Uzun yıllardır Kazakistan'da yaşıyorum. Aynı zamanda Antalya Konyaaltı'nda da bir evim var ve yılın belirli dönemlerini Türkiye'de geçiriyorum.
İki ülke arasında yıllardır dikkatimi çeken, hatta zaman zaman beni düşündüren önemli bir fark var: Trafikte yayaya gösterilen saygı ve kuralların uygulanma biçimi.
Kazakistan'da trafik ışığı olmayan bir yaya geçidinde öncelik tartışmasız şekilde yayaya aittir. Sürücüler, yaya daha geçide adım attığı anda durur. Çünkü bu kural toplum tarafından benimsenmiştir ve ihlallerin ciddi yaptırımları olduğunu herkes bilir.
Türkiye'de ise son yıllarda "Öncelik Hayatın, Öncelik Yayanın" kampanyaları ve yollara yazılan "Yaya Öncelikli" uyarılarıyla önemli bir farkındalık oluşturulmaya çalışıldı. Bu çabalar son derece önemli. Ancak uygulamada aynı başarı seviyesine ulaşıldığını söylemek zor.
Birçok sürücü, yaya geçidinde bekleyen birini gördüğünde yavaşlamak yerine yoluna devam etmeyi tercih ediyor. Bu durum özellikle Antalya gibi yabancı turistlerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde daha da dikkat çekiyor.
Bazen bilinçli bir vatandaş refleksiyle yaya geçidine kararlı şekilde adım atıyorum. Ancak çoğu zaman sürücülerin tepkisiyle karşılaşıyor, hatta sözlü sataşmalara maruz kalabiliyorum. Bazı durumlarda ise güvenlik endişesi nedeniyle geri çekilmek zorunda kalıyorum.
Kendi ülkelerinde yaya önceliğinin tartışmasız bir kural olmasına alışkın olan turistler de Türkiye'de aynı güvenle yola adım atabiliyor. Ne yazık ki bazıları kısa süre içinde bunun her zaman geçerli olmadığını tecrübe ederek öğreniyor. Bir turizm ülkesi açısından bu durum üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
Trafik güvenliği verileri de konunun sadece bir nezaket meselesi olmadığını gösteriyor. TÜİK'in 2024 yılı verilerine göre Türkiye'de trafik kazalarında hayatını kaybeden 6.351 kişinin 1.331'i yayalardan oluştu. Aynı yıl 42.486 yaya yaralanırken, kazaların oluş şekilleri incelendiğinde en fazla ölümün yayaya çarpma sonucu meydana geldiği görüldü. Başka bir ifadeyle, yaya güvenliği konusu yalnızca trafik düzeni değil, doğrudan insan hayatını ilgilendiren bir kamu güvenliği meselesi.
Geçtiğimiz günlerde Antalya'ya sık gelen Kazak dostlarımla bu konuyu konuşurken içlerinden biri şu ifadeyi kullandı: "Yaya öncelikli geçitte hayatını kaybedenler için durumu kısa bir şelkilde özetledi: Öldüler ama haklıydılar."
Trajik olduğu kadar düşündürücü bir tespit...
Bu mesele yalnızca eğitimle açıklanabilecek bir konu değil; aynı zamanda yönetim ve denetim meselesidir. Trafik kültürü sadece tavsiyelerle değil, kuralların tutarlı şekilde uygulanmasıyla oluşur. Bir kuralın ihlali yaptırımsız kalıyorsa, zamanla o kural toplum nezdinde önemini kaybetmeye başlar.
Oysa çözüm çok karmaşık değil:
- Kameraları ve EDS sistemlerini etkin kullanmak,
- İhlallere karşı istisnasız yaptırım uygulamak,
- Bu kararlılığı sürdürülebilir hâle getirmek.
Birkaç ay içinde bile davranışların ve toplumsal reflekslerin ne kadar hızlı değişebildiğini görmemiz süpriz olmayacaktır.
Bu denetimsizlik ve kuralsızlık hissi, ne yazık ki sadece yaya geçitleriyle sınırlı kalmıyor. Kent yaşamının farklı alanlarında da benzer örneklerle karşılaşabiliyoruz. Kuralların varlığı ile uygulanması arasındaki fark, toplumun kurallara olan güvenini doğrudan etkiliyor.
Bu durum, kuralların uygulanma etkinliği konusunda toplumda soru işaretleri oluşmasına neden oluyor.
Bu noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Kurallar gerçekten uygulanmak için mi var, yoksa sadece hatırlatmak için mi?
Eğer bir kural gereksiz görülüyorsa kaldırılmalıdır. Ancak gerekli görülüyorsa da tutarlı şekilde uygulanmalıdır. Aksi hâlde insanlar kuralların sadece tabelalarda var olduğuna inanaya başlıyor. Bu da zamanla kuralsızlığı ve "bana bir şey olmaz" anlayışını getiriyor.
Kurallara uyum kültürünü artırmak; tek başına eğitime ya da sadece denetime bırakılamayacak kadar hayati bir konu. Eğitim farkındalık yaratır, denetim ise davranışı kalıcı hâle getirir. Gerçek dönüşüm ancak her ikisinin birlikte ve kararlı şekilde uygulanmasıyla mümkün.
Sonuç olarak, yaya geçitleri bir toplumun trafik kültürünü ve birbirine duyduğu saygıyı gösteren en görünür alanlardan biri. Bir ülkenin gelişmişliği sadece yollarının genişliğiyle değil, o yollarda en savunmasız olan yayaya gösterilen saygıyla da ölçülür.
Çünkü mesele sadece bir yaya geçidinden karşıya geçmek değil; mesele, insan hayatına verilen değerdir.
İbrahim ÇELİK

