İsa'nın son akşam yemeği Kapadokya’da
Tabii ki Kudüs'teki gerçek son akşam yemeğinden söz etmiyorum. İnciller yemeğin Kudüs'te yendiğini açıkça anlatır. Ben o gecenin mükemmel resmedildiği eserden bahsediyorum:
Son Akşam Yemeği denince ilk aklımıza Leonardo da Vinci'nin çizdiği ve bugün Milano'da duran eser geliyor. Ancak ondan 500 sene önce sanatçıların Kapadokya'daki kaya kiliselerinin duvarlarına işledikleri freskler hala sapasağlam ve günümüze neredeyse aynen ulaştı.
Kapadokya'da kiliseler hem kayalara, hem de yerin altına oyuldu. Kaymaklı'daki yeraltı şehrinde bir kilise, Derinkuyu'da bir şapel var. Ancak yukarıdaki freskli kiliselerin aksine bu yeraltı kiliseleri çok sade, neredeyse hiç süslenmemiş. Çünkü yerin altı çok daha ulvi bir konu için; hayatta kalmak için kazılmıştı.
O freskler yapılırken bölge hiç de sakin değilmiş. Baskın haberi geldiğinde insanlar hayvanlarını ve erzaklarını alıp yerin altına iniyor, girişleri içeriden kapatıyormuş. O kocaman yuvarlak sürgü taşlarının bu amaçla yapıldığını öğrendiğimde çok şaşırmıştım.
Derinkuyu'nun hikayesi 1963'te bir evin bodrumunda başlamış. Evin tadilatı sırasında tesadüfen ortaya çıkan tüneller, yerin altında katlar halinde inen bir şehrin varlığını gün yüzüne çıkarmış.
Yerin altındaki hayat sanıldığından çok daha düzenli. Yani yerin altına inen bir aile, yukarıdaki hayatını küçültülmüş haliyle yanında götürebiliyordu. Bu şehirler bir kez değil, defalarca kullanıldı.
Şehirleri son kez boşaltan olay 1923 nüfus mübadelesi oldu. Bölgenin Rum Ortodoks halkı Yunanistan'a gönderildi ve yeraltı şehirleri sessizliğe gömüldü.
Yazının başındaki fresklere dönmek gerekirse; Sadece Kapadokya bölgesinde yirmi üç Son Akşam Yemeği freski var. Trabzon Ayasofya ve Sümela Manastırı'ndaki örneklerle birlikte Türkiye'deki sayı en az yirmi beşi buluyor.
Hem bin yıllık olan, beş yüz yıllık olandan daha iyi durumda. Karanlık Kilise'de bu kadar iyi durumda bir fresk beklemiyordum. Eser yıllara meydan okumuş ve bugün en iyi durumdaki fresklerden biri. Kiliseye adını veren karanlık, onu koruyan şey olmuş.
Kapadokya'nın Peribacaları'na, vadilerine bakıp geçmek kolay. Ama o manzaranın neredeyse her kayasında bir kapı, her kapının arkasında bir sığınak var. Bu topraklarda insanlar yüzyıllar boyunca baskın haberiyle yerin altına inmiş, 500 kiloluk taşı içeriden kapatmış ve tehlikenin geçmesini beklemiş. Yukarı çıktıklarında da kayaların duvarlarına inandıklarını işlemeye devam etmişler.
Karanlık Kilise'deki sofra, o insanlardan bize kalan en sağlam iz. Savaşları, baskınları, terk edilişi ve bin yılı atlattı. Leonardo'nunki dünyanın en ünlüsü olabilir. Ama Kapadokya'daki, bu toprakların yaşadığı her şeye rağmen ayakta kalanı.
Sezer ŞENER







