Tourism Today
TT8 Haziran 2026 Pazartesi
TT8 Haziran 2026 Pazartesi

Sessizliğine âşık olduğu tarihi köye, hayalindeki oteli açtı. Şimdi hedefi daha büyük…

6 dk okuma

Uludağ’ın eteklerinde blueberry üreticiliği yapan Erkan Ateş, bir akraba ziyareti için gittiği İzmir-Karaburun'da bir emlakçının önerisi ile birkaç kişinin yaşadığı Çukurköy'ü keşfetti. Sessizliğine, taş evlerine ve hikâyesine âşık olduğu Çukurköy'den bir ev satın alan Ateş, tarımın, doğanın, yerel kültürün ve insan hikâyelerinin bir araya geldiği sürdürülebilir bir konaklama modeli hayalleri kurdu. Hayata geçirdiği ve ismini Fintoz Butika olarak adlandırdığı işletme bugün Slow Food çalışmalarıyla, yerel üreticilerle, blueberry bahçeleriyle ve Çukurköy’ün yeniden görünür olmasına katkı sağlayan bir yaşam projesine dönüştü. Erkan Ateş şimdi de yeni bir hayal kuruyor. Ateş, “Asıl hedefim Çukurköy’ü, doğallığını ve özgün kimliğini koruyarak yılın 12 ayı yaşayan, üreten ve ilham veren örnek bir kırsal turizm destinasyonu haline getirmek” diyor.

Tuncay Sevin / Tourism Today

Öncelikle asıl işiniz olan tarım sektöründe neler yapıyorsunuz kısaca anlatır mısınız?

2016 yılından günümüze Bursa’daki Uludağ’ın eteklerinde toprakta kuzeyci blueberry (yaban mersini) üretimi yapmaktayım. 2020 yılında İzmir’in Karaburun ilçesine bağlı Küçükbahçe köyünde de güneyci blueberry (yaban mersini) deneme bahçesi kurdum.

Fintoz Butika

Fintoz Butika ile turizm sektörüne de adım attınız. Turizme adım atmanızı sağlayan Karaburun - Çukurköy ile nasıl tanıştınız?

Aslında Çukurköy ile tanışmamın arkasında planlanmış bir yatırım hikâyesi yok. Yaklaşık 12 yıl önce kızımın dedesini ziyaret etmek için geldiğim Karaburun'da bölgeyi tanımaya başlamıştım. O dönemde Sarpıncık'ta bir ev almayı düşünüyordum. Karaburun Çarşamba Pazarı'nda karşılaştığım emlakçı Erhan Oğuz'un önerisiyle ilk kez Çukurköy'e geldim. Köye adım attığımda beni en çok etkileyen şey sessizliği oldu. Neredeyse terk edilmiş gibiydi ve burada yalnızca yaşlı bir dede ile ninenin yaşadığını öğrendim. Daha sonra köydeki bu yapıyı satın aldım ama asıl bağım o günlerden sonra oluştu.

Fintoz Butika 3

Bir akşam köyden ayrılırken dönüp son kez baktım ve bir fotoğraf çektim. Fotoğrafta bütün köy karanlığın içindeydi. Yanan tek ışık, o yaşlı çiftin evinden geliyordu. Yüzyıllardır yaşamın sürdüğü bir köyde tek bir ışığın kalmış olması beni derinden etkiledi. O gün Çukurköy'e sadece bir mülk ya da bir yatırım olarak bakamayacağımı anladım. Sanırım Fintoz Butika'nın hikâyesi de tam o anda başladı. Çünkü ben burada bir işletme kurmaktan öteye yeniden hayat bulan bir köy hikâyesinin küçük bir parçası olmak istedim.

Fintoz Butika 1

Fintoz Butika’yı hayata geçirirken nasıl bir hayal kurdunuz? Şimdi bu hayalin neresindesiniz?

Fintoz Butika’yı hayata geçirirken hayalim sadece bir konaklama tesisi kurmak değildi. Çukurköy’ün kaybolmaya yüz tutmuş taş evlerini, sokaklarını ve ruhunu koruyarak insanların burada gerçek köy yaşamını deneyimleyebileceği bir yaşam alanı oluşturmaktı. Turizmin sadece birkaç aya sıkışmadığı; tarımın, doğanın, yerel kültürün ve insan hikâyelerinin bir araya geldiği sürdürülebilir bir model hayal ettim.

