup uzun geleceğe aktarabilelim. Bu durumda birbirimize de vefalı davranmış olacağız. Çünkü iki şey unutulmamalıdır. 1. Turizm faktörü olmasaydı arkeoloji bu noktalara asla gelemezdi. 2. Arkeoloji olmasaydı Türk turizmi bu denli özgün farklar yaratarak bu düzeye yükselemez ve rakiplerini bu kadar kolayca alt edemezdi. Yani birbirimize borçlu olduğumuzu ve aynı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yönetilecek kadar içi içe olduğumuzu unutmayalım yeter.

Bu haberi paylaş

İlgili Haberler