Turizm sektöründe uzun yıllar yönetici olarak görev yapan Muratcan Baştuğ ve Recep Kasım, çalıştıkları otellerde sunulan şartların her geçen sene kötüye gitmesi ve son çalıştıkları otelin maaşlarını ödememesi nedeniyle kendi otellerini açtı. Muğla'nın önemli turizm merkezlerinden Fethiye'de 6 odası bulunan Marvera isimli oteli kiralayan Baştuğ ve Kasım, oteli kendi elleri ile dönüştürerek kurdukları hayali gerçeğe dönüştürdüler.
Muratcan Baştuğ, yaşadıkları süreci ve hayallerin gerçeğe dönüş hikayesini Tourism Today'e anlattı: "Turizm sektörü, dışarıdan bakıldığında ışıltılı ve cazip görünse de, arka planında yılların emeği, sabrı ve çoğu zaman karşılıksız kalan alın teri vardır. Biz de yıllardır bu sektörün içinde çalışan insanlar olarak, misafir memnuniyetini her zaman ön planda tutarak sayısız sezona emek verdik. Ancak ne yazık ki bu yolculukta emeğimizin karşılığını her zaman alamadık. Özellikle 2025 sezonunda yaşadığımız maaş sorunları, bizim için bir dönüm noktası oldu. Tam da bu hayal kırıklığının ortasında, yıllar önce tanıştığımız bir kişinin yaptığı teklif hayatımızın yönünü değiştirdi. Kendisine ait bir otel olduğunu ve işletmesini bizim üstlenmemizden memnuniyet duyacağını söyledi. Gidip yerinde gördüğümüzde karşımızda 6 odalı, küçük ama büyük bir potansiyele sahip, oldukça şirin bir tesis vardı. İlk bakışta eksikleri fazlaydı; ancak biz o yapının içinde bir ruh, bir hikâye ve yeniden doğuş ihtimali gördük.
Mülk sahibiyle yaptığımız anlaşma klasik bir iş ortaklığından çok daha fazlasını ifade ediyordu. Gerekli malzemeleri kendisi karşılayacak, biz ise emeğimizi, bilgimizi ve ustalığımızı ortaya koyacaktık. Böylece sadece bir otel değil, adeta kendi ellerimizle şekillendirdiğimiz bir yaşam alanı yaratmaya başladık.
Bu süreçte yalnız değildik. Eşlerimiz, arkadaşlarımız ve yakınlarımız da bu hayalin bir parçası oldu. Hep birlikte, büyük bir dayanışma içinde çalışarak tesisi adım adım dönüştürdük. Elektrik ve su gibi kritik altyapı işleri profesyonellere bırakılırken, geri kalan birçok işi kendi ellerimizle yaptık. Şap attık, duvar ördük, sıva yaptık, hatta kayrak taş döşeyerek mekâna doğal ve sıcak bir karakter kazandırdık. Bulduğumuz hurda ahşapları değerlendirerek özgün dekorlar tasarladık; her köşeye emeğimizi ve ruhumuzu işledik.
Ancak bizim için bu tesisi özel kılan sadece fiziksel dönüşüm olmadı. Misafirlerimize sunduğumuz kahvaltı hizmeti de bu emeğin en değerli parçalarından biri haline geldi. Kahvaltıda kullanılan birçok ürünü tamamen kendi yetiştirdiğimiz ve kendi hazırladığımız doğal ürünlerden oluşturuyoruz. Bahçemizde yetişen sebzeler, dalından toplanan meyveler, ev yapımı reçeller, doğal zeytinler ve taptaze kahvaltılıklar ile misafirlerimize samimi ve organik bir deneyim sunuyoruz. Her tabakta sadece lezzet değil, aynı zamanda emek, doğallık ve içtenlik yer alıyor.
Bizim için burası yalnızca bir konaklama tesisi değil; alın teriyle kurulan, dostlukla büyüyen ve doğallıkla yaşayan bir yaşam alanı. Misafirlerimiz burada sadece bir odada kalmıyor; bir hikâyenin, bir emeğin ve samimi bir aile ortamının parçası oluyor.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, yaşadığımız tüm zorlukların bizi bu noktaya taşıdığını görüyoruz. Artık sadece turizm çalışanları değil, kendi hayalini gerçeğe dönüştüren girişimcileriz. Ve en önemlisi, misafirlerimize içinde gerçek bir ruh olan, doğallığı ve sıcaklığı hissedilen unutulmaz bir deneyim sunuyoruz."