Bugün geldiğimiz noktada bu hayalin önemli bir bölümünün gerçekleştiğini görüyorum. Fintoz Butika artık sadece misafir ağırlayan bir işletme değil; Slow Food çalışmalarıyla, yerel üreticilerle, blueberry bahçeleriyle ve Çukurköy’ün yeniden görünür olmasına katkı sağlayan bir yaşam projesine dönüştü. Ancak kendimi yolun sonunda değil, hâlâ yolun başlarında görüyorum. Çünkü asıl hedefim Çukurköy’ü, doğallığını ve özgün kimliğini koruyarak yılın 12 ayı yaşayan, üreten ve ilham veren örnek bir kırsal turizm destinasyonu haline getirmek.

Ayrıca Fintoz Butika’nın ve Çukurköy’de ortaya koymaya çalıştığımız bu yaklaşımın, başta Karaburun olmak üzere İzmir’in diğer köylerine de örnek olmasını diliyorum. Bu coğrafyada doğru korunduğunda ve doğru anlatıldığında turizme değer katabilecek çok sayıda köy var. Benim en büyük dileğim, bu köylerin kendi kimliklerini kaybetmeden yeniden hayat bulmaları ve yerel halk için sürdürülebilir bir ekonomik değer yaratmalarıdır.

Çukurköy ise sahip olduğu doğal ve tarihi zenginliklerle bunu fazlasıyla hak ediyor. Sakız Adası’na karşı eşsiz günbatımları, yılın belirli dönemlerinde iki yanından akan şelaleleri, tarihi taş evleri, Mimas Köprüsü ve yüzyıllardır korunan dokusuyla çok özel bir yer. Hayalim, Çukurköy’ün yalnızca Karaburun’un değil, Türkiye’nin de örnek gösterilen tarihi köylerinden biri haline gelmesi; yerel yaşamını koruyarak dünyadan insanları kendine çeken bir destinasyon olmasıdır. Böylece hem bulunduğu bölgeye hem de Türkiye turizmine kalıcı bir değer katacağına inanıyorum.

Fintoz Butika 5

Fintoz Butika, Türkiye turizminde çok fazla örneği olmayan bir işletme. Siz turizmin zor olan tarafındasınız. Bunu özellikle mi seçtiniz?

Aslında bu sorunun cevabı biraz da sorunun içinde saklı. Çünkü Fintoz Butika, turizmde çok fazla örneği olmayan bir model üzerine kuruldu. Pandemi sonrası dünyada insanların ilgisi giderek daha fazla hikâyesi olan köylere, tarihi dokusunu koruyan yerleşimlere ve gerçek deneyimler sunan destinasyonlara yöneldi. Bu değişim benim de dikkatimi çekti.

Çukurköy'ü özel kılan en önemli unsurlardan biri de konumu oldu. Köy, yılın büyük bölümünde gün batımını izleyebildiğiniz, günü daha uzun yaşayabildiğiniz bir noktada bulunuyor. Ayrıca köydeki yapıların neredeyse tamamının deniz manzarasına sahip olması beni ilk günden etkileyen detaylardan biriydi. Elbette bu bir süreç. Ancak köyün çevresindeki doğal ve tarihi değerler de bu potansiyeli destekliyor. Hemen yanındaki Eğri Liman, çevredeki birbirinden güzel koylar, tarihi taş yapılar ve eşsiz coğrafya bölgeyi doğal olarak turizmin çekim noktalarından biri haline getiriyor. Biz de Fintoz Butika ile bu değerleri koruyarak ve görünür kılarak bölgenin geleceğine katkı sunmaya çalışıyoruz.

Fintoz Butika 2

Turizm ve Tarım, çok hassas ve Türkiye’yi ön plana taşıyacak olan sektörler. İki sektörde de ciddi bir risk altındasınız. Bir yatırımcı olarak bu riski nasıl omuzluyorsunuz?

