İç Mimar Funda Ertosun, yaklaşık 10 yıl önce keşfettiği Iasos'ta kendi tasarladığı Kumkat Hotel ile turizme adım attı. Misafirlerinin kendilerini evlerinde hissedebileceği bir otel tasarlayan Ertosun, otelinde sunduğu dostluk ve samimiyet odaklı hizmet anlayışı ile büyük beğeni topluyor.
Tuncay Sevin / Tourism Today
Funda Ertosun, Kumkat Hotel'ın hikayesini Tourism Today'e anlattı:

İç mimarlıktan otel işletmeciliğine geçişinizi özetler misiniz?
Aslında otel işletmeciliği çocukluk hayalim değildi. Ben iç mimarım ve yıllarca farklı projelerde çalıştım. Yaklaşık 10 yıl önce Iasos'a geldiğimde bu bölgenin doğal güzelliğinden çok etkilendim. Ancak bölgenin ruhunu yansıtan, insanların gerçekten bağ kurabileceği konaklama yerlerinin eksik olduğunu hissettim. Başlangıçta amacım bir otel açmak değil, insanların kendilerini iyi hissedecekleri bir yaşam alanı yaratmaktı. Zaman içinde bu hayal Kumkat Hotel'e dönüştü.
Bugün dönüp baktığımda kendimi bir otelci olarak değil, hâlâ bir iç mimar olarak görüyorum. Sadece bu kez tasarladığım şey bir ev, bir yaşam alanı ve insanların içinde yaşayacağı duygular.

Otelinizi nasıl tanımlarsınız? Bu tesis ne vadediyor?
Kumkat Hotel, Ege'nin kalbinde sakinlik, samimiyet ve doğayla iç içe bir deneyim sunan butik bir otel. Büyük tesislerin kalabalığından uzak, misafirleriyle birebir ilgilenen bir anlayışımız var. Buraya gelenler sadece konaklamıyor; Iasos'un tarihi dokusunu, köy yaşamını ve Ege'nin huzurunu deneyimliyor.
Kumkat Hotel'in en özel yanlarından biri ise tarihle denizin iç içe geçtiği eşsiz konumu. Dünyada çok az yerde rastlanabilecek şekilde, binlerce yıllık bir antik kentin hemen yanı başında denize girebiliyor, tarihi dokunun içinde yürüyebiliyor ve aynı gün içerisinde hem kültürel hem de doğal bir deneyim yaşayabiliyorsunuz. Misafirlerimiz için bu yalnızca bir tatil değil; tarihin, denizin ve yerel yaşamın iç içe geçtiği özgün bir keşif deneyimi anlamına geliyor. Bizim vaadimiz lüks değil; samimiyet, huzur, aidiyet duygusu ve unutulmaz bir Ege deneyimi.

İç mimar olmanız bu projeyi nasıl etkiledi?
Aslında Kumkat Hotel'in hikâyesi tam olarak burada başlıyor. Eğer bu projeye bir otel yatırımı olarak yaklaşsaydım muhtemelen oda sayıları, operasyonel verimlilik ve standart otelcilik kuralları ön planda olurdu. Ben ise bir iç mimar olarak önce şu soruyu sordum: "Buraya gelen insanlar ne hissedecek?" Kapıdan girdikleri an itibarıyla içlerinden: "Keşke böyle bir evim olsaydı..." demelerini istedim. Benim için önemli olan yatak sayısı veya oda metrekareleri değildi. Bir insanın sabah uyandığında, kahvesini içerken, bahçede otururken ya da akşam sohbet ederken ne hissedeceğiydi. Bu nedenle Kumkat Hotel bir konaklama tesisinden önce bir yaşam alanı olarak tasarlandı.

Tasarım yaparken aklınızda nasıl bir atmosfer vardı?
Misafirlerimin kendilerini misafir gibi değil, ev sahibi gibi hissetmelerini istedim. Bir işletmede olduklarını unutmalarını istedim. Özgür hissetmelerini istedim. Bahçede istedikleri yere oturabilsinler, kitap okusunlar, kahvelerini içsinler, sohbet etsinler, hiçbir kurala veya resmiyete bağlı hissetmesinler... Çünkü benim için gerçek lüks, insanların kendilerini rahat hissedebilmesidir. Bugün geldiğimiz noktada görüyorum ki tasarım sırasında hayalini kurduğum şeylerin çoğu gerçekleşmiş durumda.

