Turizm Haberleri
TT18 Eylül 2026 Cuma
TT18 Eylül 2026 Cuma
Uğur Talayhan: “Sektörün geleceğini, misafiriyle en güçlü bağı kuranlar belirleyecek”

Uğur Talayhan: “Sektörün geleceğini, misafiriyle en güçlü bağı kuranlar belirleyecek”

5 dk okuma

Konaklama sektörünün son yıllardaki en dikkat çeken isimlerinden The Grand Tarabya Managed by Accor Genel Müdürü Uğur Talayhan, Tourism Today’in kariyeri ve İstanbul’un ikonik oteli The Grand Tarabya hakkındaki sorularını yanıtladı.

Façade (2)

Mutfaktan genel müdürlüğe uzanan çok özel bir kariyer hikâyeniz var. Mutfağın içinden gelmek, bugün bir oteli yönetme biçiminizi nasıl etkiliyor?
Mutfağın içinden gelmek, bana bu işin görünmeyen tarafını öğretti. Bir tabağın arkasındaki emeği, saniyelerle ölçülen servis ritmini, hatasız olmanın getirdiği disiplini yıllarca sahada yaşadım. Bu deneyim, bugün masamda otururken bile gözümün hep detayda olmasını sağlıyor. Çoğu yönetici oteli, tablolar ve raporlar üzerinden okur; ben ise önce mutfağı, servisteki enerjiyi ve ekibin nabzını hissederek okurum. Bir başka etkisi de şu: Mutfakta çalışmış biri, ekibinin ne kadar yorulduğunu bilir. Bu yüzden liderliğimin merkezinde her zaman insan durur. Kısacası mutfak bana, mükemmelliğin büyük sözlerle değil, her gün tekrar tekrar yapılan küçük doğrularla kurulduğunu öğretti.

Uğur Talayhan (3)

Dünyanın farklı ülkelerinde ve farklı kültürlerde önemli görevler üstlendiniz. Global kariyeriniz boyunca sizi en fazla değiştiren veya geliştiren deneyimler nelerdi?
Beni en çok geliştiren şey, konfor alanımdan uzaklaştığım anlar oldu. Çin’de bambaşka bir iş kültürüne, farklı bir hıza ve ölçeğe uyum sağlamak zorunda kaldım; orada alçakgönüllülüğün ve dinlemenin gücünü öğrendim. Dubai bana lüksün uluslararası dilini ve rekabetin en üst seviyesini gösterdi. Avrupa ise inceliğin ve mirasa saygının değerini kavrattı. Belki de öğrendiğim en büyük ders şuydu: Hangi ülkede olursanız olun, insanların temel beklentisi hep aynıdır; kendilerini değerli hissetmek. Kültürler değişir, alışkanlıklar değişir; ama gerçek misafirperverliğin özü her yerde aynıdır. Bu farklı coğrafyalar beni tek bir kalıba sıkışmayan, her ortama uyum sağlayabilen bir yöneticiye dönüştürdü.

Son yıllarda dünyanın önemli otel gruplarında ve destinasyonlarında Türk yöneticileri giderek daha üst pozisyonlarda görüyoruz. Sizce Türk yöneticilerin uluslararası başarılarının arkasında hangi özellikler var? Genç Türk yöneticiler dünyada söz sahibi olmak için ne yapmalı?
Türk yöneticilerin en güçlü yanı, kültürümüze işlemiş olan misafirperverlik anlayışı. Bir Türk için misafir ağırlamak bir görev değil, bir onur meselesidir; bu içgüdüyü uluslararası standartlarla birleştirdiğinizde ortaya çok güçlü bir yönetici profili çıkıyor. Ayrıca biz doğuştan iyi birer köprüyüz; Doğu ile Batı’yı, farklı kültürleri anlama ve uzlaştırma konusunda büyük bir doğallıkla hareket ediyoruz. Genç Türk yöneticilere tavsiyem net: işi en alttan, sahadan öğrensinler ve hiçbir görevi küçük görmesinler. Yabancı dile, farklı kültürlere ve dünyaya korkusuzca açılsınlar. En önemlisi de sabırlı olsunlar; bu meslekte gerçek otorite unvanla değil, yıllar içinde biriken güven ve ustalıkla kazanılır. Yeteneğiniz sizi kapıdan içeri sokar, ama sizi zirvede tutan şey karakterinizdir.

Therapia Spa (2)

Türkiye konaklama sektörü ve turizmde çok güçlü rakamlara ulaştı. Bundan sonraki dönemde sizce hedefimiz daha fazla turist mi, daha yüksek nitelik ve daha yüksek turizm geliri mi olmalı?
Bu konudaki görüşüm net: bundan sonra önceliğimiz sayı değil, nitelik ve gelir olmalı. Türkiye, turist sayısında gerçekten etkileyici rakamlara ulaştı ve bununla gurur duymalıyız; ancak salt sayı üzerinden büyüme, belli bir noktadan sonra hem kaynakları hem de deneyim kalitesini zorlar. Bundan sonraki dönemde asıl hedefimiz; daha az sayıda ama daha uzun kalan, harcama gücü yüksek ve deneyim odaklı bir misafir profiline yönelmek olmalı. Bu yaklaşım hem turizm gelirini artırır hem de ülkenin marka değerini korur. Dünyanın önde gelen destinasyonları bu dönüşümü çoktan yaşadı; Türkiye de artık ‘kaç kişi geldi’ sorusundan ‘kim geldi ve ne deneyimledi’ sorusuna geçmeli. Lüks segment tam da bu yüzden kritik: nitelikli bir misafir, ülkeye yalnızca ekonomik bir katkı değil, kalıcı bir itibar ve marka değeri de kazandırır.