Aslında bu soru, hem tarımda hem de turizmde yatırım yapmanın ne kadar büyük bir sorumluluk ve ekonomik yük taşıdığını da gösteriyor. Açık söylemek gerekirse bu süreçler zaman zaman bizi ciddi anlamda yordu.

Ancak benim geçmişim yaklaşık 30 yıl boyunca Bursa’da endüstriyel alanda ve iş sağlığı güvenliği sektöründe işletmecilik yaparak geçti. Emeklilik dönemine yaklaşırken, ülkemin iki farklı köyünde yatırım yapma fırsatım oldu. Bunlardan ilki Bursa’nın Tuzlaköy’üydü. Burada blueberry (yaban mersini) üretimine başladık. O dönem Türkiye için oldukça yeni bir alandı. Bugün geldiğimiz noktada Tuzlaköy, Türkiye’nin blueberry köyü olarak anılıyor ve ülkemizin en önemli üretim merkezlerinden biri haline geldi. Dünyanın en büyük blueberry tedarik zincirleriyle bu bölgede çalışmalar yürüttük ve yürütmeye devam ediyoruz. Aynı zamanda Uludağ Blueberry Derneği’nin kurucu başkanı olarak üreticilerimizi temsil etmeyi sürdürüyorum.

Fintoz Butika tarafında ise başta değerli mimarımız Mehmet Parlar olmak üzere birçok kıymetli dostumuzun ve profesyonelin katkısı oldu. Bu projeye başladığımız dönemde pandemi sürecinin başlarıydı ve bugünkü yüksek faiz ve enflasyon baskısı henüz yaşanmıyordu. Açıkçası aynı projeye bugün sıfırdan başlamak çok daha zor olurdu. Buna rağmen yaklaşık yedi yıllık bir emeğin sonunda projeyi tamamlayıp hayata geçirebildik.

Elbette bugün hâlâ ekonomik açıdan çeşitli zorluklarla karşılaşıyoruz. Ancak sürdürülebilirlik açısından baktığımızda, misafirlerimizden aldığımız geri bildirimler ve bölgeye kattığımız değer bize umut veriyor. Bu nedenle yaptığımız işin yalnızca ticari bir yatırım değil, aynı zamanda bulunduğu coğrafyaya değer katan uzun vadeli bir çalışma olduğuna inanıyorum. Bütün zorluklara rağmen geleceğe umutla bakmamızı sağlayan da tam olarak bu.

Fintoz Butika 4

Tarım sektöründe çalışmalarınız tüm hızıyla devam ediyor. Peki, turizm sektöründe kendinize nasıl bir hedef belirlediniz?

Bu soruya biraz tarımdan bakarak cevap verebilirim. Bugün dünyada, özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı ile birlikte insanlar daha doğal, daha sürdürülebilir ve daha yerel değerlere yöneliyor. Aynı dönüşüm turizmde de yaşanıyor. Artık insanlar sadece bir otelde konaklamak istemiyor; tarihi, kültürü, doğayı ve hikâyesi olan yerleri deneyimlemek istiyor. Bunun örneklerini İngiltere’nin kırsal köylerinde, İtalya’nın Toskana bölgesinde, Yunanistan’ın adalarında ve Avrupa’nın birçok noktasında görüyoruz. Bu bölgeler her geçen yıl daha da değer kazanıyor.

Ben Karaburun’u da bu açıdan Türkiye’nin büyük hazinelerinden biri olarak görüyorum. Tarihi köyleri, doğal koyları, tarımsal üretimi, gün batımı, Sakız Adası manzarası ve özgün kültürel dokusuyla çok özel bir potansiyele sahip. Hedefim, Karaburun’un kendi kimliğini koruyarak Türkiye’nin özgün bir kırsal turizm modeli haline gelmesine katkı sunmak.

Hayalim; Karaburun’un sadece yaz aylarında değil, yılın on iki ayında yaşayan, üretimle turizmi buluşturan ve dünyada örnek gösterilen bir destinasyon olmasıdır. Belki de gelecekte insanlar Karaburun’u, Akdeniz’in yeni Toskana’sı olarak konuşacaklar. Buna katkı sunabilirsek kendimizi başarılı sayacağız.

Fintoz Butika 6


KategoriOtel
Bu haberi paylaş