Bu ev hissini misafirlerde gerçekten görebiliyor musunuz?
Kesinlikle. Hatta bunu her gün yaşıyoruz. Kumkat Hotel'de kahvaltılar misafirler uyandığında masalarına servis ediliyor. Kahvaltı bittikten sonra ise çok ilginç bir şey oluyor. Misafirlerimizin büyük bölümü boş tabaklarını toplamaya başlıyor, taşıyabildiklerini mutfağa getiriyor. Kimse onlardan bunu istemiyor. Bizim böyle bir beklentimiz de yok. Ama insanlar kendilerini evlerinde hissettikleri zaman bunu doğal olarak yapıyorlar. İşte o anlarda tasarımın gerçekten amacına ulaştığını hissediyorum.

Misafirlerle ilişkiniz klasik otel-müşteri ilişkisine benzemiyor gibi...
Sanırım ben de bunu hiç istemedim. Kahvaltı sonrasında misafirlerime mutlaka kahve ikram etmek isterim. Çoğu zaman kahvelerini ben hazırlarım. Fakat zaman zaman çok güzel anlar yaşanıyor. Bazen bir misafir mutfağa girip kendi kahvesini hazırlarken diğer misafirlere de kahve yapmak istiyor. Bir bakıyoruz elinde beş-altı fincan kahveyle bahçeye çıkıyor. Daha birkaç saat önce birbirini hiç tanımayan insanlar birlikte kahve içmeye, sohbet etmeye başlıyor. Sonra aynı masada uzun sohbetler oluşuyor. Bazen telefonlar alınıyor. Bazen dostluklar kuruluyor. Aslında oteli tasarlarken içimden geçen şey tam olarak buydu. İnsanların birbirleriyle tanıştığı, sohbet ettiği, dostluklar kurduğu ve kendilerini gerçekten ait hissettikleri bir ortam yaratmak.

Sizi en çok etkileyen misafir anılarından biri nedir?
Birçok anı var. Ama hiç unutamadığım bir yorum var. Bir misafirimiz ayrıldıktan sonra yorumunun sonuna şu cümleyi yazmıştı: "Bir dahaki sene gelene kadar evimize iyi bakın." Bu cümleyi okuduğumda gerçekten çok duygulandım. Çünkü o anda anladım ki insanlar Kumkat Hotel'i bir otel olarak değil, kendilerine ait bir yer olarak görmeye başlamıştı. Benim bütün hayalim buydu. Bir iç mimar olarak bir mekân tasarlarsınız. Ama bir gün birisi o mekâna "evimiz" diyorsa, artık sadece bir bina tasarlamamışsınızdır. Bir duygu tasarlamışsınızdır.

Misafirlerinizden en sık duyduğunuz yorumlar neler?
En çok duyduğumuz şey: "Kendimizi evimizde gibi hissettik." Bir diğer sık duyduğumuz şey ise: "Buradan ayrılmak istemiyoruz." Aslında bu da çok ilginç. Misafirlerimizin büyük bölümü günün önemli bir kısmını otelin bahçesinde geçiriyor. Denizden dönüyorlar, tekrar bahçeye geliyorlar. Kitap okuyorlar. Kahve içiyorlar. Sohbet ediyorlar. Güneşleniyorlar. Bazıları bütün günü bahçede geçirmek istiyor. Bu da benim için çok değerli. Çünkü tasarlarken amacım sadece insanların uyuyacağı odalar yapmak değildi. İnsanların vakit geçirmek isteyeceği bir yaşam alanı yaratmaktı.

Bir kadın girişimci olarak bu yolculuk size ne öğretti?
Bu süreç bana insanların aslında neye ihtiyaç duyduğunu öğretti. Bugün herkes daha büyük odalar, daha lüks tesisler ya da daha fazla hizmet konuşuyor. Ben ise insanların en çok ihtiyaç duyduğu şeyin samimiyet olduğunu düşünüyorum. Kendilerini ait hissedebilecekleri bir yer. Kendileri olabilecekleri bir ortam. Gerçek ilişkiler kurabilecekleri insanlar. Sanırım Kumkat Hotel'in başarısının sırrı da burada yatıyor.
Başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz? Otelcilikte kendinizi başarılı buluyor musunuz?
Benim için başarı doluluk oranlarıyla ölçülen bir şey değil. Elbette işletmenin sürdürülebilir olması önemli. Ama beni asıl mutlu eden şey farklı. Bir misafirin tekrar gelmek istemesi. Arkadaşlarını göndermesi. Yıllar sonra hâlâ arayıp hâlimizi hatırımızı sorması. Ve en önemlisi... Bir misafirin ayrılırken: "Bir dahaki sene gelene kadar evimize iyi bakın." demesi. Benim için başarı tam olarak budur. Çünkü Kumkat Hotel'i kurarken hedefim dolu odalar yaratmak değildi. İnsanların ikinci bir evi olduğunu hissettikleri bir yer yaratmaktı. Ve bugün gördüğüm kadarıyla, bunu başarmış olmak bütün yorgunluğa değiyor.