Therapia Spa (3)

Özellikle yeni kuşak artık sadece iyi bir oda ve iyi bir servis istemiyor; deneyim, gastronomi, wellness, sürdürülebilirlik ve kişiselleştirme arıyor. Yeni nesil otelcilik sizce nereye gidiyor? Yeni nesil otelcilik, hizmetten deneyime doğru evriliyor. Bugünün misafiri konforu ve kaliteyi zaten bir hak olarak görüyor; onu asıl etkileyen, kendisine ne hissettirdiğinizdir. Gastronomi artık bir otelin en güçlü kimliklerinden biri; wellness ise konforun yanına eklenen bir ayrıntı olmaktan çıkıp seyahatin temel amacı hâline geldi. Sürdürülebilirlik de bir tercih değil, bir sorumluluk ve misafirin açık bir beklentisi. Ama bütün bu başlıkları tek bir kelime birbirine bağlıyor: kişiselleştirme. İnsanlar standart bir lüksün değil, yalnızca kendilerine ait bir deneyimin peşinde. Ben otelciliğin geleceğini; teknolojinin gücünü insan dokunuşuyla birleştiren, misafiri bir oda numarası olarak değil hikâyesini bildiğimiz bir isim olarak gören bir anlayışta görüyorum. Özetle bu sektörün geleceğini, en büyük yatırımı yapan değil; misafiriyle en güçlü bağı kuran belirleyecek.

Therapia Spa (4)
Therapia Spa (5)

İstanbul’un ikonik oteli The Grand Tarabya 60. yılına hazırlanıyor. İstanbul’un hafızasında çok özel bir yeri olan böyle köklü bir oteli geleceğe taşırken tarihi kimliği korumak ile yenilenmek arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Bu denge, benim işimin belki de en zarif sınavı. The Grand Tarabya sıradan bir otel değil; 1966’dan bu yana İstanbul’un hafızasında yaşayan, Yeşilçam’ın yıldızlarına ev sahipliği yapmış, kuşaklar boyunca herkesin bir anısını biriktirdiği ikonik bir mekân. Neredeyse her İstanbullunun bu otelle ilgili bir hatırası vardır; işte böyle bir yeri yönetmek, bir binayı değil, koca bir şehrin ortak hafızasını devralmaktır. Ben tarihi kimliği bir kısıt olarak değil, üzerine geleceği inşa edeceğimiz en sağlam temel olarak görüyorum. Yaklaşımım şu: Geçmişe sırt çevirmeden, o köklü mirası bugünün diliyle yeniden yorumlamak. Otelin ruhunu ve o köklü zarafeti korurken; ona çağdaş bir konfor, uluslararası bir standart ve bugünün beklentilerini katmak. Accor yönetiminde sürdürdüğümüz ve Fairmont’a uzanan bu dönüşüm de tam olarak bunu hedefliyor. Bir yeri çağdaşlaştırmak kolaydır; asıl ustalık, onu yenilerken zamansız ruhunu ve zarafetini olduğu gibi koruyabilmektir.

60. yıl kapsamında The Grand Tarabya’da misafirleri hangi yenilikler, projeler ve sürprizler bekliyor? 60. yılı yalnızca bir kutlama değil, otelin yeni döneminin başlangıcı olarak görebilir miyiz?
60. yıl bizim için bir dönemin sonu değil, yepyeni bir dönemin başlangıcı. Bunu geçmişe bakıp kutladığımız bir yıldönümü olarak değil, otelin geleceğe adım attığı bir eşik olarak görüyoruz. Bu yılın en büyük ‘projesi’ aslında otelin kendisi: Accor yönetiminde sürdürdüğümüz yenilenme ve Fairmont markasına geçiş, The Grand Tarabya’nın yeni çağını tanımlayacak. Misafirlerimizi bekleyen yenilikleri zamanı geldikçe paylaşmayı tercih ederim; çünkü gerçek bir sürprizin değeri önceden anlatılmasında değil, yaşandığı anda ortaya çıkar. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: 60. yıl, misafirlerimizin bu köklü oteli hem tanıdık bir sıcaklıkla hem de yepyeni bir enerjiyle yeniden keşfedeceği bir yıl olacak. Yani evet; bu yalnızca bir kutlama değil, The Grand Tarabya’nın yepyeni bir çağa uyanışı. Ve bu heyecanı misafirlerimizle birlikte yaşamak için sabırsızlanıyoruz.

Bu haberi paylaş