Turizmde tecrübe mi, gençlik mi?
Zaman su gibi ilerliyor.
Turizmde istihdama nefes aldırabilecek çok güzel yatırımlar da hizmet vermeye başlıyor.
Çocuklarımız da gençlerimiz de büyüyor ve aynı işyerlerinde çalışma arkadaşı olmaya başlıyoruz.
Tamam, buraya kadar her şey çok güzel, peki bunun akabinde ne ile karşılaşıyoruz?
Bu sebeple zaman zaman karşılaştığımız bir tartışma var artık hayatımızda: Tecrübeli çalışanlar mı daha değerli, yoksa genç ve dinamik çalışanlar mı?
Aslında bu sorunun cevabı oldukça açık: Turizmin her ikisine de ihtiyacı var. Çünkü bu sektör, yalnızca teknolojiyi kullanarak ya da yılların deneyimine güvenerek yönetilebilecek bir sektör değil. Turizm; insanı anlamayı, değişime uyum sağlamayı, iletişim kurmayı ve her gün yeniden öğrenmeyi gerektiriyor.
Yıllar içinde sektörde çok şey değişti. Rezervasyon sistemleri, satış kanalları, dijital pazarlama, misafir beklentileri ve çalışma biçimleri… Bugünün genç çalışanları teknolojiyle daha iç içe, bilgiye daha hızlı ulaşabiliyor ve farklı kariyer beklentileriyle sektöre adım atıyor. Daha esnek çalışma koşulları, kendilerini geliştirebilecekleri ortamlar, geri bildirim almak ve yaptıkları işin karşılığında takdir görmek onlar için önemli hale geliyor.
Bunları bir eksiklik ya da sabırsızlık olarak değerlendirmek yerine, değişen çalışma hayatının doğal bir parçası olarak görmek gerekiyor. Tabi yapabiliyor muyuz o bizim için bir soru işareti?
Diğer tarafta ise yıllarını turizme vermiş, farklı sezonlar yaşamış, krizler atlatmış, yüzlerce misafirle iletişim kurmuş ve sayısız soruna çözüm üretmiş çalışanlarımız, büyüklerimiz, sektör duayenlerimiz var. Onların sahip olduğu deneyim, yalnızca bir özgeçmiş satırı değildir. Bazen zor bir misafiri sakinleştirebilmek, yoğun bir sezonda ekibi doğru yönlendirmek, beklenmedik bir aksaklıkta soğukkanlı kalabilmek yıllar içinde kazanılan bir beceridir.
Ne yazık ki bu bilgi her zaman kitaplarda yazmaz. Çoğu zaman yaşanmışlıkların içinde saklıdır.
Peki, bu iki kuşağı birbirinin alternatifi olarak görmek zorunda mıyız?
Bence hayır. Asıl mesele, farklı kuşakların güçlü yönlerini aynı ekip içinde buluşturabilmek.
Fatma OKUR







